Selçuk Üniversitesi Kütüphanesi
Not a member yet
    38695 research outputs found

    Social media addiction and boredom in leisure: An exploratory study on universi̇ty students

    No full text
    Bu çalışmanın amacı, üniversitesi öğrencileri örnekleminde sosyal medya bağımlılığı ve can sıkıntısıyla mücadelede rekreasyonun rolünü incelemektir. Bu çerçevede, elde edilen bulguların can sıkıntısı ve sosyal medya kullanımı ile rekreasyon arasındaki ilişkiyi anlamamıza katkı sağlaması hedeflenmektedir. Bu çalışmada Veri toplama aracı olarak "kişisel bilgi formu", Turgut-Ünal ve Deniz (2015) tarafından geliştirilen "Sosyal Medya Bağımlılık Ölçeği" ve Struk ve arkadaşları tarafından geliştirilen Koç ve arkadaşları tarafından 2018'de Türkçeye uyarlanan "Kısa Can Sıkıntısı Eğilimi Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmaya Selçuk üniversitesinde 2023-2024 eğitim-öğretim döneminde spor bilimleri, güzel sanatlar, konservatuar ve iletişim fakültelerinde eğitim-öğrenim gören, farklı yaş guruplarından 469 (Nkadın:223, Nerkek:246) öğrenci gönüllülük esasına göre katılım sağlamıştır. Veriler yapılan normallik analizi sonucunda, tüm boyutlar ve karşılaştırılan değişkenlerin normal dağılım gösterdiği belirlenmiş ve bu nedenle verilerin analizinde parametrik testler kullanılmıştır. Boyutları değişkenlere göre karşılaştırırken ikili gruplarda Bağımsız T Testi, üç ve üzeri değişkenli gruplarda ise Varyans Analizi (ANOVA) testi kullanılmıştır. Çalışmada, can sıkıntısı eğilimi ile sosyal medya bağımlılığı alt boyutları arasındaki ilişki ise Pearson Korelasyon analizi ile değerlendirilmiştir. Araştırmada anlamlılık düzeyi 0.05 olarak alınmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre, en çok kullanılan sosyal medya platformlarının Instagram ve WhatsApp olduğu; kullanım amaçlarının bilgi edinme, eğlence ve iletişim olduğu; Kısa Can Sıkıntısı Eğilim Ölçeği ve Sosyal Medya Bağımlık Ölçeği alt boyutlarında cinsiyete ve rekreatif tercihe göre anlamlı farklılık göstermediği, ancak yaşa, fakülteye, günlük sosyal medya kullanım süresine ve akademik başarıya göre istatistiksel olarak anlamlı sonuçlara ulaşıldığı belirlenmiştir. Ayrıca, Kısa Can Sıkıntısı Eğilim Ölçeği ve Sosyal Medya Bağımlık Ölçeği arasındaki ilişki incelendiğinde, tüm boyutlarda orta düzeyde pozitif yönlü bir ilişki saptanmıştır. Çalışmanın ışığında sosyal medya bağımlığı ve can sıkıntısı yaşayan üniversite öğrencileri için rekreatif etkinliklerin artırılmasına ve kamu kurum ve kuruluşların faaliyetlerinin geliştirilmesine yönelik yapılabilecekler önerilerde sunulmuştur.This study aims to examine the role of recreation in combating social media addiction and boredom within a sample of university students. The findings aim to contribute to understanding the relationship between boredom, social media use, and recreation. The data collection tools used in this study include a "personal information form," the Social Media Addiction Scale developed by Turgut-Ünal and Deniz (2015), and the Brief Boredom Proneness Scale, developed by Struk et al. and adapted into Turkish by Koç et al. (2018). The research sample consisted of 469 volunteer students (N_female: 223, N_male: 246) from different age groups studying in the Faculties of Sports Sciences, Fine Arts, Conservatory, and Communication at Selçuk University during the 2023–2024 academic year. A normality analysis of the data revealed that all dimensions and variables exhibited a normal distribution. Therefore, parametric tests were used for data analysis. Independent Samples T-Test was employed for comparing two groups, while Variance Analysis (ANOVA) was used for comparisons involving three or more groups. The relationship between boredom proneness and subdimensions of social media addiction was assessed using Pearson Correlation analysis. The significance level was set at 0.05. The results indicate that the most commonly used social media platforms are Instagram and WhatsApp, primarily for purposes such as information gathering, entertainment, and communication. No significant differences were found in the subdimensions of the Brief Boredom Proneness Scale and Social Media Addiction Scale based on gender or recreational preferences. However, statistically significant differences were observed concerning age, faculty, daily social media usage duration, and academic achievement. Additionally, a moderate positive correlation was identified between all dimensions of the Brief Boredom Proneness Scale and the Social Media Addiction Scale. To these findings, the study provides recommendations for increasing recreational activities and enhancing public institution and organization initiatives to support university students experiencing social media addiction and boredom

    Evaluation of morphometric properties of extraocular muscles by magnetic resonance

