21 research outputs found

    Design And Implementation Of A Double-sided Coreless Linear Motor

    Get PDF
    Tez (Yüksek Lisans) -- İstanbul Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2015Thesis (M.Sc.) -- İstanbul Technical University, Institute of Science and Technology, 2015Lineer motor teknolojisi 1840’lara dayanmaktadır. Bilinen ilk model bir İngiliz mühendis olan Charles Wheatstone tarafından yapılmıştır, ancak bu model çok kullanışlı ve uygulanabilir olarak hatırlanmamaktadır. Elverişli ilk model, bir Alman mühendis olan Alfred Zehden tarafından 1905’te tasarlanmıştır. Bu model trenlerde ve asansörlerde kullanılmıştır. Uygulamalar daha da geliştirilerek en ileri şekliyle 1935’te Herman Kemper tarafından tasarlanmıştır. Yine de herşeye rağmen lineer motorun gelişimine en çok katkıda bulunan ve mucidi olarak tanınan kişi aynı zamanda Imperial College London profösörlerinden biri olan Eric Laithwaite’dir. Günümüzde elektrik motorlarından beklentiler oldukça fazladır. Bunlardan bazıları hafiflik, kontrol edilebilirlik, doğrudan tahrik, yüksek kuvvet/moment ağırlık oranı ve düşük bakım maliyeti olarak sıralanabilir. Bu saydığımız beklentiler, lineer motorlara olan ilgiyi son zamanlarda fazlasyla arttırmıştır. Lineer motorlar üzerine yapılan çalışmalar asenkron lineer motorlarla başlamış olsa da, lineer fırçasız doğru akım makinaları kontrol edilebilirliklerin çok daha kolay olması nedeniyle asenkron motorlarlara olan bu ilgiyi ikinci plana atmayı başarmıştır. Lineer motorlar en basit yapılarıyla, dönel bir motorun yarıçapı boyunca kesilip lineer hale getirilmiş durumu olarak tanımlanabilir. Lineer motorda momentden söz edilmez ve bu büyüklük yerini kuvvete bırakır. Lineer motorlar uzunlukları boyunca kuvvet üretirler. Kısa zamanda yüksek kuvvet değerlerine çıkabilmektedirler. Aktarma elemanlarının olmaması ve yapıları gereği bunlara ihtiyaç dahi olmaması döner hareketi lineer harekete çevirirken kaybedilen enerjiyi ortadan kaldırmaktadır. Dolayısıyla motor sürücüleri için daha hassas kontrol sağlamaktadır. Sanayide çeşitli alanlarda kullanılabilirler. Başlıca uygulama alanmaları, CNC tezgahları, robotik ve otomasyon uygulamaları, füze konumlama sistemleri, gen dizimi, konveyör sistemleri, vinç sistemleri ve manyetik levitasyon olarak sıralanabilir. Lineer motor üzerine yapılan çalışmala çoğunlukla Almanya ve Japonya’da yer almaktadır. Lineer motorların bugünkü en ileri teknolojisi, Japonya‘da bir manyetik levitasyon uygulaması olan Maglev trenlerinde kullanılmaktadır. Bu tren son zamanlarda ulaştığı 600km/sa hız değeriyle dünya rekorunu kırmıştır. Geçmiş uygulamalara bakıldığında, 10 yıl öncesinde bile lineer motorlar yük altında doğrusal olarak sadece 5m/sn gibi bir hızla hareket edebiliyorlardı. Bu düşünüldüğünde Japonya’daki uygulamalar lineer motor teknolojisinde devrim yaratmıştır denilebilir. Böylece pek kullanılmamakta olan lineer motor teknolojisi yeniden dünyanın ilgisini çekmeye başlamıştır. Lineer motorlar artık günümüzde basit yapıları ve düşük maliyetleri nedeniyle endüstride yaygın olarak kullanılmaktadır, ancak güç faktörü ve veriminin çok yüksek olmaması bir dez avantaj olarak karşımıza çıkmaktadır. Günümüzde lineer motor teknolojisinden beklentiler eskiye göre çok daha ileri düzeydedir. Lineer motor uygulamalarından en dikkat çekenleri gen dizimi, tıp elektroniği ve roket konumlandırma olarak listenebilir. Bu nedenle özellikle hassas konumlandırma, lineer motor teknolojisinde her geçen gün çok daha fazla önem kazanmaktadır. Hassas konumlandırma özellikle belli durumlarda fazlasıyla dikkat edilmesi gereken bir husustur. Özellikle çok yüksek ve çok düşük hız durumu, hızlı ivmelenme ve hızlı yatışma süresi söz konusu olduğunda ön plana çıkar ve verimliliği arttır. Bu durum düzgün hareket ve aşırı hassas ayar gerektiren mekanik