Üsküdar University Academic Digital Archive
Not a member yet
7736 research outputs found
Sort by
Polyvagal Theory and Interoception-Based Interventions: Approaches to Strengthen Mental Resilience
Humans survive by establishing healthy bonds, and these bonds provide emotional regulation, especially in the caregiver-infant relationship. Polyvagal Theory suggests that the autonomic nervous system supports survival by assessing environmental and internal safety signals. Interoception plays a crucial role in this process, referring to the ability to sense the body's internal states. In recent years, interoception-based therapies have proven effective in the treatment of psychopathologies, especially post-traumatic stress disorder. Interoceptive-based interventions, such as trauma-informed yoga, can improve individuals who do not respond to traditional treatment by enhancing emotional regulation and body awareness. The aim of this study is to examine the effects of human-to-human relationships on mental health in the digitalized world, within the framework of Polyvagal Theory. In particular, it emphasizes the important role of interoception in the bond we establish with ourselves and its significance in psychotherapy. The study proposes an approach that supports mental health by discussing the therapeutic effects of interoception and the role of these skills in improving communication between individuals. The study also offers suggestions on how interoception-based interventions can be utilized in clinical practice. Such therapies help individuals form healthier bonds with both themselves and others.https://doi.org/10.18863/pgy.160927
Üsküdar University Faculty of Communication New Paradigms in Communication Technologies and Humanity Symposium Proceedings Book
Sağlık Alanında Koruyucu, Önleyici ve Destekleyici Çocuk Gelişimi Hizmetlerinin Yaygınlaştırılması Sempozyumu
Uluslararası platforma baktığımız zaman hiçbir ülkede bizim ülkemizdeki kadar çocuk gelişimi alanında bütünsel bir yaklaşımı vurgulayan, sağlığından beslenmesine kadar donanımlı çocuk gelişimi uzmanları yetiştiren bir başka program da bulunmamaktadır. Dünya politikalarına da yön verecek çocuk gelişimi çalışmaları hususunda herkes bir arayış içinde iken bizim ülkemizde bu alanda bizim örnek olacağımız bir programımız var ve biz bu programı yaygınlaştırmak ve tanıtmakla yükümlüyüz. İşte bu çerçevede ülkemizde önleyici, koruyucu, destekleyici ve iyileştirici sağlık sistemlerinde çocuk gelişimi ile ilgili hizmetlerin neler olduğunu anlamak, bu alandaki başarılı çalışmaların yaygınlaştırılması konusunda neler yapabileceğimizi altını çizmek ve uygulamalardan yola çıkarak ulusal politikalar ve mevzuata nasıl yansıyabileceği konularına kısacık da olsa bir göz atmayı amaçlıyoruz
A Geometric–Delocalization Model for Material Classification in the M–D Parameter Space
This study introduces a two-parameter geometric–electronic framework for classifying materials based on structural regularity and electronic delocalization. The model uses two normalized indices: (1) M_geom, capturing coordination environment, crystallographic symmetry, and density; and (2) D_delok, measuring electronic delocalization through hybridization character, π-orbital participation, dimensionality, and band-gap behavior. Using Materials Project structures for seven representative materials —including metallic alloys, carbon allotropes, silicates, and actinide compounds—we demonstrate that the proposed model consistently separates metals, semimetals, and insulators in the M–D phase space. The approach provides a compact, data-consistent alternative to traditional organic–inorganic classification schemes and suggests a more universal structure–property mapping framework. Language editing assistance was provided using an AI-based tool