    No full text
    Amaç: Dış dünya ile bütünleşmemizi sağlayan gözlerimizin hareketliliğini, orbita içerisindeki ekstraoküler kaslar sağlar. Çeşitli patolojilerin orbita'yı ve içerisindeki yapıları etkileyebilmesi sebebiyle bu kasların morfometrik özelliklerinin bilinmesi büyük klinik öneme sahiptir. Bu çalışmada Anadolu populasyonunda ekstraoküler kas kalınlıklarının normatif değerlerini tespit ederek; cinsiyet, yaş, sağ-sol taraf arasında muhtemel farklılıkların araştırılması ve kas kalınlıkları ile gözün aksiyel uzunluğu sebebiyle oluşan kırma kusurları arasında olası ilişkilerin tespiti ile klinisyenlere teşhis noktasında kolaylık sağlayabilecek bilgiler sunmayı amaçladık. Materyal-Metot: Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı'nda 2018-2024 yılları arasında çeşitli sebepler ile orbita manyetik rezonans görüntülemesi (MRG) yapılmış olan 20 yaş üzeri 339 vaka retrospektif olarak incelendi. Kriterleri sağlayan 120'si erkek ve 125'i kadın olmak üzere 245 bireye ait 490 gözün aksiyel uzunlukları ve ekstraoküler kaslarının enine kesitleri üzerinde ölçümler yapıldı, varyasyonlar araştırıldı. Bulgular: Ekstraoküler kaslar üzerinde yapılan 11 ölçüm değişkeninden 3 tanesinde sol taraf, 1 tanesinde ise sağ taraf istatistiksel olarak anlamlı derecede daha büyüktü (p˂0,05). Aksiyel uzunluklar arasında anlamlı farklılıklar gözlenmedi (p˃0,05). Erkek ve kadın cinsiyetleri karşılaştırıldığında; aksiyel uzunluklar, interzigomatik mesafe ve 11 ekstraoküler kas değişkeninden 7 tanesi erkek cinsiyetinde istatistiksel olarak anlamlı derecede daha büyüktü (p˂0,05). Oluşturulan onarlı yaş grupları arasında farklılıklar araştırıldığında; yirmili yaşlardaki bireylerde ekstraoküler kasların kısa çapları, ileri yaş gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha küçüktü (p<0,05). Sonuç: Ekstraoküler kasların morfometrik özelliklerinin sunulduğu; cinsiyete, bulunduğu tarafa ve yaşa bağlı olarak değişkenlik gösterebileceğini kanıtlayan detaylı çalışmalardan biri olmuştur. Elde edilen bu bilgilerin orbita ile ilişkili patolojilerin teşhis ve tedavisinde katkı sağlayabileceği düşünülmektedir.Objective: The extraocular muscles in the orbit provide the mobility of our eyes, which enable us to integrate with the outside world. Knowing the morphometric properties of these muscles is of great clinical importance since various pathologies can affect the orbit and the structures within it. In this study, we aimed to determine the normative values of extraocular muscle thicknesses in the Anatolian population; to investigate possible differences between gender, age, right and left sides and to determine the possible relationships between muscle thicknesses and refractive errors caused by the axial length of the eye. Material-Method: We retrospectively analyzed 339 cases over the age of 20 who underwent orbital magnetic resonance imaging (MRI) for various reasons between 2018 and 2024 in the Department of Radiology, Faculty of Medicine, Selçuk University. Axial lengths and coronal sections of the extraocular muscles of 490 eyes of 245 individuals (120 males and 125 females) who met the criteria were measured and variations were investigated. Results: Of the 11 measurement variables on the extraocular muscles, the left side was statistically significantly larger in 3 and the right side in 1 (p˂0.05). No significant differences were observed between axial lengths (p˃0.05). When male and female genders were compared, axial lengths, interzygomatic distance and 7 out of 11 extraocular muscle variables were significantly larger in male gender (p˂0.05). When the differences between the age groups were investigated; the short diameters of the extraocular muscles in individuals in their twenties were statistically significantly smaller than those in older age groups (p<0.05). Conclusion: This is one of the detailed studies presenting the morphometric characteristics of the extraocular muscles and proving that they may vary depending on gender, side and age. It is thought that the information obtained may contribute to the diagnosis and treatment of orbit-related pathologies

    The relationship between health status, birth attitudes and healthy life behaviours of pregnant women

