Ulusal Üniversitelerarası Açık Erişim Sistemi - İstanbul Teknik Üniversitesi

    Urban green networks: case of Istanbul, Sariyer

    No full text
    Sürdürülebilir kentler ancak sürdürülebilir yeşil alan planlama yaklaşımlarıyla mümkündür. Kentsel yaşam kalitesinin arttırılması için kent genelinde yeşil ağların oluşturulması sürdürülebilirlik açısından önemli fırsatlar sunmaktadır. Bu tezin amacı Sarıyer örneğinde kentsel yeşil ağ sistemi ile ilgili potansiyelin ve bu sistemin bileşenlerinin karakterlerinin ortaya konulmasıdır. Kentsel yeşil ağ sistemleri literatürde üç farklı fakat bağlantılı konseptler olarak anlatılmaktadır: Ekolojik ağlar, Yeşil yollar ve Yeşil altyapı.Ekolojik ağlar kentsel alanların sürdürülebilir planlanması ve yönetiminde etkin rol alabilecek yaklaşımlardandır. Ekolojik ağlar flora ve fauna alanlarına habitat oluşturarak peyzajdaki bağlantıları sağlayan rekreatif aktivitelere de imkan veren sistemlerdir. Ekolojik ağların bir alt birimi olarak yeşil yollar ise çizgisel açık alanlar boyunca rekreatif, kültürel, doğal ve ekonomik yarar sağlayan koridor sistemleri olarak tariflenebilir. En güncel olarak karşımıza çıkan yeşil altyapı kavramı ise kentsel yeşil omurga oluşturulmasını sağlayan bir yeşil alan sistemidir. Yeşil altyapı, gri altyapıyı (yollar, kanallar,vb.) takip eden çizgisel hatlar, olabildiği gibi, çekirdek alanlara da sahip olabilen geniş lekelerin kentsel bağlantısının kurulduğu bir sistemdir. Bu çalışmada bahsi geçen kavramların tanımlarının detaylarına inilerek birbirlerini tamamladıkları ve ayrı oldukları noktalar ile kentsel alanlarda doğal kaynakların korunmasındaki etkinlikleri irdelenmektedir. Kentsel yeşil alan sisteminin sürdürülebilirliğinin sağlanmasında bu konseptlerin entegre kullanılmalarının gerekliliği vurgulanmaktadır.Çalışmanın ana materyallerini İstanbul ili Sarıyer ilçesi ve komşu parsellerine ait uzaktan algılama görüntüleri oluşturmaktadır. Bunlar 1 m çözünürlüğe sahip renkli 2005 yılına ait IKONOS uydu görüntüsü ve 30 m çözünürlüğe sahip 1992 tarihli LANDSAT uydu görüntüsüdür. Bunun yanında 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı ve 1/1000 - 1/5000 ölçekli imar planları kullanılmıştır. Çalışmada mevcut verilerin işlenmesinde Coğrafi Bilgi Sistemleri (ArcGIS 10) ve Uzaktan algılama (ERDAS IMAGINE 9.1) programları kullanılmıştır. Elde edilen verilerin yorumlanmasında Microsoft office 2010 Word, Excel, Powerpoint, Access; Adobe Photoshop CS5 ve AutoCAD 2010 ve Google Earth PRO programlarından yararlanılmıştır.Çalışmada izlenen yöntem beş aşamalıdır. Buna göre ilk aşama, yeşil ağ kavramıyla ilgili alt konseptler olan, ekolojik ağlar, yeşil yollar ve yeşil altyapı kavramları ile ilgili literatürlerin ve dünyadan örneklerin tarandığı kısımdır. İkinci aşama uzaktan algılama tekniklerini kullanarak Sarıyer ilçesindeki alan kullanım değişimlerinin ortaya konulmasıdır. Bunun için 1992 ve 2005 yıllarına ait iki farklı uydu görüntüsünden yararlanılmıştır. Üçüncü aşama Sarıyer ilçesinde alan kullanım arazi örtüsü değişikliklerini yönlendiren tehditlerin ortaya konulmasıdır. Dördüncü aşamada GIS işlemleriyle elde edilen veriler ile Sarıyer ilçesinin peyzaj potansiyelinin ortaya konulduğu ve bu potansiyelin yeşil ağ oluşturulmasına yönelik peyzaj elemanlarının tespitinin yapıldığı aşamadır. Son aşama ise Sarıyer ilçesi örnek alanında yeşil ağlar geliştirilmesi konusunda önerilerin oluşturulmasıdır.Sarıyer ilçesinin mevcut sorunları, üç ana başlık altında ele alınmıştır. Bunlar ilçenin nüfus yoğunluğu, gecekondu yerleşimleri ve önerilen üçüncü köprü projesidir. Buna göre, İstanbul'un ortalamasına kıyasla Sarıyer ilçesinin gelişme hızı ve nüfus yoğunluğu daha azdır. Fakat buna rağmen Sarıyer kendi içinde hiç durmadan yağ lekesi gibi mevcut ormanların çeperlerine doğru genişlemektedir. İlçede artan nüfus ve gecekondu bölgelerinin, yanında önerilen üçüncü köprü ile, kentleşmenin artması olasıdır.Sarıyer ilçesinde alan kullanımları değişimi, ülkemizdeki diğer kentsel alanlarda rastlanan durumlarla örtüşmektedir: doğal alanların ve tarım alanlarının azalması ve kentsel alanların artması. Bu alanların birbirlerine dönüşümü değişim matrisi ile izlenmiştir.İlçede oluşturulacak muhtemel bir yeşil ağ sistemine girdi oluşturacak lekeler; doğal lekeler, tahribat alanları, bitkilendirilmiş alanlar, su yüzeyleridir. Bu sisteme girdi oluşturan diğer bir eleman ise koridorlardır. Bunlar; doğal koridorlar, bitkilendirilmiş yol koridorları, orman yol koridorları ve akarsu koridorlarıdır. Buna göre ilçedeki leke ve koridorların yapılacak iyileştirmelerle daha güçlü hale getirilebileceğini söylemek mümkündür.Sarıyer ilçesindeki peyzaj kompozisyonunu kentsel lekelerin ormanlık alanları parçaladığı ve bitkilendirilmiş lekelerin kent içinde sıklıkla yer aldığı bir mozaik olarak tanımlanabilir. Bu nedenle ilçedeki en temel sorun hızla artan kentleşme ve buna bağlı olarak nüfus yoğunluğudur. İlçe alan kullanım karakteristikleri açısından sahip olduğu geniş doğal alanlarla, yeşil ağ elemanlarına güçlü bir potansiyel oluşturmaktadır. İlçede yeşil ağ elemanlarının bulunma potansiyeli, leke ve koridor türlerine göre farklılık göstermekle birlikte oldukça yüksektir. Doğal lekeler bu potansiyelde ilk sırayı alırken, diğer leke ve koridor türleri de iyileştirilmeler sonrasında yeşil ağ elemanı olma potansiyeli güçlenecek alanlardır.Sustainable cities would only be possible with sustainable green area planning approaches. To increase the living quality, creating green networks in cities provides important opportunities. This study pursues cities as a component of the natural systems and develops sustainability approaches based on the identification of the characteristics of the nature-city interaction.The aim of this thesis is to reveal the potential of urban green networks and its network contributors' characteristics in case of Sariyer. Urban green networks are explained in three different but connected concepts in literature: Ecological networks, Green ways, Green Infrastructure.Ecological networks are aspects which would have effective roles on planning and managing sustainable regions. Ecological network systems establish connection for landscaping by providing a habitat for flora and fauna areas together with supporting recreation activities. As a sub unit of ecological networks, green ways can be described as corridor systems providing recreation, cultural, natural and economical usage through linear open spaces. The most up to date green infrastructure concept is a green area system establishing urban green framework. Green infrastructure is a system connecting large patches which would have core areas together with linear lines following grey infrastructure (roads, ducts, etc.).In this study, by moving into detailed descriptions of mentioned concepts, their common and variant features and their effectiveness on sustainable natural resources will be examined; the need on integrating all those concepts to support sustainable urban green areas is emphasized. This three concepts are handled on the basis of connectiviy which is an important concept for sustainable cities. Connectivity is an energy flow and movement process between green