Examination of the relationship between depression levels and quality of life among mothers who have given birth preterm and at full term
Bu çalışmanın amacı preterm doğum ve miadında doğum yapmış annelerin depresyon düzeyleri ve yaşam kaliteleri arasındaki ilişkiyi incelemekti. Çalışmaya 18-35 yaş aralığında miadında 32, preterm doğum yapmış 32 anne dahil edildi. Çalışmada kriterleri değerlendirmek için Sosyodemografik Bilgi Formu, yaşam kalitesini değerlendirmek için Doğum Sonu Yaşam Kalitesi Ölçeği ve depresyonu değerlendirmek için Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği kullanıldı. Preterm ve miadında doğum yapan annelerin sosyodemografik özelliklerinin karşılaştırılması Ki-Kare Analizi ile yapıldı. Preterm ve miadında doğum yapan annelerin doğum sonrası yaşam kaliteleri ve depresyon düzeylerinin incelenmesinde İndependent Sample T Testi kullanıldı. Doğum şekli ile ölçek puanları arasındaki ilişkiyi incelemek için Spearman Korelasyon Analizi yapıldı. Çalışmada preterm doğum yapmanın, annelerin doğum sonrası dönemde yaşam kalitesi memnuniyet düzeyini (β=-0,89; p<.01) azaltıcı yönde etkilediği tespit edilmiştir. Ancak, preterm doğum yapma durumu annelerin doğum sonrası depresyon düzeyini (β=0,88; p<.01) arttırıcı yönde etkilediği tespit edilmiştir. Çalışma ergoterapistlere yol gösterici bir çalışma olarak düzenlenmiş olup bu alanda yeni müdahale planlarına fikir oluşturacaktır. Bu sayede annelerin depresyon ile başa çıkabilme becerileri gelişecek, yaşam kaliteleri artacak, çevresel faktörler düzenlenecek ve bu alanda aile eğitimleri oluşturulabilecektir
Mehmet Şemsettin Ulusoy's love for Hz. Ali in his dîvân named Eş'âr-ı Şemsî
Bu çalışmada, 1925'te tekke ve zâviyelerin kapatılmasına kadar Mısrî Dergâhı'nın son postnişîni olan Mehmet Şemsettin Ulusoy'un (ö. 1936) Eş'âr-ı Şemsî adlı eserinde Hz. Ali'ye (ö. 40/661), duyduğu derin sevgi ve bağlılık incelenecektir. Ulusoy, sadece son postnişîn olarak değil, aynı zamanda üretken bir mutasavvıf, şair ve yazar olarak da tanınmaktadır. Hz. Peygamber'e; Hz. Ali, Ehl-i Beyt ve Niyâzî-i Mısrî'ye (ö. 1105/1694) beslediği muhabbeti anlattığı ve Bursa'nın dînî ve tasavvufî hayatı üzerine önemli bilgileri aktardığı Eş'âr-ı Şemsî, toplamda 753 manzûmeden oluşmaktadır. Bu manzûmeler içinde Hz. Ali sevgisine yönelik beyitler önemli bir yer tutmaktadır. Çalışmada Hz. Ali ile özleşen üç kavram; fütüvvet, ilim ve velâyet üzerinden incelemeler yapılmıştır. Klasik metinlerde, eski ve köklü tarikatlarda, Anadolu'da etkili olan bazı tarikatlarda Hz. Ali'nin bu üç kavram ile ilintili olarak nasıl konumlandırıldığını incelenmiştir. Ardından Halvetî Mısriyye tarikatında dolayısı ile Niyâzî-i Mısrî'nin Hz. Ali sevgisi, kavramlar doğrultusunda işlenmiştir. Niyâzî-i Mısrî'nin tasavvufî düşünceleri ve Hz. Ali'ye duyduğu muhabbet, Ulusoy'un manevi dünyasını şekillendiren ve eserlerine yansıyan önemli unsurlar arasında yer almaktadır. Ulusoy'un, Hz. Ali hakkındaki eleştirilere Ehl-i Sünnet perspektifinden getirdiği savunmacı yaklaşımı şiirlerinde açıkça okunmaktadır. Bu çalışma, tasavvuf edebiyatının yakın dönem örneklerinden biri olan Eş'âr-ı Şemsî'nin, Hz. Ali'nin manevi konumunu ve eserin yazıldığı dönemde Mısriyye tarikatının görüşlerini yansıtmaktadır
Tendance to one child preference in conservative families: The İstanbul example