    No full text
    Bu araştırma 28 hafta ve üzeri gebe kadınların psikososyal sağlık durumları ile doğum tutumu ve sağlıklı yaşam davranışları arasındaki ilişkinin ve etkileyen faktörlerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türdedir. Çalışmanın örneklemi Mayıs 2023- Mayıs 2024 tarihleri arasında Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne başvuran 911 gebeden oluşmaktadır. Veriler, literatüre paralel şekilde hazırlanan Tanıtıcı Bilgi Formu, Gebelikte Psikososyal Sağlığı Değerlendirme Ölçeği (GPSDÖ), Doğum Tutum Ölçeği (DTÖ) ve Gebelikte Sağlıklı Yaşam Davranışları Ölçeği (GSYDÖ) ile toplanmış; SPSS for Windows 22 paket programı ile analiz edilmiştir. Verilerin normallik varsayımına uygunlukları ise "Kurtosis" ve "Skewness" kat sayıları (±2) ile hesaplanmıştır. Verilerin analizinde bağımsız gruplarda t testi, ANOVA, Pearson korelasyon analizi ve Spearman Korelasyon analizleri kullanılmıştır. Gebelerin psikososyal sağlık düzeyleri ile doğum tutumu ve sağlıklı yaşam davranışları arasındaki ilişkinin incelendiği bu çalışmada; ilköğretim mezunu olan (p0,005), gebelikte herhangi bir yakınma yaşama (p0,05), ekonomik durumu iyi olan (p=0,004), çekirdek aileye mensup (p0.05). Çalışmamızın neticesinde edindiğimiz veriler doğrultusunda mevcut konuda, farklı etnik gruplarla, farklı bölgelerde daha kapsamlı çeşitli çalışmaların yapılması önerilmektedir.This study was conducted to determine the relationship between the psychosocial health status of pregnant women aged 28 weeks and over, birth attitude and healthy life behaviours and the factors affecting them. The study is descriptive and correlational. The sample of the study consisted of 911 pregnant women who applied to Ankara Training and Research Hospital between May 2023 and May 2024. The data were collected with the Descriptive Information Form, Pregnancy Psychosocial Health Assessment Scale (PPHAS), Childbirth Attitudes Question-naire (CAQ) and Healthy Life Behaviors in Pregnancy Scale (HLBS) prepared in parallel with the literature and analyzed with SPSS for Windows 22 package program. The conformity of the data to the normality assumption was calculated with "Kurtosis" and "Skewness" coefficients (±2). Independent groups t test, ANOVA, Pearson correlation analysis and Spearman Correlation analyses were used to analyze the data. In this study in which the relationship between psychosocial health levels of pregnant women and birth attitude and healthy life behaviors was examined, it was found that women who were primary school graduates (p0.005), having any complaints during pregnancy (p0.05), had a good economic status (p=0.004), belonged to a nuclear family (p0.05). In line with the data obtained as a result of our study, it is recommended that more comprehensive studies should be conducted in different regions with different ethnic groups

    The effect of group social work intervention on youth's grief severity, reinterpretation of grief and hopelessness

    No full text
    Bu araştırmanın amacı kendisi için önemli birini kaybeden üniversite öğrencilerine uygulanan grupla sosyal hizmet müdahalesinin yaşanan yasın şiddeti, yası yeniden anlamlandırma düzeyi ile umutsuzluk düzeyine etkisinin incelenmesidir. Bu amaç doğrultusunda araştırmada nicel ve nitel araştırma yöntemlerinin birlikte kullanıldığı karma yöntem kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini kayıp ve yas nedeniyle psikososyal destek almak için başvuruda bulunan lisans düzeyinde üniversite öğrencileri oluşturmuştur. Araştırmanın deney grubuna 7, kontrol grubuna ise 10 katılımcı dahil edilmiştir. Araştırmanın nicel verileri temel yas unsurları ölçeği, yas ve anlamı yeniden yapılandırma envanteri ve Beck umutsuzluk ölçeği kullanılarak elde edilmiştir. Nitel veriler ise araştırmacı tarafından oluşturulan 8 haftalık yas destek müdahale grubu oturumlarındaki anlatımlardan elde edilmiştir. Elde edilen nicel veri setleri SPSS 26.0 paket programı ile değerlendirilmiştir. Nitel veri çözümlemesi MAXQDA 2020 programı kullanılarak çözümlenmiştir. Araştırmanın nicel bulguları sonucunda, gruplarla sosyal hizmet müdahalesi deney grubunda yer alan yas sürecindeki üniversite öğrencilerinin temel yas unsurları ölçek puanları, yas ve anlamı yeniden yapılandırma envanteri ile Beck umutsuzluk ölçeği puanlarının kontrol grubunda yer alan öğrencilerin puanlarına göre istatistiksel açıdan anlamlı şekilde farklılaştığı ve bu farkın deney grubunda yer alan katılımcılar lehine olduğu görülmüştür. Grupla sosyal hizmet müdahalesinin yasla ilgili semptomları hafifletmede işlevsel olduğu bilimsel olarak ortaya konmuştur. Araştırmanın nitel bulguları ışığında kayıptan sonraki yaşam süreçlerinin kayıp yaşamış bireyler için müdahale edilmesi önemli bir alan olduğu; ölenin yaşı ve ölen kişiyle olan ilişkilerin yas sürecini etkileyen faktörler arasında yer aldığı; sosyal destek, dini inançlar ve kişisel güçlerin önemli baş etme araçları olduğu; bireysel hedeflere sahip olmanın ve sorumluluk almanın yasın yeniden anlamlandırmasında etkili olduğu; grup çalışmasının sosyal destek ve farkındalık sağlama gibi kazanımları olduğu sonucuna varılmıştır. Bu sonuçlar doğrultusunda yas sürecindeki üniversite öğrencilerine ve bu öğrencilere sunulacak psikososyal destek hizmetlere, psikososyal destek sağlayan ruh sağlığı çalışanlarına ve politika üreticilere yönelik önerilere yer verilmiştir.This study aims to examine the effects of group social work intervention applied to university students who lost someone important to them on the severity of grief, the level of reconstructing meaning of grief, and the level of hopelessness. For this purpose, a mixed method was used in the study, where quantitative and qualitative research methods were used together. The universe of the study consisted of undergraduate university students who applied to receive psychosocial support due to loss and grief. 7 participants were included in the experimental group of the study and 10 participants were included in the control group. The quantitative data of the study were obtained using the Core Bereavement Items Scale, Mourning and Reconstructing Meaning Inventory, and Beck Hopelessness Scale. The qualitative data were obtained from the 8-week grief support intervention group sessions created by the researcher. The quantitative data sets obtained were evaluated with the SPSS 26.0 package program. Qualitative data analysis was analyzed using the MAXQDA 2020 program. As a result of the quantitative findings of the study, it was observed that the Core Bereavement Items Scale scores, Grief and Meaning Reconstruction Inventory, and Beck Hopelessness Scale scores of university students in the mourning process in the experimental group of the social work intervention with groups differed statistically significantly from the scores of the students in the control group, and this difference was in favor of the participants in the experimental group. It has been scientifically demonstrated that group social work intervention is functional in alleviating grief-related symptoms. In the light of the qualitative findings of the study, it was concluded that the life processes after loss are an important area to intervene for individuals who have experienced loss; the age of the deceased and the relationships with the deceased are among the factors affecting the grief process; social support, religious beliefs, and personal strengths are important coping tools; having individual goals and taking responsibility are effective in re-meaning grief; and group work has gains such as providing social support and awareness. In line with these results, recommendations are included for university students in the grief process and the psychosocial support services to be offered to these students, mental health workers providing psychosocial support, and policy makers