spaces to the benefit of organism. Sustainability on urban green areas will be possible with continious green lines. Therefore connectivity is important concept for urban sustainability.The basic material of this study is satellite images of Sariyer and neighbor plots which are 2005 dated IKONOS satellite images with 1m resolution and 1992 dated LANDSAT satellite images with 30m resolution. Besides this, 1/100.000 scale environmental plan and 1/5000 scale masterplan are used. Population information is obtained from the State Statistical Institute and boundary of case study is adapted from Istanbul Municipality district map.To interpret existing data Geographical Information Systems (ArcGIS10) and Remote Sensing Programs (ERDAS IMAGINE 9.1) are used. To interpret obtained data Microsoft Office 2010 Word, Excel, Power Point, Access; Adobe Photoshop CS5, AutoCAD 2010 and Google Earth Pro programs are used.The methodological approach of this study has five steps. The first step contains examination of the literature related to green networks and their sub concepts ecological networks, green ways and green infrastructure. The second step is producing Sariyer?s land use changes by using remote sensing techniques. 1992 and 2005 dated different satellite images are used to state land use changes. This material is scrutinized to further understand the anticipated land use change. On-site observations are conducted for understanding dynamics and also for ground truthing of the land use maps. Supervised classification method was employed to acquire land use maps with six major classes: settlement (built up areas), empty fields (mostly mining sites), agricultural lands, natural areas, roads, and water. Transformation of these land use classes are revealed with the change matrix. The third step, is to reveal three important threat for Sarıyer which shape land use changes on land cover. These are: the level of informal settlements, density of the population and proposed third bridge on Istanbul. In the fourth step, potential of green network elements and its characteristics are determined. Green network elements are determined as patches and corridors in land mosaic of Sarıyer. The last step constitutes results and recommendations. Results are stated by analysing findings about the study area. Recommendations are states potential green networks? elements improvement points in case of Sariyer.Current problems of Sarıyer province are categorized in three groups. These are: Population density of the province, squatter settlements and the proposed third bridge. According to these problems, within the comparison of average rates in Istanbul, the growth rate and population density of the province is lower than the city. However, despite of this low rates the province itself is constantly expanding throughout the surrounding forest areas. Related to this growth of population, existing squatter settlements and proposed third bridge, acceleration of concerns towards the province seems possible in terms of economic and urban development.The land use characteristic analysis shows that Sarıyer province had variations in different years. Land use changes in province Sarıyer is tally with other urban areas in Turkey. Natural areas and agricultural lands are decreasing and urbanization is increasing. Transformation of those areas is observed with change matrix. The increase in urbanization leads to the decrease in contact with nature. Especially when we look at the urbanization on the forest boundary, we see the formation is going to be the opposite with the forest. So that it is easy to say, this is an incongruous structure between natural areas and settlements.The green network in the province has been revealed by detecting the potential green network pathces and corridors. Natural patches, disturbance areas, introduced patches, agricultural lands and water surfaces in the province were investigates as patches. And other potential green network element which is corridor, are categorized: introduced road corridors, forest road corridors, river corridors and natural corridors. The % 82 of Sarıyer province is the potential element of green network. Findings shows that natural patches cover the largest area in province which has a significant potential as green network element. Than introduced patches, distubance patches, agricultural lands and water surfaces pursue that rate. For the corridors; introduced road corridors are the biggest. Forest road corridors and natural corridors pursue them, and river corridors are the least ones. According to that, saying that patches and corridors in the province can be strengthening as green network potential elements are possible.According to findings, Sarıyer landscape mosaic is, in forest areas fragmented with settlements and lots of introduced patches are in settlements areas. Although whereof all negatives in Sariyer province, by applying the recommendations to the province can be developed in case of sustainability. The potential green network system elements recommended for the sustainability development includes recommendations on participating the private usages of Sariyer into the green network. To do that, the problems we faced by exposing Sariyer?s current situation were blended with green network characteristics and findings.The problems on the province (squatter settlement, population growth and proposed third bridge) which threat the potential green network elements should transform to the opportunities. The forest area as part of natural patches in Sariyer province natural matrix is a patch with its own structure type. To sustain this situation, existing formation should be compatible with this structure. Introduced patches in province are compose mostly with exotic vegetation, the natural vegetation should be used in planting and permeable surfaces like rain gardens should be preferred instead of impermeable surfaces. Agricultural lands should be handled as a biodiversity potential elements because of hedgerow corridors in land. Disturbance patches should repair with natural staff and vegetation, and should support with management plans. And water surfaces should be improve with shore line potential and disturbed ponds and lakes should be repaired.Corridors are important because of making connection between patches in network. As longest corridors in province introduced road corridors are narrow, they should be wider. Forest road corridors, soil surfaces should be narrow and they should be wider. River corridors should be connected and especially in urban areas they need daylighting approaches to improve riparian corridor potential. And natural corridors, as remnant, small natural lines have significant benefit to improve biodiversity and therefore have huge potential as a green network element. So that they should be strength, large and more longer in landscape to succeed their important missions.Having the urban as part of the natural system would only be possible with composing green network corridors, improving the patches and including green network concepts by the transition areas in planning practices as redirector tools.Yüksek LisansM.Sc