ve konumlama elemanlarının başlıca araştırma konusudur. Tüm bu araştırmalar esasında motorun değişken yüke ve uygulanan kontrol sinyaline çabuk cevap verebilmesini amaçlamaktadır. Lineer motorun çalışma ilkesi Lorentz ve Faraday yasasına dayanır. Lorentz kuvvet yasası içinden akım geçirilen bir iletkenin, akıma dik olarak endüklenmiş bir manyetik alana yerleştirilmesi sonucunda bu iletkene bir kuvvet etkiyeceği ve bu kuvvetin iletkeni hareket ettirmeye çalışacağını söylemektedir. Bunun yanında bu kuvvetin iletkendeki sarım sayısı, sargı akımı ve üretilen akı ile doğru orantılı olduğu bilinmektedir. Faraday yasası ise manyetik alan içerisinde bulunan bir iletken, bu alan içerisinde belirli bir hızla haraket ettirilirse bu iletken üzerinde bir gerilim endüklendiğini söyler. Bu fikirlerden yola çıkılarak var, tez çalışmasında yeni bir lineer motor tasarlanıp üretilmiştir. Çalışmanın amacı çift yanlı, hava çekirdekli yüksek konum hassasiyetine sahip lineer bir motor tasarlamaktır. Uygulama alanları robotik ve otomasyon uygulamaları olarak belirlenmiş ve motor jenerik olarak tasarlanmıştır. Motorun yapısı gereği tasarım amacına ulaşmaktadır. Hava çekirdekli yapı düzgün harekete olanak vermektedir. Bunun nedeni hareketli parça üzerinde fazladan manyetik yük bulunmaması ve bu yükün stator sırt demiri ile manyetik etkileşime girememesidir. Bu durum daha hassas kontrol olanağı sağlar. Çift yanlı yapı motorun çok yüksek ve çok düşük hızlarda çalışmasını ve daha hızlı ivmelenmesini sağlar. Bu durum ise tamamen çift yanlı yapının daha homojen bir alan dağılımı oluşturmasından kaynaklanır. Tasarlanan motorun problemi ısı ve kapladığı alan olarak belirlenmiştir. Motorun önemli üç ana bölümü bulunmaktadır, bunlar; mıknatıslar, sargılar ve stator sırt demiri olarak listelenmiştir. Lineer motorda 22 kutup çifti ve 6 sargı bulunmaktadır. Tasarım ANSYS-Maxwell programında gerçekleştirilmiş, yapılan çalışmalardan sonra sonuçlar tasarıma gönderilmiştir. Çalışmanın amacı çift taraflı hava çekirdekli ve yüksek konum hassasiyetine sahip bir lineer motor tasarlamaktır. Malzeme seçimi ANSYS-Maxwell kütüphanesinden gerçekte var olan malzemelere uygun olacak biçimde yapılmıştır. Malzemeler bakır, Steel_1010 ve NdFe35 olarak seçilmiştir. Samaryum kobalt gibi NdFeB mıknatısı da nadir toprak mıknatısları arasında yer almaktadır. Bu mıknatıslar genel olarak demir, bor ve neodyum alaşımından oluşur ve kimyasal formülü Nd2Fe14B olarak yazılır. Bu tip mıknatısların koersif kuvvetleri yüksek olup tıpkı ferrit mıknatıslar gibi enine mıknatıslanmaya uygundurlar. Sargılar alüminyum yerine bakır olarak seçilmiştir. Bakırın en iyi iletken olması bu kararda önemli rol oynamıştır. Tez çalışması yüksek hassasiyette bir lineer motor tasarlamak olup, bu uygulamanın endüstride bir çok alanda kullanılmasından dolayı iç parçalar ve bağlantı parçalarının jenerik olarak üretilmesine karar verilmiştir. Toplam motor ağırlığı 10.5 kg’dır. Hafif olması nedeniyle birçok yerde kullanılabilir ve taşıma kolaylığı sayesinde istenilen yere monte edilebilir. Elektriksel tasarımı motorun manyetik analizleri ve kontrol devresinin tasarlanması oluşturmaktadır. Bu tez çalışmasında sadece motorun elektrik, manyetik tasarımı ve üretimi anlatılmaktadır. Öncelikle motorun mekanik hesapları yapılmış ve bu hesplara dayanılarak motorun üç boyutlu çizimi gerçekleştirilmiştir. Üç boyutlu çizimden sonra analitik ve sonlu elemanlar yöntemi kullanılarak iki boyutlu elektromanyetik hesaplarla motor tasarıma hazırlanmıştır. Bunu takiben motor üretimi gerçekleştirilmiş ve motor testlerine başlanmıştır. Motor tesleri ile sonlu elemanlar analizi arasında büyük tutarlılık görülmüştür. Tezin sonunda sonuçlar ve gelecekteki çalışmalar bölümüne yer verilmiş ve bu konudaki düşünceler belirtilmiştir. Sonlu elemanlar yöntemiyle motor tasarlandıktan