    Determination of sodium fluorecein dosage in fundus fluorecein angiography procedures in cats and dogs

    No full text
    Fundus floresein anjiyografi (FFA) kedi ve köpeklerde uzun yıllardır rutin klinik kullanımda olan, retina ve koroideanın vasküler tabakasının incelenmesine olanak sağlayan bir tanı yöntemidir. Literatür veri incelendiğinde FFA amacıyla kullanılan sodyum floresein dozunun, hayvan materyalini kedi ve köpeklerin oluşturduğu farklı çalışmalarda farklı dozlarda kullanıldığı görülmüştür. Bu veriler doğrultusunda, kedi ve köpeklerde FFA uygulamalarında sodyum floresein dozunun 5 mg/kg alt sınırına çekilerek işlemin verimliliğinin araştırılabileceği düşünülmüştür ve çalışma neticesinde sonuçların değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın hayvan materyalini Hs Veteriner kliniğine getirilen 10 kedi ve 10 köpek oluşturdu. Rutin sistematik muayene kapsamında vücut ağırlığı, tansiyon, kalp frekansı, solunum frekansı, vücut ısısı ölçüldü ve hematolojik testler yapıldı. Aynı zamanda detaylı oftalmolojik muayeneleri yapıldı. Bu muayeneler FFA işleminden sonra da tekrarlandı. İşleme midriyazis sağlamak amacıyla her iki göze 10'ar dk arayla 3 kez 1'er damla Tropikamid (Tropamid, Bilim İlaç, Türkiye) uygulanarak başlandı. Daha sonra 0.08 ml/kg dozda kas içi Medetomidin (Delax, Albafarma, Türkiye) enjeksiyonu ile sedasyona alınan hayvanların damar yolu açıldı. FFA işlemine damar yolundan bolus şeklinde 5 mg/kg dozunda Sodyum Floresein (Fluosine, İdol İlaç, Türkiye) uygulanarak başlanmış oldu. Floresein uygulamasıyla birlikte anjiyogramlar oluşturulmaya başlandı ve 10 dk boyunca görüntüler kaydedildi. FFA işlemleri bittikten sonra oluşturulan anjiyogramlar incelendi ve uygun olan 4 görüntü değerlendirildi. Benzer çalışmalar göz önünde bulundurularak yapılan değerlendirmeler neticesinde kedi ve köpeklerde FFA işlemlerinde 5 mg/kg dozda sodyum floresein kullanırak gerekli ve yeterli anjiyogramlar oluşturulabildiği ve FFA'nın tüm aşamalarının izlenebildiği görüldü.Fundus fluorescein angiography (FFA) is a diagnostic method that has been in routine clinical use in cats and dogs for many years and allows the examination of the vascular layer of the retina and choroid. When literature data is examined, it is seen that the sodium fluorescein dose used for FFA is used at different doses in different studies where the animal material consists of cats and dogs. In line with this data, it was thought that the efficiency of the procedure could be investigated by reducing the sodium fluorescein dose to the lower limit of 5 mg/kg in FFA applications in cats and dogs, and the aim was to evaluate the results as a result of the study. The animal material of the study consisted of 10 cats and 10 dogs brought to Hs Veterinary Clinic. As part of the routine systematic examination, body weight, blood pressure, heart rate, respiratory rate, body temperature were measured and hematological tests were performed. Detailed ophthalmological examinations were also performed. These examinations were repeated after the FFA procedure. The procedure was started by applying 1 drop of Tropicamide (Tropamid, Bilim İlaç, Turkey) to both eyes 3 times at 10-minute intervals to provide mydriasis. Then, the animals were sedated with an intramuscular injection of Medetomidine (Delax, Albafarma, Turkey) at a dose of 0.08 ml/kg and vascular access was opened. The FFA procedure was started by administering 5 mg/kg of Sodium Fluorescein (Fluosine, İdol İlaç, Turkey) intravenously. Angiograms were created with the application of fluorescein and images were recorded for 10 minutes. After the completion of the FFA procedures, the angiograms created were examined and 4 appropriate images were evaluated. As a result of the evaluations made considering similar studies, it was seen that necessary and sufficient angiograms could be created and all stages of FFA could be monitored by using 5 mg/kg sodium fluorescein in FFA procedures in cats and dogs

    Examining the effects of philosophy practices with children on preschool children's creativity and critical thinking skills