    Investigation Of Interleukin-10 (il-10) Production from Helicobacter-activated Il-10+ B Cells On Molecular Level

    Get PDF
    Tez (Yüksek Lisans) -- İstanbul Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2014Thesis (M.Sc.) -- İstanbul Technical University, Institute of Science and Technology, 2014Helikobakter pilori (H.pilori) gram-negatif, spiral yapıda, mikroaerofilik bir bakteri olmakla beraber gastritten mide kanserine kadar uazanan gastrik patolojilerin temel risk faktörü olarak tanımlanmıştır. Dünya nüfusunun yaklaşık %50’si H.pilori ile enefektedir. Bu oran gelişmekte olan ülkelerde %80’e çıkabilmektedir. Ancak dünya genelinde enfekte olan kişi sayısı oldukça fazla olmasına karşın, enfekte bireylerin yalnızca % 20’sinde ise peptik ülser, MALT lenfoma ve mide kanseri gibi patolojiler görülmektedir. Enfekte bireylerin büyük bir kısmı herhangi bir semptom göstermemektedir. İnterlökin-10 (IL-10) patojenlere karşı oluşan immün cevabı baskılaması ve dolayısıyla patojene karşı oluşacak immün cevap esnasında üretilebilecek pro-inflamatuvar sitokinlerin aşırı inflamasyon nedeniyle konağa zarar vermesini engellemesi ile anti-inflamatuvar özellik gösteren bir sitokindir. B ve T hücrelerinin IL-10 üreten regülatör alt tipleri olduğu bilinmektedir. Güncel araştırmalar, Helikobakter felis (H.felis) enfeksiyonu fare modellerinde IL-10 üreten B hücrelerinin immün cevabı baskılayıcı ve düzenleyici rolü olduğunu ortaya koymuştur. H.felis, H.pilori ile aynı aileden gelmektedir ancak farelerde immün cevap oluşturma olasılığı daha yüsek olduğundan fare modellerinde kullanılmaktadır. Reseptörlere bağlanan ligandlar aracılığı ile alınan sinyaller hücre içinde çeşitli yollardan iletilmektedir. Hücre içi sinyal yolakları tarafından iletilen uyarı, sinyale uygun bir cevap verilmesini sağlamaktadır. IL-10 üreten Helikobakter-aktive B hücrelerinden IL-10 salınımının Toll-benzeri reseptör 2 (TLR2) aracılığıyla sağlandığı yakın zaman önce gösterilmiştir. Doğal bağışıklık sisteminin antijen sunan hücreleri olan makrofajlar ve dendritik hücrelerden TLR-uyarımı ile IL-10 üretilmektedir. Bu hücrelerden IL-10 üretim ve salınımının mitojen aktive protein kinaz (MAPK), fosfatidilinositol-3 kinaz (PI3K) ve nükleer faktör-kappa B (NF-κB) sinyal yolakları aracılığıyla olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla, bu çalışmada incelenen önemli hücre içi sinyal iletim yolları MAPK, PI3K ve NF-κB sinyal yolaklarıdır. Hücre içi sinyal iletiminde bir çok protein görev almaktadır. Enzimatik reaksiyonla kendinin veya başka proteinlerin fosforilasyonunu sağlayan proteinler kinaz adını almaktadır. Bahsedilen sinyal iletim mekanizmaları bir çok kinazın aktivitesini gerektirmektedir. İlgili yolaklar bir dizi kinazın fosforilasyonunun ardından sinyal yolağını tetikleyen sinyale uygun immün cevap oluşturmak amacıyla nükleusa gidecek ve ilgili gen bölgesine bağlanarak immün cevapla ilintili gen veya genlerin transkripsiyonunu sağlayacak çeşitli transkripsiyon faktörlerinin aktivasyonuna neden olurlar. MAPK sinyal kaskadında IL-10 üretiminde rol oynadığı gösterilen iki kinaz p38 MAPK ve p44/42 MAPK (ERK-1/2)’dır. PI3K sinyal yolağında sinyal iletimi Akt kinazın fosforilasyonu aracılığıyla gerçekleşmektedir. CREB (siklik AMP tepki elemanı bağlayıcı protein) ise bahsedilen sinyal yolakları tarafından aktive olduğu bilinen ve makrofajların IL-10 transkripsiyonunda aktif rol alan bir transkripsiyon faktörüdür. Hücre içi sinyal yolaklarında bir sinyal molekülünün fosforilasyonu genel olarak aktivasyonu anlamına gelmektedir. Diğer bir deyişle MAPK ve PI3K sinyal yolaklarının aktivasyonu p38 MAPK, ERK-1/2, Akt ve CREB fosforilasyonuna bakılarak tayin edilebilir. NF-κB klasik sinyal yolağında ise p65 sinyal molekülünün fosforilasyonu aktivasyon ile ilintilidir.  Makrofajlar, dendritik hücreler ve T hücreleri gibi bağışıklık sistemi hücrelerinde IL-10 üretiminde rol oynayan hücre içi sinyal yolakları karakterize edilmiş olmasına karşın, TLR2-aracılığı ile aktive olan B hücrelerinde IL-10 üretimini sağlayan hücre içi sinyal yolakları bilinmemektedir. Helikobakter-aktive IL-10+ B hücrelerinin Helikobakter-aracılıklı mide patolojisini önlemede önemli bir katkısı olduğu bilinmektedir. Helikobakter-aktive IL-10+ B hücrelerinden IL-10 üretiminde rol oynayan sinyal iletim yolaklarının tespiti, ilgili hücrelerin kullanılacağı immün tedavi araştırmalarına da zemin hazırlaması bakımından önem teşkil etmektedir. Bu nedenle, bu çalışmanın odak noktası B hücrelerinin TLR2-uyarımı ile IL-10 üretmesini sağlayan hücre içi sinyal yolaklarının tespit edilmesidir. Bu amaçla, C57BL/6 dalağından elde edilen naif B hücreleri H.felis sonikatı ile uyarılmış ve ilgili hücrelerden TLR2-aracılıklı IL-10 üretimi ve salınımı gerçekleşmesi sağlanmıştır. Ardından H.felis sonikatı ile uyarılmış B hücreleri IL-10 üretme kapasitelerine göre manyetik yöntemle ayrılmış ve IL-10 negatif (IL-10- B hücreleri) ve IL-10 pozitif (IL-10+ B hücreleri) fraksiyonlar elde edilmiştir.   Fare-kaynaklı naif B hücreleri, H.felis sonikatı ile uyarılmış B hücreleri, Helikobakter-aktive IL-10- B ve IL-10+ B hücrelerinden elde edilen protein örnekleri MAPK, PI3K ve NF-κB yolaklarında kilit rol oynayan sinyal moleküllerinin  fosforilasyonu açısından incelenmiştir. İlgili sinyal moleküllerinin fosforilasyonları total ve fosforile formlarını tanımak için özelleşmiş antikorlar kullanılarak Western blotlama yöntemi ile tayin edilmiştir. NF-κB klasik sinyal yolağında önemli rol oynayan p65 sinyal molekülünün fosforilasyonu ise sinyal yolağı protein ELISA yöntemi ile tayin edilmiştir. Fosforilasyon tayininin ardından, hücre içi yolaklarda görev alan kinazların aktivitesini baskılayan spesifik inhibitörler yardımıyla ilgili yolakların bloklanması sonucu Helikobakter-aktive B hücrelerinden IL-10 salınımındaki değişim incelenmiştir. Bu sayede, baskılanan sinyal yolağının IL-10 üretimindeki etkisinin anlaşılması amaçlanmıştır. Bu amaçla, fare-kaynaklı naif B hücreleri ve H.felis sonikatı ile uyarılmış B hücrelerinin MAPK sinyal yolağının p38 MAPK modülü ve  ERK-1/2 modülü, PI3K sinyal yolağı ve NF-κB klasik sinyal yolakları kimyasal inhibitörler kullanılarak bloklanmıştır. Ardından hücre üst-fazları toplanmış ve hücre üst-fazlarındaki IL-10 miktarı IL-10 ELISA yöntemi uygulanarak kantitatif olarak belirlenmiştir.  Helikobakter-aktive IL-10+ B hücrelerinden IL-10 üretimini ve salınmasını sağlayan hücre içi sinyal yolaklarının incelenmesi ve belirlenmesini amaçlayan çalışmanın sonucunda elde edilen verilere gore Helikobakter-aktive IL-10- B ve IL-10+ B hücre örnekleri arasında yapılan karşılaştırma sonrasında ERK-1/2 proteinlerinin Helikobakter-aktive IL-10+ B hücrelerinde anlamlı düzeyde daha fazla fosforile olduğu görülmüştür. İncelenen diğer kinazların (p38 MAPK ve Akt) ise Helikobakter-aktive IL-10- B hücre örneklerinde anlamlı düzeyde daha fazla fosforile olduğu gözlemlenmiştir. NF-κB sinyal proteini olan p65’in fosforilasyonunun ise örnekler arasında belirgin bir artış veya azalış göstermediği tespit edilmiştir. Bu durum ERK-1/2 aktivasyonunun Helikobakter-aktive B hücrelerinden IL-10 üretiminde daha etkin rol oynuyor olabildiğini düşündürmüştür. Bunun yanı sıra, spesifik inhibitörler kullanılarak bloklanmış sinyal iletim yolaklarının IL-10 salınımı üzerindeki etkisinin araştırılması sonucunda yalnızca ERK-1/2 inhibisyonunun B hücrelerinden IL-10 salınımında anlamlı bir azalışa yol açtığı görülmüştür. Bu bulgu da Helikobakter-aktive B hücrelerinden IL-10 üretiminde MAPK sinyal yolağı modülü olan ERK’in etkin rolü olduğu hipotezini güçlendirmektedir. Bu çalışma