sonra ilk olarak kuvvet hesabı el hesabı ile tekrar kontrol edilmiş ve analiz sonucu doğrulanmıştır. Ortaya çıkan ufak fark nümerik olup hata sınırları içerisinde kalmıştır. Sürücü devresi bir PWM devresi olup Maxwell Circuit Editor programında tasarlanmıştır. Motor tasarımını etkileyen faktörler giriş gerilimi, çıkış gücü ve anma hızı olarak bulunmuştur. Gerekli güç için en iyi tasarımı elde etmek doğru malzeme seçimi ve sargı optimizasyonu ile olmaktadır. Elektrik makinaları elektromekanik enerji dönüşümü yapan aygıtlardır. Elektrik enerjisi verilip mekanik enerji alınıyorsa buna motor çalışma, mekanik enerji verilip elektrik enerjisi alınıyorsa da buna jeneratör çalışma denmektedir. Elektrik makinaları iki ana başlık altında incelenebilir. Bunlar doğru akım ve alternatif akım makinaları olarak adlandırılabilir. Alternatif akım makinelerinin çalışma prensibi alternatif akımın sargılardan geçmesi ve hava aralığında döner alan oluşturması prensibine dayanır. Alternatif akım makinalarının alt dallarına bakılacak olursa senkron ve asenkron makinaları karşımıza çıkar. Senkron makinalar altında ise fırçasız doğru akım makinası bulunur. Doğru akım makinalarında ise manyetik alan doğrudan oluşur. Doğru akım makinaları komutasyon ve homopolar olarak iki ana gruba ayrılır. Komutasyon ile çalışan motorlardan biri de sabit mıknatıslı makinadır.Yani sabit mıknatıslı makinalar doğru veya alternatif akımla çalışabilir. Sabit mıknatıslı doğru akım makinaları adında doğru akım bulundursa da aslında alternatif akım makinaları altında yer almaktadırlar. Tasarlanan lineer motor fırçasız doğru akım makinası özelliklerini taşımaktadır. Endüklenen gerilimi ise sabit mıknatıslı senkron makinaya benzer. Bunun yanında lineer motorların tasarımlarına ilişkin özel sınıflandırmaları da bulunmaktadır. Örneğin, fırça tipine göre fırçalı ya da fırçasız lineer motorlar; stator şekline göre tüp şeklinde, çift yanlı ya da yassı lineer motorlar; çekirdek tipine göre ise demir çekirdekli, hava çekirdekli ve slotsu lineer motorlar olarak sıralanabilir. Tasarlanan lineer motor her grubun bir özelliğine sahip olmak üzere fırçasız, çift yanlı ve hava çekirdekli olarak bu listede yerini alır. Tasarlanan lineer motor sargıları üzerinde önemli optimizasyon çalışmaları yapılmıştır. Sonuçta üretilen motordaki tasarımda 4 mıknatısın karşısında 3 sargı olacak şekilde bir düzenleme yapılmış ve bunun diğer çalışmalarla kıyaslandığında en yüksek kuvvet değerini oluşturduğu görülmüştür. Motor tasarımının her aşaması sırasında bir bilgisayar programından yararlanılmıştır. Analizler sonlu elemanlar yöntemiyle yapılmıştır ve sargılar bu yöntemle yapılan analizler sonucunda optimize edilmiştir. Yapılan tetkiklerden sonra, motor üretimi ve montajı gerçekleştirilmiştir.The history of linear motor technology can be traced back to the 1840s. The first model made by Charles Wheatstone was inefficient and impractical. The first feasible linear motor was created by a German engineer called Alfred Zehden in 1905 to drive trains and lifts. A more fundamental model was later developed by Herman Kemper in 1935. The best example of usage of linear motors today are in Maglev trains in Japan. Less than a decade ago, linear motors were only able to move 5 meters per second with straightness, load capacity and stiffness. This is a positive sign that linear motor technology is growing rapidly and is the focus of a great amount of research and development. Linear motors are widely used in the industry as they have a simple structure and their cost to produce is becoming much lower. However, linear motors have low power factor and low efficiency. Modern linear motor applications demand greater performance. The key demands of a linear motor are high acceleration, long life, low maintanence, few moving parts and precise