    No full text
    Bu araştırmanın amacı, Çocuklarla Felsefe (P4C) uygulamalarının beş-altı yaş okul öncesi dönemdeki çocukların yaratıcılıklarına ve eleştirel düşünme becerilerine olan etkilerini incelemektir. P4C, çocukların eleştirel, yaratıcı, işbirlikçi ve özenli düşünme becerilerini geliştirmeye yönelik bir yaklaşımdır. Çalışmada, ön-test ve son-test uygulamalı kontrol gruplu deneysel model kullanılmış olup deneme ve kontrol grubu olmak üzere iki ayrı grup oluşturulmuştur. Deneme grubuna P4C uygulamaları yapılırken, kontrol grubuna herhangi bir müdahale yapılmamıştır Araştırmanın veri toplama sürecinde, çocukların eleştirel düşünme becerilerini ölçmek amacıyla "Beş - Altı Yaş Çocuklar İçin Felsefi Sorgulama Yoluyla Eleştirel Düşünmenin Değerlendirmesi Ölçeği (FSYEDDÖ)" ve yaratıcılık düzeylerini değerlendirmek için "Erken Çocukluk Yaratıcılık Ölçeği (EÇYÖ)" kullanılmıştır. Verilerin analizi sonucunda, deneme grubundaki çocukların P4C uygulamaları sonrasında eleştirel düşünme ve yaratıcılık becerilerinde anlamlı bir artış olduğunu ortaya koymuştur. Ancak kontrol grubunda ise bu becerilerde belirli bir değişim gözlenmemiştir. Araştırma bulguları, P4C (Çocuklar için Felsefe) yönteminin erken çocukluk döneminde eleştirel düşünme ve yaratıcılık gibi bilişsel becerilerin gelişiminde etkili bir pedagojik yaklaşım olduğunu ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, P4C'nin okul öncesi eğitimde yaygınlaştırılması, çocukların bilişsel, entelektüel ve sosyal becerilerinin güçlendirilmesine katkı sağlayabilir. Çalışma, eğitimciler ve politika yapıcılar için rehber niteliğinde öneriler sunmakta ve erken çocukluk döneminde felsefi sorgulama temelli eğitimin değerine dikkat çekmektedir.The aim of this study is to examine the effects of Philosophy for Children (P4C) practices on the creativity and critical thinking skills of preschool children aged five to six. P4C is an approach aimed at developing children's critical, creative, collaborative, and caring thinking skills. The study employed a pre-test and post-test experimental design with a control group, dividing participants into two groups: an experimental group and a control group. While P4C practices were implemented with the experimental group, no interventions were made with the control group. During the data collection process, the "Evaluation of Critical Thinking Through Philosophical Inquiry for Five-Six-Year-Old Children Scale (ECTPI)" was used to measure critical thinking skills, and the "Early Childhood Creativity Scale (ECCS)" was used to assess creativity levels. Data analysis revealed a significant increase in the critical thinking and creativity skills of the children in the experimental group following the P4C practices. However, no noticeable changes were observed in the control group. The findings of the study demonstrate that the P4C (Philosophy for Children) method is an effective pedagogical approach for fostering cognitive skills such as critical thinking and creativity in early childhood. In this context, the widespread adoption of P4C in preschool education could contribute to strengthening children's cognitive, intellectual, and social skills. The study offers practical recommendations for educators and policymakers and highlights the value of inquiry-based philosophical education in early childhood

    The Effect of sports on mental resilience and problem-solving skills

    No full text
    Bu araştırma, sporun bireylerin zihinsel dayanıklılık ve problem çözme becerileri üzerindeki etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma, Ankara'nın Etimesgut ilçesinde faaliyet gösteren Gençlik ve Spor Kulübü'nde aktif spor yapan 16 yaş ve üzeri bireyler üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın temel amacı, aktif spor yapan bireylerin zihinsel dayanıklılık ve problem çözme becerilerini, aktif spor yapmayan bireylerle karşılaştırarak, sporun bu beceriler üzerindeki etkilerini değerlendirmektir. Spor, bireylerin stresle başa çıkma, empati kurma, etkili iletişim ve hızlı çözüm üretme gibi yaşam becerilerini geliştirmeye yardımcı olacaktır. Bu kapsamda araştırmada, sporun bireylerin zihinsel dayanıklılık ve problem çözme yetenekleri üzerindeki pozitif etkileri ortaya çıkarılmıştır. Araştırmanın bulguları, spor yapan bireylerin, zihinsel dayanıklılık ve problem çözme becerileri açısından, aktif spor yapmayan bireylere göre daha yüksek performans sergilediklerini göstermiştir. Bunun yanında, erkek sporcuların zihinsel dayanıklılık ve problem çözme becerileri bakımından kadın sporculardan daha başarılı olduğu, ancak güven boyutunda kadınların erkeklere kıyasla biraz daha üstün olduğu tespit edilmiştir. Demografik faktörler incelendiğinde, yaş ve millilik gibi değişkenlerin bu yetenekler üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olmadığı belirlenmiştir. Araştırma sonuçları, sporun bireylerin karar verme süreçlerinde bağımsızlığı artırarak, sorunları daha etkili bir şekilde çözmelerine yardımcı olabileceğini göstermektedir. Ayrıca, sporun sadece fiziksel bir etkinlik olmadığını, aynı zamanda bireylerin zihinsel ve sosyal becerilerini geliştiren önemli bir araç olduğu vurgulanmıştır. Bu çalışma, sporun bireylerin psikolojik dayanıklılığını ve problem çözme kapasitelerini artırma potansiyeline sahip olduğunu göstermektedir. Araştırmanın sınırlılıkları arasında, çalışmanın yalnızca Ankara ilinde gerçekleştirilmesi ve katılımcı sayısının sınırlı olması, dolayısıyla bulguların genellenebilirliği konusunda dikkatli olunması gerektiği ifade edilmiştir. Ancak, elde edilen veriler, sporun bireysel gelişim üzerindeki olumlu etkilerine dair değerli içgörüler sunmakta ve gelecekteki çalışmalar için bir temel oluşturmaktadır.This research aims to examine the effects of sports on individuals' mental resilience and problem-solving skills. The study was conducted on individuals aged 16 and over who are actively engaged in sports at the Youth and Sports Club located in the Etimesgut district of Ankara. The main objective of the research is to assess the mental resilience and problem-solving skills of individuals who actively participate in sports and to compare these skills with those of individuals who do not engage in sports, thus evaluating the effects of sports on these abilities. Sports can help individuals develop essential life skills such as managing stress, empathy, effective communication, and quick problem-solving. Within this scope, the research has revealed the positive effects of sports on individuals' mental resilience and problem-solving abilities. The findings of the research indicate that individuals who engage in sports perform significantly better in terms of mental resilience and problem-solving skills compared to those who do not participate in sports. Moreover, it was found that male athletes outperformed female athletes in terms of mental resilience and problem-solving abilities, although women were slightly superior to men in terms of trust-related dimensions. When examining demographic factors, it was determined that variables such as age and nationality did not have a significant impact on these abilities. The research results demonstrate that engaging in sports enhances individuals' independence in decision-making processes, allowing them to solve problems more effectively. Additionally, it is emphasized that sports are not merely physical activities but also play a critical role in improving individuals' mental and social skills. This study highlights the potential of sports to enhance individuals' psychological resilience and problem-solving capacities. Among the limitations of the research, it is noted that the study was conducted solely in Ankara and that the sample size was limited, which necessitates caution when generalizing the findings. However, the data obtained provide valuable insights into the positive effects of sports on individual development and lay a foundation for future studies