B hücrelerinden TLR2-aracılıklı IL-10 üretiminde etkili hücre içi sinyal yolaklarını aydınlatması ve MAPK sinyal iletim yolağının ERK-1/2 modülünün Helikobakter-aktive B hücrelerinden IL-10 üretimindeki rolünü göstermesi açısından önemlidir.Helicobacter pylori (H.pylori) is a gram-negative, spiral-shaped, microaerophilic bacterium that is defined to be a common risk factor for development of gastric malignancies that may lead to gastric cancer. Approximately 50% of the world’s population is infected with H.pylori. The prevalence of H.pylori infection goes up to 80% in developing countries. Although majority of world population is infected, only 20% of infected individuals may develop  peptic ulcer, MALT (mucosa-associated lymphoid tissue) lymphoma and gastric adenocarcinoma. Majority of infected individuals are asymptomatic. Anti-inflammatory cytokine interleukin-10 (IL-10) represses immune response against pathogens and attenuates damage to host which may occur due to excessive inflammation. B and T cells are known to have regulatory subtypes. Recent researches indicate that IL-10 producing B cells have suppressive and immune regulatory role in mouse models of Helicobacter felis infection. Helicobacter felis (H.felis) is closely related to Helicobacter pylori. Helicobacter felis is widely used in animal models since it has higher immunogenicity for mice.  The signals received through ligands binding to their cognate receptors on cell surface are relayed by various intracellular signaling routes. The signal relayed through intracellular signaling pathways elicits a cellular response proper for the stimuli. It has been recently reported that IL-10 is produced and secreted through Toll-like receptor 2 (TLR2) signaling in Helicobacter-activated IL-10 producing B cells. It is known that TLR-mediated IL-10 secretion is maintained through MAPK (mitogen-activated protein kinase), PI3K (Phosphatidylinositol-4,5-bisphosphate 3-kinase) and NF-κB (Nuclear factor kappa-light-chain-enhancer of activated B cells) signaling pathways in macrophages and dendritic cells, antigen presenting cells of the innate immune system. Fundamental intracellular signaling pathways that are investigated in this study are therefore MAPK, PI3K and NF-κB signal transduction pathways.  There are many proteins that that part in intracellular signal transduction. Proteins that enable phosphorylation of themselves and other proteins by enzymatic reactions are termed as kinases. Aforementioned intracellular signaling pathways require activity of many kinases. These pathways induce sequential phosphorylation of protein kinases which leads to activation of various transcription factors that will translocate into nucleus and initiate transcription of genes related to proper cellular response to the stimuli. Phosphorylation of two protein kinases of MAPK signaling pathway, p38 MAPK and p44/42 MAPK (ERK-1/2) were shown to be required for induction of IL-10 production. PI3K signaling pathway requires phosphorylation of Akt. These separate pathways induce the phosphorylation, thereby activation of downstream signaling molecules such as CREB (cAMP response element-binding protein) which leads to IL-10 expression in macrophages. Phosphorylation of each element in intracellular signaling pathway is generally closely related with their activation status. Therefore, activation of MAPK and PI3K signaling pathways can be determined by investigating phosphorylation status of p38 MAPK, ERK-1/2, Akt and CREB. For activation check on canonical pathway of NF-κB, phosphorylation of p65 subunit can be examined.   Although intracellular signaling pathways that play a role in IL-10 production from immune cells such as macrophages, dendritic cells or T cells have been characterized, intrinsic signal transduction pathways responsible for expression and secretion of IL-10 in Helicobacter-activated B cells have been ill-defined. It was recently reported that Helicobacter-activated IL-10+ B cells have important contribution to prevention of Helicobacter-associated gastric pathology. Identification of signaling pathways that take part in induction of IL-10 production from Helicobacter-activated IL-10+ B cells will pave the way for immune therapeutic researches that target these cells. For this reason, the focus of this study was identification of intracellular signaling pathways responsible for induction of IL-10 production from TLR2-stimulated B cells. For that purpose, splenic naïve B cells of C57BL/6 mice were stimulated with H.felis sonicate in order to induce IL-10 production and secretion. Then, H.felis sonicate-stimulated B cells were separated magnetically according to their IL-10 production capacities. Magnetic separation resulted in two fractions: Helicobacter-activated IL-10- B cells and IL-10+ B cells.  Protein samples of murine naïve B cells, Helicobacter felis sonicate-stimulated B cells, Helicobacter-activated IL-10- B cells and IL-10+ B cells were investigated for phosphorylation status of specific kinases which constitute significant junctions in MAPK, PI3K and NF-κB signaling pathways. Phosphorylation levels were determined via Western Blotting by making use of specific antibodies that recognize total- and phosphorylated forms of related signaling molecules. For investigation of NF-κB pathway, phosphorylation of p65 subunit was determined via signaling node sandwich ELISA method.  Following determination of phosphorylation status, the changes in IL-10 secretion from Helicobacter-activated B cells upon blocking of examined signaling pathways with specific inhibitors that inhibit activation of related kinases was investigated in order to identify the role of blocked signaling pathway on IL-10 production and secretion. For this purpose, p38 MAPK and ERK-1/2 modules of MAPK signaling pathway, PI3K signaling pathway and canonical pathway of NF-κB were blocked in murine naïve B cells and H.felis sonicate-stimulated B cells by chemical inhibitors. Then, the amount of secreted IL-10 culture supernatants was determined quantitatively by IL-10 ELISA.  The results of this study regarding identification of intracellular pathways taking part in induction of IL-10 production and secretion from Helicobacter-activated IL-10+ B cells revealed that ERK-1/2 got significantly more phosphorylated in Helicobacter-activated IL-10+ B cells following a comparison between Helicobacter-activated IL-10- B and IL-10+ B cells. On the other hand, phosphorylation levels of both p38 MAPK and Akt were found to be significantly elevated in Helicobacter-activated IL-10- B cells. No significant change in phosphorylation status of p65 subunit of NF-κB canonical signaling pathway was determined. These findings suggest a more prominent role for ERK-1/2 activation in induction of IL-10 production from Helicobacter-activated B cells. Moreover, investigation regarding the effect of blocked signaling pathways on IL-10 secretion showed that only inhibition of signal transduction through ERK-1/2 module of MAPK signaling pathway resulted in significant reduction of secreted IL-10 from Helicobacter-activated B cells. This finding supports the hypothesis on the prominent role of ERK-1/2 signaling in IL-10 production from Helicobacter-activated B cells. Significance of this research underlies in its contribution to the understanding of unexplored intrinsic signal transduction pathways of TLR2-mediated IL-10 production from B cells and the involvement of ERK-1/2 module of MAPK pathway in induction of IL-10 production from Helicobacter-activated B cells.Yüksek LisansM.Sc