positioning. Some of the applications include, DNA sequencing, health operations, rocket positioning etc. Therefore, precision of linear motors is becoming significantly more important. From ideas above, the study involves to produce a brand new linear motor. It has 22 pole pairs and 6 coils, designed in a FEM tool (ANSYS-Maxwell 2015®) and has since been into production. This purpose of the thesis is to demonstrate and explain the design of a high precision double-sided coreless linear motor. Materials simiar to the existing ones are chosen from ANSYS-Maxwell library. The materials are consisting of copper, NdFe35 and Steel_1010. Like Samarium Cobalt, NdFeB (Nd2Fe14B) is termed as rare earth magnet. These magnets have high coercive force and can be magnetized widthwise like a ferrite magnet. Copper windings are typically chosen over aluminum windings, even though aluminum is cheaper, copper is a better conductive material. As the application is having high precision that is applicable to many industrial areas that are listed above, it is a lot easier to design and produce the linear motor as a generic motor. The total motor weighs approximately 10.5 kg. This will be the perfect motor that can be mobile and be implemented anywhere needed. First, the electromagnetic design of the motor is performed. After the FE analysis is done using ANSYS-Maxwell software, the force value is verified by a hand calculation. The results between the two calculations are slightly different due to moving field that needs to be taken into account. Secondly, mechanical data set is examined for the motor design. Then, the CAD drawing of the motor is given followed by analytical verification of the design and electromagnetic analysis. The production and the tests of the electric motor that is designed is explained and finally the conclusion and future investigations are discussed. The drive circuit is a PWM circuit designed in ANSYS Maxwell Circuit Editor. The features that effect motor design are input voltage, output force and rated speed. To maintain the best electric design for the required force, choosing the proper materials and optimizing the coils are essential. An electrical machine is an electromechanical device that converts energy. When one investigates, when the input is electrical energy and the output is mechanical energy it works as an electrical motor. However, if the input is mechanical energy and the output is electrical energy electrical machine works as an electrical generator. Electrical machines can be divided into two different types which are listed as Alternative Current (AC) and Direct Current (DC) electrical machines. In an AC machine, alternative current flows into the coil and creates a rotating magnetic field in the airgap. In DC machines magnetic field is created straightly. Permanent magnet brushless DC motors are named DC but thinking of their working principle they can be considered in AC machine types. The designed linear motor can be thought like a BLDC machine. For the linear motor a special design is produced and laboratory tests are made. According to this special design, three coils would face four magnets. The design of the motor is made by computer aided software. After designing the linear motor, electromagnetic FEM analyses are made. The coils are optimized after making several analyses by using the finite element software. When the verification of the design is obtained, production is made as well as motor assembly. There are three hall sensors exist on the original motor. The hall sensors that are currently exist on the motor are ignored for the FEM design. An approximation is made for the FEM design for these hall sensors. In the thesis, hall sensors will not be discussed under the chapter of electromagnetic simulation.Yüksek LisansM.Sc