    Examining the anxiety levels of amateur athletes after the earthquake (Kahramanmaraş province example)

    No full text
    Bu araştırma, Deprem Sonrasi Amatör Sporcuların Kaygı Düzeylerinin İncelenmesi (Kahramanmaraş İli Örneği) amacıyla yapılmıştır. Çalışmamıza anket yöntemi ile Kahramanmaraş ilinde ikamet eden, bireysel ve takım sporlarında amatör olarak spor yapan 153 (%87,9) erkek ve 21 (%12,1) kadın katılım göstermiştir. Anket verilerimizin analizinde istatistik paket programı kullanılmıştır. Kişisel bilgilerine göre değişkenlerin grup puanlarının farklılaşma durumu incelenirken normal dağılım varsayımını sağlayan değişkenlerin iki grup karşılaştırmalarında "bağımsız örneklem t testi" üç ve üzeri grup karşılaştırmalarında "ANOVA" kullanılmıştır. Parametrik testlerin kullanılmasından grup farkı için Post Hoc testi yapılmış ve grup ortalamaları parametrik çoklu karşılaştırma testi olan Bonferroni metoduyla incelenmiştir. Amatör olarak spor yapan bireylerin özellikle depremden sonra müsabaka öncesinde ve müsabaka esnasında geçmişe kıyasla durumluluk kaygı ve sürekli kaygı düzeylerinin belirlenmesi ve bu sonuçların yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi ve yaptığı spor dalına göre değişkenliğine değinilmiştir. Kaygının fizyolojik, davranışsal etkiler ve kişilik değişiklikleri yoluyla genel performansı etkilediği, bir dizi araştırma ile doğrulanmıştır. Kaygı, kasların titremesi, kalp atış hızının artması, terleme ve hızlı nefes almanın yanı sıra diğer fizyolojik yanıtları tetikler. Sonuç olarak bu tür karşılaştırmalar, spor kaygısının yönetimi ve anket sonuçlarının farklı bağlamlarda nasıl çeşitlilik gösterebileceğine dair daha derin ve kapsamlı bir anlayış geliştirilmesine önemli katkılar sağlamaktadır.This research was conducted to examine the anxiety levels of amateur athletes after the earthquake (Kahramanmaraş Province Example). Our study was conducted with a survey method and 153 (87.9%) men and 21 (12.1%) women residing in Kahramanmaraş province, who are amateurs in individual and team sports participated. A statistical package program was used in the analysis of our survey data. While examining the difference status of group scores of variables according to their personal information, "independent sample t test" was used in two-group comparisons of variables that provided the normal distribution assumption, and "ANOVA" was used in three or more group comparisons. Post Hoc test was performed for group differences using parametric tests and group averages were examined with the Bonferroni method, which is a parametric multiple comparison test. The determination of state anxiety and trait anxiety levels of individuals who are amateurs, especially before and during the competition after the earthquake compared to the past and the variability of these results according to age, gender, education level and the branch of sport they do was mentioned. It has been confirmed by a series of studies that anxiety affects general performance through physiological, behavioral effects and personality changes. Anxiety triggers other physiological responses as well as muscle tremors, increased heart rate, sweating and rapid breathing. As a result, such comparisons contribute significantly to developing a deeper and more comprehensive understanding of the management of sport anxiety and how survey results may vary across different contexts