    Analysis Of Multi Stored And Shear Walled Structural Systems Under The Effect Of Horizontal Loads By Using The Finite Element Model

    No full text
    Tez (Yüksek Lisans) -- İstanbul Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2006Thesis (M.Sc.) -- İstanbul Technical University, Institute of Science and Technology, 2006Bu tez çalışmasında perde sonlu eleman modeli kullanılarak, düşey taşıyıcı eleman olarak perdelerin yer aldığı yalnız perdelerden, perde-çerçevelerden oluşan yapı sistemlerinin elastik hesabı ile göçme yük parametresinin bulunması amacı ile yük artımı yöntemi anlatılmıştır. Yer değiştirme fonksiyonlarının seçiminde kat yüksekliği boyunca kübik değişim, kat hizasında ise rijit hareket nedeni ile doğrusal değişim kabul edilmiştir. İzotrop malzeme kabulü ile perde sonlu elemana ait şekildeğiştirme matrisi, rijitlik matrisi ve gerilme matrisi hesaplanarak tablolar halinde verilmiştir. Perde-çerçeveli yapı sistemlerinin elastik hesabı perde ve çubuklara ait düğüm noktası yer değiştirme parametrelerinin hepsini kapsayan ortak sistem eksen takımı tanımlanmıştır. Homojen, izotrop, ideal elasto-plastik malzeme kabulü yapılarak perdelere ait düğüm noktalarında düşey doğrultudaki şekildeğiştirme parametresinin elastik şekildeğiştirme sınırını aşması halinde plastikleşmenin başladığı kabul edilmiştir. Yalnız perdelerden oluşan sistemlerin lineer elastik olmayan şekildeğiştirmelerinin etkisini de dikkate alarak çözümü için önceden geliştirilen bir yöntem açıklanmıştır. Yöntemin sayısal uygulamaları için kullanılan Fortran programlama dilinde yazılmış, Microsoft Developer Studio da derlenmiş olan bilgisayar programı hakkında bilgi verilmiştir. Bilgisayar programlarından çeşitli durumlar için çözümler yapılmış ve elde edilen sonuçlar tablolar şeklinde karşılaştırılmıştır. Bu tez çalışması kapsamında yapılan çalışmalardan elde edilen sonuçlar değerlendirilmiştir.In this study, a finite wall element model is used, in addition, for only shear walled or shear walled and framed structures using this finite wall element working as vertically load bearing element, the elastic solution for the analysis of structural systems and a method of load increments in order to calculate collapse safety are demonstrated. The displacement functions over the finite wall element are assumed as a cubic variation along the storey height and a linear variation in horizontal direction because of the rigid behavior of the floor slab. By the assumption of isotrop material, the deformation, stiffness and stress matrices of the finite shear wall element are obtained and tabulated in the thesis. For the elastic solution of the shear walled and framed structural system, a global coordinate system which includes the nodal displacements of both the finite shear wall and frame elements is redefined. The structural members are considered to be made of homogenious, isotrop and ideal elasto-plastic material. In nodes belonging to the finite wall elements, if the vertical deformation parameter, is exceeded the elastic deformation limit, this node is accepted as a plastic node. In order to analyse the system which has only the finite wall elements by considering nonlineer-elastic deformation s effects, a method which was developed in the past studies is proposed. The computer program which has been used for the numerical applications of the proposed load increment method for the structural systems that include the finite wall element is explained. Solutions for shear walled structure by considering several cases are given by tables to illustrate the used load increment method, using the computer programs. The conclusions obtained with this study are evaluated.Yüksek LisansM.Sc