Bu çalışma, İstanbul'da yaşayan muhafazakâr ailelerde tek çocuk tercihine yönelimin olup olmadığını, varsa nedenlerini ve bu tercihin arka planındaki toplumsal dinamiklerini incelemeyi amaçlamıştır. Araştırma, nitel araştırma yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiş olup, veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Çalışma grubu; İstanbul'da yaşayan, kendilerini muhafazakâr olarak tanımlayan ve tek çocuk sahibi olan 10 aileden toplam 20 katılımcıdan oluşmaktadır. Araştırma bulguları, muhafazakâr ailelerde tek çocuk tercihinin çok boyutlu bir olgu olduğunu ve bu tercihin ardında ekonomik, sosyal, kültürel ve bireysel faktörlerin etkileşiminin bulunduğunu ortaya koymuştur. Muhafazakâr ailelerin dini referanslarla modern yaşam pratikleri arasında yeni bir denge kurma çabasında olduğu görülmüştür. İslami öğretilerde çok çocuk sahibi olmanın teşvik edilmesine rağmen, muhafazakâr ailelerin tek çocuk tercihine yönelmesi, dini değerlerin güncel yaşam koşulları içerisinde yeniden yorumlandığını göstermektedir. Ekonomik faktörlerin muhafazakâr ailelerin aile planlaması kararlarında belirleyici bir rol oynadığı tespit edilmiştir. Çocuk yetiştirme maliyetlerinin artması, eğitim giderlerinin yükselmesi ve yaşam standartlarını koruma kaygısı, muhafazakar aileleri tek çocuk tercihine yöneltmektedir. Toplumsal cinsiyet rolleri bağlamında, kadınların iş hayatına artan katılımı ve eğitim düzeylerinin yükselmesine rağmen, ev içi sorumlulukların hala büyük ölçüde kadınlarda olması, tek çocuk tercihini güçlendiren faktörlerden biri olarak ortaya çıkmaktadır. Geniş aileden çekirdek aileye geçiş, geleneksel destek mekanizmalarının zayıflaması ve bireyselleşme eğilimlerinin güçlenmesi, aile planlaması kararlarını etkileyen temel faktörler arasında yer almaktadır. Çocuk yetiştirme pratikleri açısından, muhafazakâr ailelerde niteliksel bir dönüşümün yaşandığı, çocuğun eğitimi ve gelişimi için yapılan yatırımların arttığı gözlemlenmiştir. Araştırma sonuçları doğrultusunda, muhafazakâr ailelerde tek çocuk tercihinin uzun vadeli sonuçlarını inceleyen boylamsal çalışmaların yapılması, farklı sosyo-ekonomik düzeydeki muhafazakâr ailelerin karşılaştırmalı analizinin gerçekleştirilmesi ve aile destek mekanizmalarının güçlendirilmesine yönelik sosyal politikaların geliştirilmesi önerilmektedir
The effect of physiological regulation on executive functions in children with autism
Otizm Spektrum Bozukluğu olan çocuklarda, otonom sinir sistemi işlevlerindeki bozulmalar nedeniyle fizyolojik regülasyon olumsuz etkilenmektedir. Otizm spektrum bozukluğu olan bireylerin fizyolojik olarak kendilerini regüle edememesi, yürütücü işlev becerilerinin gelişimini de olumsuz yönde etkilemektedir. Bu çalışma, Otizm spektrum bozukluğu olan çocuklarda fizyolojik regülasyonun yürütücü işlev becerileri üzerindeki etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmada Fizyolojik Regülasyon Ölçeği ve Bilişsel Regülasyon Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemi, 2-6 yaş aralığında otizm spektrum bozukluğu olan tanısı almış 30 çocuktan oluşmaktadır. Elde edilen veriler SPSS 27 paket programı kullanılarak analiz edilmiş, ölçekler arasındaki ilişkiler Pearson korelasyon analizi ile değerlendirilmiştir. Verilerin normal dağılım gösterip göstermediği çarpıklık ve basıklık katsayılarıyla incelenmiş, ölçeklerin güvenilirliği Cronbach's Alpha testiyle doğrulanmıştır. Gruplar arasındaki farklılıklar bağımsız örneklemler t-testi ile analiz edilmiş ve tüm sonuçlar p 0,05). Benzer şekilde, başlatma alt boyutu ile