    Batı Balkanların Avrupa Birliği bütünleşmesi

    Get PDF
    xiii, 87 sayfa : 29 cm. 1 CDÖZETİkinci Dünya Savaşı’nın ardından Avrupa devletleri istikrarsız ve savaşlara yolaçan imajından sıyrılmak, eski güçlerini tekrar kazanmak, barış ve refahı sağlamakamacıyla Avrupa Birliği’ni (AB) kurmuştur. Bu doğrultuda altı kurucu devlet ileoluşturulan AB zamanla bünyesine yeni ülkeleri ekleyerek 28 üyeli uluslarüstü(supranasyonel) bir yapı haline gelmiştir. AB’nin hem yeni üye kabul etmesianlamına gelen hem de en güçlü dış politika araçlarından biri olarak kabul edilengenişleme, AB kurulduğu andan itibaren yedi kez gerçekleşmiş ve bugün BatıBalkan ülkeleri ile devam eden bir süreç haline gelmiştir.Bu tez çalışmasında, AB’nin Batı Balkanlara genişleme sürecini etkileyenfaktörler araştırılmıştır. Çünkü AB’nin Batı Balkanlara genişlemesi sonucu sadeceHırvatistan AB üyesi olmuş, başka bir Batı Balkan ülkesinin AB üyeliği henüzgerçekleşmemiştir.ABSTRACTAfter the Second World War, European states established the European Union(EU) to change the image of instability and wars, regain old strengths, and ensurepeace and prosperity. In this respect, the EU, formed by six constituent states, hasgradually become a supranational structure with twenty-eight members. The EUenlargement, considered to be one of its strongest foreign policy instruments, hastaken place seven times since the EU was established and it has recently beenexpanded to the Western Balkan countries.This thesis aims to examine behind the affecting factors of the EU enlargementprocess to the Western Balkans. Croatia remains so far the only Western Balkancountry that successfully completed EU acession negotiations and became an EUmember

    The effect of phosphorus application on mineral elements concentration of lettuce and onion plants

    Get PDF
    Marul (Lactuca sativa L.) ve soğan (Allium cepa L.) bitkilerinin gelişimi ve mineral element alımına fosfor (P) uygulamasının etkisini araştırmak üzere Triple süper fosfat (TSP, %42 P2O5) gübresinden 0, 50, 100, 200, 400 mg kg-1 P uygulanmıştır. Marul bitkisinde en yüksek kuru ağırlığa 50 mg kg-1 P düzeyinde ulaşılırken, soğan bitkisinde 200 mg kg-1 P düzeyinde ulaşılmıştır. Artan miktarda uygulanan fosfor ile marul bitkisinin P, Br, Rb konsantrasyonlarının arttığı, Ca, S, Fe, Zn, Mn, Ti, Sr ve Ba konsantrasyonlarının azaldığı belirlenmiştir. Fosfor uygulamasına bağlı olarak bitkilerin Si ve Ni konsantrasyonlarında önemli bir değişim olmamıştır. Artan düzeyde uygulanan fosfora bağlı olarak soğan bitkisinin P, As, Rb, Ba konsantrasyonları artarken Cu, Ti ve Co konsantrasyonları azalmıştır. Fosfor uygulaması, soğan bitkisinin K ve S konsantrasyonunu artırmıştır. Marul bitkisinin K konsantrasyonuna etkisi istatistik olarak önemsiz olurken yüksek P düzeyleri S konsantrasyonunu azaltmıştır. Her iki bitkinin Fe konsantrasyonu P uygulamasına bağlı olarak azalmıştır. En yüksek Br konsantrasyonu her iki bitkide de 400 mg kg-1 P uygulamasında belirlenmiştir. Artan düzeyde uygulanan fosfor ile bitkilerin özellikle bitkiler için mutlak gerekli olmayan mineral konsantrasyonlarının arttığı bu artışın çevre kirliliğinin yanı sıra insan sağlığını olumsuz etkileyebileceği için aşırı fosforlu gübre kullanımından kaçınılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.In this experiment, effect of phosphorus applications at the levels of 0, 50, 100, 200, 400 mg P kg-1 (as triplesuperphosphate, 42% P2O5) on the growth and mineral composition of lettuce (Lactuca sativa L.) and onion (Allium cepa L.) plants were studied. The highest dry weight of lettuce and onion were found at 50 mg P kg-1 and 200 mg P kg-1 , respectively. Lettuce plant P, Br, Rb concentrations increased and Ca, S, Fe, Zn, Mn, Ti, Sr and Ba concentrations decreased with increasing amounts of phosphorus application and also there is no significant difference on Si and Ni concentrations. On the other hand, the concentration of P, As, Rb and Ba were increased and Cu, Ti and Co decreased by increasing P application in onion plants. Phosphorus application significantly increased K and S concentations of onion. There is no difference on K concentration of lettuce. Sulphur concentration of lettuce was decreased by increasing P levels. Iron concentration of both plants were lower in P applied plants. The highest Br concentration of both plants were determined at the level of 400 mg P kg-1 application. In conclusion, non-essential element concentrations enhanced with increasing application of P. This may cause environmental pollution and also affect human health unfavourably. Hence, it was concluded to avoid excessive P fertilizer using