    A Comparative Study Of Seismic Safety Of Reinforced Concrete Structural Systems

    No full text
    Tez (Yüksek Lisans) -- İstanbul Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2008Thesis (M.Sc.) -- İstanbul Technical University, Institute of Science and Technology, 2008Deprem Yönetmeliği (2007) de yeni tasarımı yapılacak binalar için bir tasarım yaklaşımı ve mevcut binaların deprem davranışlarının değerlendirilmesi için ise, doğrusal olan ve doğrusal olmayan değerlendirme yöntemleri bulunmaktadır. Özellikle mevcut binaların değerlendirilmesi konusunda yapılan uygulama sayıları sınırlıdır. Mevcut binaların değerlendirilmesinde kullanılan yöntemleri birbiri ile uyuşumu ve bunların her ikisinin yeni bina tasarımında kullanılan yöntemle uyuşumu, Deprem Yönetmeliği (2007) nin uygulanmasında önemli bir hususu oluşturmaktadır. Bu tez çalışması kapsamında, bu yöntemlere ait özet bilgiler verildikten sonra mevcut bir okul binasının deprem performansının doğrusal ve doğrusal olmayan yöntemlerle karşılaştırılması yapılmıştır. Elde edilen sonuçlar gözden geçirildiğinde doğrusal yöntemin deprem güvenliği bakımından daha tutucu değerler verdiği görülmektedir.Seismic Code of Turkey (2007) which regulates buildings to be built in disaster areas includes a chapter (Chapter 2 and 3) where methods are given for reinforced concrete buildings to be designed. The code also has a new chapter (Chapter 7) where the linear and non-linear evaluation methods are given for seismic safety evaluation of existing buildings. Chapter 7 is introduced in 2007 and only a limited number of applications are carried out by using its requirements. Consistency between the results of the methods used for seismic evaluation of existing buildings is of prime importance. In the context of this thesis, after giving brief information about these methods, they are compared by considering the earthquake performance of an existing school building by linear and non-linear methods. The comparison yields that the results of the linear methods are more conservative than those of the nonlinear methods.Yüksek LisansM.Sc

    Performans Based Structural Design By Non-lineer Static Procedure

    No full text
    Tez (Yüksek Lisans) -- İstanbul Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2005Thesis (M.Sc.) -- İstanbul Technical University, Institute of Science and Technology, 2005Bu tez çalışmasında günümüzde gelişmekte olan ve uygulamada yaygınlaşmaya başlamış doğrusal olmayan analiz yöntemlerinden olan statik-itme (pushover) analizi anlatılmaya çalışılmış, konunun anlaşılması içinde mevcut bir yapı ve bu yapının güçlendirilmiş durumunun performans sonuçları değerlendirilmiştir. Birinci ve ikinci bölümde yöntemin genel açıklaması ve ek bilgiler verilmeye çalışılmıştır. Üçüncü, dördüncü ve beşinci bölümde yöntemin hesap prosedürleri anlatılmaya çalışılmış, yedinci bölümde ise yöntemin anlaşılması için örnek bir okul binası mevcut ve güçlendirilmiş durum olmak üzere SAP2000 Programı yardımıyla ATC40 Yöntemi kullanarak tahkik edilmiş ve sonuçlar incelenmiştir. Statik itme analizi genel anlamıyla tanımlanan malzeme ve kesit özelliklerine sahip yapının belirli bir yük dağılımıyla adım adım deplasman yapmaya zorlanması ve bu zorlama sürecinde yapının genel ve eleman bazında uygulanan yük dağılımına ne şekilde cevap verdiğinin incelenmesidir. Statik-İtme analizinde ilk aşama olarak yapının hangi yer hareketi için hangi performans seviyesinde cevap vermesi gerektiği öngörülür ve analiz sonucunda bu öngörünün gerçekleşmesi beklenir. İkinci aşamada ise uygulanan yük dağılımı sonucu elde edilen kapasite eğrisi yani yapının depreme verebileceği cevap hesaplanır. Kapasite eğrisi, deprem spektrumuyla yani deprem hareketinin yapıdan karşılamasını istediği eğri ile aynı eksen takımında kesiştirilir ve sonuçlar bu kesişim noktası için incelenir. Bu tez çalışmasında doğrusal olmayan analiz yöntemlerinden olan statik-itme analizi genel olarak ATC40 Dökümanında belirtilen yöntemlere dayanılarak anlatılmaya çalışılmış bir bölüm olarak ta FEMA356 Dökümanında belirtilen yöntem incelenmiştir.In this thesis work, the non-linear process of pushover analysis, which is progressing and has started to be used ever more widely has been tried to be explained, and an examplary structure with its retrofitted form has been analyzed for its performance results. In the first and the second sections, a general explanation of the method has been given. In the third, fourth and the fifth sections the calculation procedures of the method has been tried to be explained; and in the seventh section in order to give a clearer understanding of the method, an examplary school building has ben investigated in its original and strenghtened states with help of SAP2000 program and ATC40 method. The pushover analysis in general terms consists of; identification of a building in terms of its materials and section. The structure is then forced to step by step displacement with a given weight distribution and then the structure is investigated during this period of forcing. The first step in the pushover analysis is to determine against which magnitute of ground motion will the structure answer to and at which performance level. By the end of the analysis this determined level of performance is expected to be performed. In the second step, the capacity curve, the capacity of the structure to withstand earthquake, resulting from the performed weight distribution is computed. The capacity curve, is intersected with the desired level of resistance, i.e. the earthquage spectrum, on the same coordianate plane. The result of this intersection point is analyzed.Yüksek LisansM.Sc

    Examination Of A Modern Nhdd Engine’s Electronic Control Unit

    No full text
    Tez (Yüksek Lisans) -- İstanbul Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2007Thesis (M.Sc.) -- İstanbul Technical University, Institute of Science and Technology, 2007Elektronik ve bilgisayar dünyasında yaşanan yenilikler kısa zamanda her sektörü sarmıştır. Otomobil sektörü de bu gelişmelerden en geniş paylardan birini almıştır. 1970’lerin başında sadece araçların radyo teyplerinde rastlanan elektronik, kısa sürede araç motor ve güç aktarım sistemlerinin kontrolünde kullanılmaya başlamıştır. Yakıt ekonomisi, egzoz gazları emisyonu, gürültü, titreşim, sürüş konforu gibi bir çok parametre araçlarda yer alan bu elektronik kontrol sistemleri sayesinde olumlu yönde iyileştirilebilmektedir. Elektronik kontrol üniteleri sayelerinde araçlar farklı çalışma şartları için farklı motor özellikleri gösterebilmekte, bu özelliklerini hepsini tek bir potada eritmektedir. Yukarı da belirtilen sistemler kısa zamanda ağır ticari vasıtalarda da kullanılmaya başlanmıştır. Bu çalışmada incelen NHDD ( New Heavy Duty Diesel) motora ait elektronik kontrol ünitesi ve onun uzuvların çalışma prensipleri incelenmiştir. Motor kalibrasyonu ile motorun avans açısı ve basınç parametreleri değiştirilerek bunların NOx emisyonlarına, püskürtülen yakıt miktarına ve özgül yakıt tüketimine etkisi dinamometre testleri yardımıyla ortaya çıkarılmıştır. Yapılan araç testleri ile kritik performans noktaları ve motor çalışma noktaları bulunmuştur. Bu iki deneysel ölçüm sonucu müşteri memnuniyeti için yüksek devir ve yüksek yüklerde düşük yakıt ekonomisini hedef alan, düşük devir ve düşük yüklerde ise düşük NOx emisyonlarını hedef alan bir kalibrasyon stratejisinin benimsenmesi gerektiği öne sürülmüştür. Gerek Elektronik kontrol ünitesinin tanıtımı gerekse bu kontrol ünitesi üzerinden motor parametrelerin değiştirilmesi ve bunların motor çalışmasına etkisi anlatılmıştır.The development in electronics and computer sciences has very important affect on every industry. Automotive industry has had one of the major changes as result of that development. The electronics is used for controlling engine and powertrain systems today, which used to be only for radio and type in the vehicles in the beginning of 1970s. Fuel economy, exhaust emissions, noise, vibration, drivability, vs can be developed a lot as result of the electronic control systems. With the help of electronic control unit an engine can perform very different for very different working conditions and can met all targets in one corner. The control system has begun to be used also for heavy duty vehicles. In this study a NHDD (New Heavy Duty Diesel) engine’s electronic control unit and its systems have been investigated. The affect of injection timing, rail pressure on NOx emissions, injection fuel value and specific fuel consumption have been investigated by the dynamometer tests. The critical engine working points are supplied with the vehicle tests. With the help of these two experiments, the less fuel consumption strategy for high engine RPM and high engine loads and the less NOx strategy should be applied for low engine RPM and low partial engine loads to give maximum satisfaction to the costumer. The structure of the electronic control unit and also affect of changing parameters on engine properties have been studied.Yüksek LisansM.Sc