    Determinants of care burden in caregivers of patients hospitalized in palliative care service: Spiritual well-being, hope and perceived social support level

    No full text
    Bu araştırma palyatif bakım servisinde yatan hastaların bakım verenlerinde bakım yükü, spiritüel iyi oluş, umut ve algılanan sosyal destek düzeyini belirlemek; bakım yükü ile spiritüel iyi oluş, umut ve algılanan sosyal destek arasındaki ilişkiyi değerlendirmek; bakım yükünü etkileyen faktörleri incelemek amacıyla yapılmıştır. Bu araştırma tanımlayıcı ve ilişkisel bir çalışmadır. Bu araştırma 01 Mart-30 Eylül 2024 tarihleri arasında Ankara Etlik Şehir Hastanesi Tıbbi Gözlem Kliniği Palyatif Bakım servisinde yatan hastaların bakım verenlerinde yapılmıştır. Araştırmanın örneklemi toplam 181 bakım veren bireyden oluşmaktadır. Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Zarit Bakım Yükü Ölçeği, Spiritüel İyi Oluş Ölçeği, Herth Umut Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzde, ortalama ve standart sapma, bağımsız gruplarda t testi, Oneway ANOVA testi, Pearson korelasyon ve çoklu regresyon analizi kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Bakım verenlerin yaş ortalamasının 42,97±12,14 ve %74,6'sının kadın olduğu saptanmıştır. Bakım verenlerin bakım yükü puan ortalaması 32,98±13,87'dir. Bakım verenlerin bakım yükü ile spiritüel iyi oluş, umut ve algılanan sosyal destek arasında negatif yönlü yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Bakım verenlerin, cinsiyet (β=0,664), medeni durum (β=0,715), eğitim durumu (β=0,289), yaşadığı yer (β=0,451), yakınlık derecesi (β=0,346), hastanın medeni durumu (β=0,715), hastanın eğitim durumu (β=0,663), hastanın bağımlılık düzeyi (β=0,488), spiritüel iyi oluş (β=0,602), umut (β=0,398) ve algılanan sosyal destek düzeyinin (β=0,556) bakım yükünün önemli bir yordacısı olduğu belirlenmiştir. Bu değişkenlerin bakım yükü üzerindeki değişimin %69,3'ünü (Adjusted R2= 0,693) açıkladığı saptanmıştır. Sonuç olarak bakım veren bireylerin bakım yükü orta düzeydedir. Bakım verilen bireyin evli, okuryazar, tam bağımlı olması; bakım verenin kadın, evli, ilkokul mezunu, ilçede yaşayan ve hastanın eşi olması; bakım verenin spiritüel iyi oluş, umut ve algılanan sosyal destek düzeyi bakım yükünün önemli yordayıcılarıdır. Bu sonuçlar doğrultusunda bakım veren bireylerin bireysel özellikleri dikkate alınarak bakım yükünün azaltılmasına katkı sağlayabilecek psikososyal ve spiritüel destek, umudu güçlendirme gibi programların planlanması önerilir.This study was conducted to determine the level of care burden, spiritual well-being, hope and perceived social support in the caregivers of patients hospitalized in the palliative care unit; to evaluate the relationship between care burden and spiritual well-being, hope and perceived social support; and to examine the factors affecting care burden. This research is a descriptive and correlational study. This research was conducted on the caregivers of patients hospitalized in the Palliative Care Service of Ankara Etlik City Hospital Medical Observation Clinic between 01 March and 30 September 2024. The study sample consists of a total of 181 caregivers. The data of the study were collected using the Personal Information Form, Zarit Care Burden Scale, Spiritual Well-being Scale, Herth Hope Scale, and Multidimensional Perceived Social Support Scale. Number, percentage, mean and standard deviation, t test in independent groups, Oneway ANOVA test, Pearson correlation and multiple regression analysis were used in the evaluation of the data. The level of statistical significance was accepted as p <0.05. It was determined that the average age of the caregivers was 42.97±12.14 and 74.6% were female. The caregiver's care burden mean score was 32.98±13.87. A negative and highly significant relationship was found between the caregiver's care burden and spiritual well-being, hope and perceived social support (p<0.05). It was determined that the caregiver's gender (β=0.664), marital status (β=0.715), educational status (β=0.289), place of residence (β=0.451), degree of closeness (β=0.346), patient's marital status (β=0.715), patient's educational status (β=0.663), patient's dependency level (β=0.488), spiritual well-being (β=0.602), hope (β=0.398) and perceived social support level (β=0.556) were significant predictors of caregiver's care burden. It was found that these variables explained 69.3% of the change in care burden (Adjusted R2= 0.693). As a result, the care burden of caregivers is at a moderate level. The fact that the caregiver is married, literate, and fully dependent; that the caregiver is female, married, a primary school graduate, living in the district, and the spouse of the patient; the spiritual well-being, hope, and perceived social support level of the caregiver are important predictors of the care burden. In line with these results, it is recommended that programs such as psychosocial and spiritual support and strengthening hope be planned, which can contribute to reducing the care burden, by taking into account the individual characteristics of the caregiver