    Outcomes of high-risk breast lesions diagnosed using image-guided core needle biopsy: results from a multicenter retrospective study

    Get PDF
    PURPOSEThe clinical management of high-risk lesions using image-guided biopsy is challenging. This study aimed to evaluate the rates at which such lesions were upgraded to malignancy and identify possible predictive factors for upgrading high-risk lesions.METHODSThis retrospective multicenter analysis included 1.343 patients diagnosed with high-risk lesions using an image-guided core needle or vacuum-assisted biopsy (VAB). Only patients managed using an excisional biopsy or with at least one year of documented radiological follow-up were included. For each, the Breast Imaging Reporting and Data System (BI-RADS) category, number of samples, needle thickness, and lesion size were correlated with malignancy upgrade rates in different histologic subtypes. Pearson’s chi-squared test, the Fisher–Freeman–Halton test, and Fisher’s exact test were used for the statistical analyses.RESULTSThe overall upgrade rate was 20.6%, with the highest rates in the subtypes of intraductal papilloma (IP) with atypia (44.7%; 55/123), followed by atypical ductal hyperplasia (ADH) (38.4%; 144/375), lobular neoplasia (LN) (12.7%; 7/55), papilloma without atypia (9.4%; 58/611), flat epithelial atypia (FEA) (8.7%; 10/114), and radial scars (RSs) (4.6%; 3/65). There was a significant relationship between the upgrade rate and BI-RADS category, number of samples, and lesion size Lesion size was the most predictive factor for an upgrade in all subtypes.CONCLUSIONADH and atypical IP showed considerable upgrade rates to malignancy, requiring surgical excision. The LN, IP without atypia, pure FEA, and RS subtypes showed lower malignancy rates when the BI-RADS category was lower and in smaller lesions that had been adequately sampled using VAB. After being discussed in a multidisciplinary meeting, these cases could be managed with follow-up instead of excision

    Funda Pastanesi hakkında bir sözlü tarih çalışması : Hurşit Ağa'dan dördüncü kuşak Tarakçılar'a bir aile işletmesinin serüveni

    No full text
    Ankara : İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi, Tarih Bölümü, 2012.This work is a student project of the The Department of History, Faculty of Economics, Administrative and Social Sciences, İhsan Doğramacı Bilkent University.by Seda Erkoç.Erkoç, Seda. HIST 200-02ERKOÇ HIST 200-02/9 2011-1

    Primer saplanıcı başağrısı : iki olgu sunumu

    Get PDF
    Primer saplanıcı baş ağrısı; saniyeler süren nadir ve şiddetli bir başağrısıdır. Ağrı özellikle trigeminal sinirin birinci dalı boyunca hissedilir ve günde bir veya birkaç günde bir gelen bir veya birkaç kez tekrarlayan saplanma atakları şeklinde ortaya çıkar. Primer saplanıcı başağrısı yıllardır bilinmekle birlikte tanı için klinisyenin sorgulaması gereklidir. Primer saplanıcı başağrısının tanısını koymada diğer olası nedenlerin dışlanması önemlidir. İndometazin klasik olarak ilk tedavi seçeneğidir ancak olguların %35'e yakını tedaviye direnç gösterir. Son yıllarda cyclooxygenase-2 inhibitörleri, gabapentin, nifedipine, parasetamol, ve melatonin tedavisinin etkinliğini destekleyen çalışmalar bildirilmektedir.Primary stabbing headache is an excruciating and relatively rare type of headache that typically lasts for only a few seconds. Pain is predominantly felt in the distribution of the first division of the trigeminal nerve and can be experienced as single stabs or as a series of stabs, either per day or every few days. Primary stabbing headache has been well-defined for decades and must be kept in mind during diagnosis. Exclusion of other possible causes is necessary in order to establish diagnosis. Indomethacin has classically been considered the first treatment option, but therapeutic failure occurs in up to 35% of cases. Recent studies have suggested that cyclooxygenase-2 inhibitors, gabapentin, nifedipine, paracetamol, and melatonin are also effective treatments