fizyolojik regülasyon arasındaki ilişki de anlamlı değildir (r = 0,198, p > 0,05). Ancak, fizyolojik regülasyon ile öz-kontrol arasında güçlü ve anlamlı bir pozitif ilişki (r = 0,643, p < 0,01), Kendini İzleme alt boyutunda ise orta düzeyde anlamlı bir pozitif ilişki bulunmuştur (r = 0,425, p < 0,05). Ayrıca, fizyolojik regülasyon ile bilişsel esneklik arasında güçlü ve anlamlı bir pozitif ilişki tespit edilmiştir (r = 0,573, p < 0,01). Bilişsel regülasyon ile fizyolojik regülasyon arasında da güçlü ve anlamlı bir ilişki mevcuttur (r = 0,601, p < 0,01). Bu sonuçlar, fizyolojik regülasyon düzeyi arttıkça bilişsel regülasyon düzeyinin de anlamlı şekilde yükseldiğini göstermektedir
An evaluation of the relationship between social media addiction family belonging and social anxiety in young adults
Bu tez çalışmasının amacı genç yetişkinlerde sosyal medya bağımlılık düzeyinin aile aidiyeti ve sosyal anksiyete ile ilişkisinin incelenmesidir. Araştırmada, ilişkisel tarama modelinden yararlanılmıştır. Çalışmanın örneklemini 18-25 yaş aralığında bulunan toplam 320 katılımcı oluşturmuştur. Veriler seçkisiz örnekleme yöntemi ile elde edilmiştir. Gerçekleştirilen araştırıma sonucunda, kişilerin sosyal medya bağımlık düzeyleri ile aile aidiyetleri arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğu, sosyal medya bağımlık düzeyi ve sosyal anksiyete arasında ise pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunduğu sonucuna varılmıştır. Aile aidiyeti ve sosyal anksiyete değişkenlerinin de birlikte sosyal medya bağımlılığı üzerinde anlamlı ve yordayıcı etkisi olduğu tespit edilmiştir
The relationship between depression, altrousm and perceived social support level in university students
Bu araştırmanın amacı Konya'daki üniversite öğrencilerinin depresyon, özgecilik ve algılanan sosyal destek düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırma, bu değişkenler arasındaki bağlantıların yönünü ve gücünü belirleyerek üniversite öğrencilerinin depresyonla mücadelelerine ve psikososyal ihtiyaçlarına dair kapsamlı bir anlayış geliştirmeyi hedeflemektedir. Ayrıca, elde edilen bulguların gençlerin ruh sağlığı ve sosyal destek sistemleri üzerine uygulanabilir öneriler sunması amaçlanmaktadır. Yapılan araştırmada nicel analiz tekniklerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Bu araştırmanın evrenini Konya'daki üniversite öğrencileri, örneklemini ise çevrimiçi anketi doldurmayı kabul eden Konya'daki gönüllü üniversite öğrencileri oluşturmuştur. Katılımcıların kişisel bilgilerinin dağılımı incelendiğinde, katılımcılardan 305 kişinin kadın ve 119 kişinin ise erkek olduğu görülmektedir. Araştırmada Sosyo-Demografik Veri Formu, Özgecilik Ölçeği, Beck Depresyon Envanteri ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizi için SPSS 27.0 programı kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre Konya'daki üniversite öğrencilerinin depresyon, özgecilik ve algılanan sosyal destek düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler olduğu belirlenmiştir. Özgecilik ile algılanan sosyal destek arasında pozitif bir ilişki bulunurken, depresyon ile algılanan sosyal destek arasında negatif bir ilişki tespit edilmiştir (p<0.05). Aynı zamanda özgecilik ve depresyon düzeyleri arasında pozitif yönlü ilişki tespit edildiği görülmektedir. Depresyonun özgecilik ve algılanan sosyal desteği yordamasına ilişkin yapılan analiz sonuçlarına göre, depresyonun algılanan sosyal destek boyutu ve aile, arkadaş, özel insan alt boyutunu negatif yönde, düşük seviyede ve anlamlı bir şekilde yordadığı görülmektedir