    Nursing students' attitudes towards ehealth literacy and artificial intelligence

    No full text
    Bu araştırmanın amacı, hemşirelik öğrencilerinin e-sağlık okuryazarlıkları ile yapay zekaya yönelik tutumlarını belirlemektir. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türde olan bu çalışma 448 öğrenci ile yürütüldü. Veriler Mayıs-Haziran 2024 tarihleri arasında Konya Selçuk Üniversitesi Hemşirelik Fakültesinde öğrenim gören hemşirelik öğrencilerinin katılımıyla toplandı. Verilerin toplanmasında Öğrenci Tanıtıcı Formu, Yapay Zekaya Yönelik Genel Tutumlar Ölçeği ve e-Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği kullanıldı. Veriler IBM SPSS 22 ile analiz edildi. Analizlerde ortalama, yüzde, frekans gibi tanımlayıcı istatistikler ile bağımsız gruplar t-testi ve tek yönlü varyans analizi (Anova) ve post hoc analizi (Tukey, LSD) kullanıldı. Ölçekler arasındaki ilişki korelasyon analizi ile değerlendirildi. Anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirildi. Öğrencilerin %84,6'sı kadın, %98,9'u bekar, %63,6'sı il merkezinde ikamet etmekte, %81,7'si orta gelir seviyesine ve %91,5'ı diğer liselerden mezun olduğu bildirildi. Öğrencilerin %66,7'si akademik başarıları orta düzeyde ve %35,5'i 1. sınıfta eğitim görmektedir. Öğrencilerin yaş ortalaması 21,12 ± 2,55 yıl olup, günlük internet kullanım süresi 4,88±2,16 saattir. Büyük çoğunluğu (%92,2) sağlıkla ilgili bilgilere ulaşmak için interneti kullanırken, ChatGPT yapay zekauygulamasını kullananların oranı %48,7'dir. ChatGPT uygulamasını kullanan öğrencilerin %71,2'si, sağlık ile ilgili bilgi edinmek için bu uygulamayı kullanmaktadırlar. Öğrencilerin yaşadıkları yer, sınıfları, sağlıkla ilgili bilgilere ulaşmak için interneti ve ChatGPT yapay zeka uygulamasını kullanma durumları ile yapay zekaya yönelik genel durum ölçeği, pozitif tutum alt boyutu ile olumlu ilişki olduğu belirlendi (p<0,05). Yaş ve günlük internet kullanma süresi ile negatif tutum arasında pozitif yönde çok zayıf kuvvette ilişki saptandı (r= 0,099; p=0,035, r=0,000; p<0001). Akademik başarı düzeyi, sınıf, ChatGPT yapay zeka uygulamasını kullanma durumu ve yaş ile e-sağlık okuryazarlığı arasında anlamlılık saptandı (p<0,05). Yapay Zekaya Yönelik Genel Tutum Ölçeği Pozitif Tutum alt boyutu ile E-Sağlık Okuryazarlık Ölçeği arasında pozitif yönde zayıf kuvvette bir ilişki saptanırken (r=0,292; p<0,001), Yapay Zekaya Yönelik Genel Tutum Ölçeği Negatif Tutum alt boyutu ile E-Sağlık Okuryazarlık Ölçeği arasında negatif yönde çok zayıf kuvvette bir ilişki (r=-0,108; p=0,023) saptandı. Sonuç olarak, yapay zeka hemşirelik müfredatına entegre edilmeli ve bu konuda öğrencilere eğitim verilmelidir.The aim of this study is to determine the attitudes of nursing students towards artificial intelligence (AI) and their e-health literacy levels. This descriptive and correlational study was conducted with 448 nursing students enrolled at the Faculty of Nursing, Konya Selçuk University, between May and June 2024. The sample size was calculated using the G-power program. Data collection instruments included the Student İnformation Form, the General Attitudes Towards Artificial Intelligence Scale, and the e-Health Literacy Scale. Data were analyzed using IBM SPSS 22.Descriptive statistics such as mean, percentage, and frequency were utilized in the analyses, along with independent samples t-test, one-way analysis of variance (Anova), and post hoc tests (Tukey and LSD). Correlation analysis was employed to assess relationships between the scales. Significance was determined at the p < 0.05 level. The study revealed that 84.6% of the students were female, 98.9% were single, 63.6% resided in urban areas, 81.7% had a middle-income level, and 91.5% graduated from other high schools. Additionally, 66.7% of the students reported average academic success, and 35.5% were in their first year of study. The students' mean age was 21.12 ± 2.55 years, with an average daily internet usage of 4.88 ± 2.16 hours. A significant majority (92.2%) used the internet to access health-related information, and 48.7% had used the ChatGPT AI application. Among those using ChatGPT, 71.2% utilized it to obtain health-related information. A positive correlation was observed between students' living environments, academic year, internet usage for health information, and the use of the ChatGPT AI application with the Positive Attitude subscale of the General Attitudes Towards AI Scale (p < 0.05). A very weak positive correlation was identified between age, daily internet usage, and the Negative Attitude subscale (r = 0.099, p = 0.035; r = 0.000, p < 0.001). Significant relationships were also observed between academic achievement, academic year, the use of the ChatGPT AI application, age, and e-health literacy (p < 0.05). Additionally, a weak positive correlation was found between the Positive Attitude subscale of the General Attitudes Towards AI Scale and the e-Health Literacy Scale (r = 0.292, p < 0.001), while a very weak negative correlation was found between the Negative Attitude subscale and the e-Health Literacy Scale (r = -0.108, p = 0.023). In conclusion, integrating AI education into the nursing curriculum is essential, and nursing students should receive adequate training on this topic

    0

    full texts

    38,695

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Selçuk Üniversitesi Kütüphanesi is based in Türkiye
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