    Determination of fertility status of carrot farming soils in beypazarı region and potential nutrition problems of carrot plant

    Get PDF
    Ankara ili Beypazarı yöresinde havuç tarımı yapılan toprakların verimlilik durumları ve havuç (Daucus carota L.) bitkisinin potansiyel beslenme sorunlarının ortaya konulması amaçlanan bu çalışmada, 100 adet toprak örneği ile birlikte eş zamanlı olarak havuç bitkisi yaprak ve yumru örnekleri alınmıştır. Toprakların fiziksel ve kimyasal analizleri ile havuç bitkisi yaprak ve yumrularının besin elementi konsantrasyonları belirlenmiş ve yeterlik düzeyleri ortaya konulmuştur. Elde edilen sonuçlara göre, havuç tarımı yapılan topraklarda ağırlıklı tekstür sınıfının % 30 ile killi tın (CL) olduğu ve bunu sırasıyla % 23 ile kumlu tın (SL), % 20 ile tın (L) ve % 14 ile kil (C) takip ettiği saptanmıştır. Genelde orta ve ağır bünyeli toprak yapısına sahip olduğu, organik madde yönünden fakir ve toprak reaksiyonunun (pH) yüksek olduğu belirlenmiştir. Havuç tarımı yapılan toprakların potasyum, kalsiyum, magnezyum, kükürt, bakır ve mangan yönünden sorun taşımadığı, buna karşın, % 44’ünde demirin, % 20’sinde çinkonun noksan düzeyde olduğu belirlenmiştir. Diğer yandan, toprakların % 6’sında fosforun noksan, buna karşın % 56’sında fosfor birikiminin olduğu belirlenmiştir. Beypazarı yöresinde havuç tarımı yapılan alanlardan alınan havuç bitkisi yaprak örneklerinde yapılan analizler sonucu; yaprakların % 13’ünde demirin, % 73’ünde çinkonun, % 54’ünde manganın, % 97’sinde fosforun, % 92’sinde potasyumun ve % 37’sinde magnezyumun noksan düzeyde olduğu belirlenmiştir. Beypazarı yöresinde havuç tarımı yapılan alanlardan alınan havuç bitkisi yumru örneklerinde yapılan analizler sonucu, yumru örneklerinin % 53’ünde demirin, % 72’sinde çinkonun, % 100’ünde manganın, % 53’ünde fosforun, % 55’inde potasyumun ve % 97’sinde magnezyumun noksan düzeyde olduğu belirlenmiştir.In this study; 100 soil, carrot leaf and tuber samples were taken simultaneously in order to reveal the fertility conditions and potential nutrition problems of carrot farming soils in Beypazarı region of Ankara. The nutrition element concentrations of the carrot plant’s leaves and tubers were determined and their sufficiency levels through the physical and chemical analysis of the soil samples are demostrated. According to results, soil textures are especially clay loam (30 %). After than sandy loam (23 %), loam (20 %) and clay (14 %) are seen respectively. It’s determined that soils have generally heavy texture, low organic matter content and high pH. According to soil analysis, potassium, calcium, magnesium, sulphur, copper and manganese concentrations of soil was found sufficient. However, 44 % of soils have iron and 20 % of them have zinc deficiency. Besides, 6 % of soils have low phosphorus concentration and there are phosphorus accumulation at 56 % of soils. After carrot leaf analysis, total iron concentrations were found deficient in 13 % of samples, zinc in 73 %, manganese in 54 %, phosphorus in 97 %, potassium in 92 % and magnesium in 37 %. According to tuber analysis of plants, total iron concentrations were found deficient in 53 % of samples, zinc in 72 %, manganese in 100 %, phosphorus in 53 %, potassium in 55 % and magnesium in 97 %
    corecore