    Design And Implementation Of E-stock Market Using Secure Agent System

    No full text
    Tez (Yüksek Lisans) -- İstanbul Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2007Thesis (M.Sc.) -- İstanbul Technical University, Institute of Science and Technology, 2007İnternet gün geçtikçe büyümekte; internetin sağladığı uygulama sayısı ve interneti kullanan kullanıcı sayısı da sürekli artmaktadır. Elektronik ticaret uygulamaları da bu gelişimden payını almıştır; gün geçtikçe mevcut uygulamaların kalitesi artmakta ve yeni uygulamalar devreye girmektedir. Sanal borsa uygulamaları da son yıllarda popülerlik kazanan e-ticaret uygulamalarından biridir. Yatırımcıların gerçek risk almadan alım-satış yapabildiği bu uygulamalar sayesinde, yatırımcılar yatırım becerilerini geliştirme ve tecrübe kazanma fırsatını elde etmektedirler. İnternette çalışan her elektronik ticaret uygulaması gibi, borsa uygulamasının da performans, bilgi güvenliği ve ölçeklenebilirlik gibi ihtiyaçları vardır. Son yıllarda, bilişim dünyasında ilgi gören hareketli etmen teknolojisi, elektronik ticaret uygulamalarının ihtiyaçları için çözüm önerileri sunmaktadır. Bu çalışmada sanal borsanın, dağıtık ve güvenli bir etmen sistemi kullanılarak gerçeklenmesi sağlanmıştır. Etmen çatısı olarak güvenli bir hareketli etmen sistemi olan GES (Güvenli Etmen Sistemi) kullanılmıştır. GES, sağladığı etkin güvenlik özellikleri yanında, güçlü ve esnek yapısı nedeniyle de kullanılmaya değer yeni bir hareketli etmen sistemidir. Sonuç olarak, hareketli etmen sistemi kullanılarak modüler, güvenli, ölçeklenebilir ve güvenilir bir elektronik borsa uygulaması geliştirilmiştir.The Internet is growing exponentially; and number of users and number of applications are growing respectively. Like other applications, electronic trading applications are affected from this trend, quality of available applications are improving and new applications are created. Virtual stock markets are one of these e-trade applications which are getting more popular in recent years. These applications provide a risk-free environment for investors, so that they can buy and sell securites without taking risk and they gain experience about the trading strategies. Like other e-trading applications run over Internet, virtual stock market needs data security, performance and scalability. Agent technology that gets attention from IT world, suggests solutions for e-trading application’s needs. In this work, virtual stock market is implemented by a secure and mobile agent system. SECMAP (Secure Mobile Agent Platform) is used as the secure mobile agent platform. SECMAP is worth being used not only for the security features it presents for agents and hosts, but also for its very flexible and powerful agent programming interface. Consequently, a modular, secure, scalable and reliable electronic stock market application is implemented with a mobile agent system.Yüksek LisansM.Sc

    Appliance Control By Infrared Sensing

    No full text
    Tez (Yüksek Lisans) -- İstanbul Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2007Thesis (M.Sc.) -- İstanbul Technical University, Institute of Science and Technology, 2007Bu çalışmada, dokunma ile etkin hale geçen, gönderilen kızıl-ötesi ışığın kullanıcının parmağından yansıyıp algılanması ilkesine göre çalışan 3 optik tuş bulunduran bir devre tasarlanmış ve bozucu bir etki olarak kendini gösteren ortam ışığının kompanzasyonu için yeni bir yöntem önerilmiştir. Vericilerin sürülmesi ve alıcı devresinin çıkış değerlerinin okunması, bir başka deyişle tuşların etkinleştirilmeleri, 8-bitlik bir mikrodenetleyici ve bir analog çoğullama tümdevresi tarafından zaman bölmeli çoğullama yapılarak gerçekleştirilmektedir. Mikrodenetleyicinin yazılımıyla tuşlar belirli bir süre boyunca, belirli zaman aralıklarıyla etkinleştirilip, her biri için çıkış gerilimleri taranarak mikrodenetleyicinin analog-sayısal çeviricisi ile okunmuştur. Optik vericiler olarak ışık yayan diyotlar ve optik algılayıcılar olarak fototranzistorlar kullanılmıştır. Donanımla yapılan kompanzasyon, üzerine sadece ortam ışığı düşen bir fototranzistorun fotoakımının, algılayıcı fototranzistorların fotoakımlarından çıkarılmasına dayanmaktadır. Ölçümlerin sonuçları donanım kompanzasyonunun ortam ışığının alıcı devresinin çıkışına olan etkisini azalttığını göstermiştir. Ayrıca, bazı boş zaman dilimlerinde vericiler kapatılarak ortam ışığının etkisi ölçülmüş, elde edilen değerler ortam ışığının kompanzasyonu amacıyla yazılım programında kullanılmıştır.In this study, a circuit, which has 3 optical buttons that activate by touching, are based on the principle of sensing transmitted infrared light that reflects from the user’s finger, is designed and a new method is proposed for the compensation of ambient light, which shows itself as a disturbing effect. Driving the transmitters and reading the output values of the receiver circuit, in other words activations of the buttons, are performed by means of time division multiplexing by an 8-bit microcontroller and an integrated analog multiplexer circuit. With the microcontroller’s software, the buttons are activated during a fixed duration, with fixed time intervals, and the output voltages for each one are scanned and read by the microcontroller’s analog-digital converter. There are used light emitting diodes as optical transmitters and phototransistors as optical receivers. The compensation that is performed with hardware is based on subtracting the photocurrent of a phototransistor, which is exposed only to ambient light, from the photocurrents of the sensor phototransistors. Results of the measurements have shown that the hardware compensation reduces the effect of ambient light to the output of the receiver circuit. Besides, the effect of ambient light is measured by means of switching off the transmitters for some idle time intervals, and the derived values are utilized in the software program for the purpose of compensating ambient light.Yüksek LisansM.Sc

    Production Of Conjugated Linoleic Acid From Oils By Using Lactic Acid Bacteria

    No full text
    Tez (Yüksek Lisans) -- İstanbul Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2007Thesis (M.Sc.) -- İstanbul Technical University, Institute of Science and Technology, 2007Bu çalışmada farklı LAB (laktik asit bakterileri) kullanılarak linoleik asitten CLA (conjugated linoleic acid) sentezi üzerinde çalışılmıştır. Bu amaçla linoleik asit içeriği yüksek yağlardan (ayçiçek ve soya yağı) yağ asidi hidrolizi gerçekleştirilmiş, daha sonra LAB ilave edilen farklı yağ asitleri içeren ortamlarda linoleik asidin konjuge linoleik aside dönüşümü incelenmiştir. Sonuçlar incelendiğinde laktik asit bakterileri içinde Lactobacillus plantarum’un CLA üretimi için en uygun bakteri olduğu anlaşılmıştır. Lb. plantarum ile farklı yağ asidi miktarlarında CLA üretimi incelenmiştir. 100, 150 ve 200 µL hidrolize ayçiçek yağı ilavesiyle çalışma yapılmıştır. Çalışma sonucunda en fazla CLA üretimi (% 0,8 CLA) 150 µL hidrolize ayçiçek yağı varlığında elde edilmiştir. CLA üretimini arttırmak amacıyla ortamın pH değerinin inkübasyon süresi içinde 12. saatte yaklaşık olarak 6,0’ya ayarlanmasıyla CLA veriminde artış olduğu gözlenmiştir. Çalışma kapsamında farklı yağ asidi kompozisyonlarının da CLA üretimine olan etkisi araştırılmıştır. Substrat olarak kullanılan ayçiçek ve soya yağı yağ asitlerinin CLA üretiminde benzer etkiyi gösterdiği gözlenmiştir. saf linoleik asit ilavesinin bir avantaj sağlamadığı gözlenmiştir.In this project, CLA synthesis from linoleic acid was studied by using different types of LAB (lactic acid bacteria). After hydrolyzing of linoleic acid rich oils such as sunflower and soybean oils. CLA synthesis from LAB was investigated in culture media containing different kinds of fatty acids. Lactobacillus plantarum was found to be the most suitable bacterium among the other LAB tested. CLA synthesis by Lb. plantarum was searched in the presence of different amounts of fatty acids. Experiments were conducted by adding hydrolized sunflower seed oil to culture media within the range of 100, 150 and 200 µL. The maximum CLA level (0,8% ) was obtained in the presence of 150 µL hydrolized sunflower seed oil. It has been observed that CLA yield increased after adjusting the pH of culture media approximately to 6.0 during 12. h of incubation period. Also the effect of fatty acids composition on CLA production was investigated. The results indicated that similar CLA yields were obtained with sunflower and soybean oils and that the use of pure linoleic acid did not increase CLA synthesis when compared with sunflower and soybean oil.Yüksek LisansM.Sc

    Encapsulation Of Black Mulberry Anthocyanins By Ionic Gellation Method And Optimization Of Encapsulation Paramaters By Response Surface Methodology

    No full text
    Tez (Yüksek Lisans) -- İstanbul Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2013Thesis (M.Sc.) -- İstanbul Technical University, Institute of Science and Technology, 2013Bu çalışmada dut antosiyaninleri kitosan kaplı kalsiyum-aljinat tanecikler içine hapsedilerek enkapsüle edilmiş ve tepki yüzey metodu (RSM) kullanılarak enkapsülasyonda kullanılan bazı faktörler optimize edilmiştir. Karadut numunesinin renk, pH ve nem miktarları belirlenmiş ardından dut antosiyaninleri ekstrakte edilmiştir. Hem dut meyvesinin, hem de antosiyanin ekstraktının toplam fenolik madde, toplam flavonoid, toplam antosiyanin miktarları ve antioksidan kapasitesi gibi özellikleri incelenmiştir. Elde edilen antosiyanin ekstraktları iyonik jelasyon (damlatma) yöntemi ile enkapsüle edilmiştir. Deneme deseni merkezi kompozit tasarımı ile 3 faktör ve 3 seviyeli olarak hazırlanmıştır. Deneysel tasarım için ekstrakt miktarı (%1, %3 ve %5), karıştırma süresi (15, 30 ve 45 dk) ve kitosan miktarı (%0.1, %0.3 ve %0.5) bağımsız değişkenler olarak belirlenirken, kapsüllerin uzunluk oranı, küresellik faktörü, enkapsülasyon etkinlikleri ve mide sıvısındaki salım miktarları bağımlı değişkenler olarak seçilmiştir. Elde edilen veriler için ANOVA tabloları, kontür grafikleri ve ikinci dereceden polinomial denklemler oluşturulmuştur. Deney parametreleri maksimum enkapsülasyon etkinliği ve minimum mide sıvısına salım olarak optimize edildiğinde koşullar ekstrakt miktarı % 1.96, kitosan miktarı % 0.10 ve süre ~23 dk olarak bulunmuştur. Metot validasyonu yapılarak teorik ve deneysel veriler kıyaslanmıştır.In this study, black mulberry anthocyanins were encapsulated by entrapping of the bioactive component into chitosan coated calcium-alginate beads and some factors used in encapsulation were optimized by response surface methodology. Phenolic-rich black mulberry sample evaluated according to its color, pH, and moisture. After anthocyanins were extracted from the fruit total phenolic content, total flavonoid content, total anthocyanin content and antioxidant capacity were evaluted both for black mulberry fruit and for anthocyanin extract. Obtained anthocyanin extracts were encapsulated by using ionic gellation method. Experimental design was created for 3 factors and 3 level by cental composite design for 3 replicates in central points (3% extract, 0.3% chitosan and 30 minutes). Extract content (1%, 3% and 5%), mixing time (15, 30 and 45 min.) and chitosan content (0.1%, 0.3% and 0.5%) were selected as dependent variables and aspect ratio, sphericity factor, encapsulation efficiency and release of active ingredient into gastric medium were determined as independent variables for experminetal design conditions. ANOVA tables, contour plots and second order polynomial equations were formed. Experimental parameters were optimized as maximum encapsulation efficiency and minimum release in gastric medium and found like 1.96% extract content, 0.10% chitosan content and ~23 minutes. Method validation was done by comparing experimental and predicted results.Yüksek LisansM.Sc
    Ulusal Üniversitelerarası Açık Erişim Sistemi - İstanbul Teknik Üniversitesiis based in TR
    Repository Dashboard
    Do you manage Ulusal Üniversitelerarası Açık Erişim Sistemi - İstanbul Teknik Üniversitesi? Access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard!