Ibn Haldun University Institutional Repository
Not a member yet
2909 research outputs found
Sort by
Theology as sociology : Mehmet Şerafeddin Yaltkaya
Tez (Yüksek lisans) -- Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi. Kaynakça var.Tezler "FSMVÜ, Medeniyetler İttifakı Enstitüsü, Medeniyet Araştırmaları Ana Bilim Dalı"nda yapılmıştır.Bu tez, Osmanlı son döneminde modern ve klasik eğitim almış, müderrislik yapmış “ıslâh-ı medâris” çalışmalarında aktif olarak rol almış, cumhuriyetin kuruluşundan sonra Darulfünûn bünyesinde kurulan ilahiyat fakültesinde hocalık yaptığı sırada oldukça velûd bir akademik hayat geçiren, ardından -bahsi geçen ilahiyat fakültesinin kapatılmasının akabinde- ikinci diyanet işleri reisi olarak görev yapan ve bu görevi sırasında vefat etmiş Şerafettin Yaltkaya’nın hayatını merkeze alarak 19. yüzyılın sonundan 20. yüzyılın başına bu topraklarda sekülerleşmenin bir ayağı olarak islami ilimlerin sosyal bilimler metodolojisiyle yeniden yazımına odaklanmıştır. Yaltkaya, Osmanlı döneminde medreselerin ıslahı sırasında aktif bir müderris olmuş, akabinde özellikle “İslam” mecmuasında neşredilen yazıları ışığında reformist ve Durkheim’cı bir din alimi olarak anlaşılmıştır. Cumhuriyet döneminde ise modern bir kimlikle inşa edilmiş ilahiyat fakültesinin azimli akademisyenlerinden olmuştur. Diyanet işleri reisliği görevi müddetince tartışılan bazı uygulamalara imza attıysa da o dönemki yazıları ve çalışmalarında “koruma-muhafaza etme” hissinin de bir o kadar baskın olduğu müşahede edilmiştir.This study focuces on Şerafettin Yaltkaya who had quite productive academic career during his years in Darulfünun established after republic regime was declared. He was educated in both traditional and modern institutions; moreover he became a traditional teacher (muderris). He played an active role in “ıslâh-ı medâris” endeavors. When the aforementioned institution was demolished, he transferred to the presidency of religious affairs as president. He held this position until he died. Centered in Şerafettin Yaltkaya’s life, this study also reflects on Islamic sciences reconstructionupon the methodology of social sciences. This transformation constitutes a step of secularization process of Turkey. Yaltkaya being an active traditional teacher in the Ottoman times was perceived as Durkheimist and reformist scholar because of his writing in a magazine called ‘İslam’ He was one of determined academics in divinity faculties constructed with modern identity. Even though he produced highly criticized works during his career in president of religious affairs, dominant concept of ‘protecting-conservation’ was testified in his writings and studies
Malaysian Muslims responses to crises of Islamic civilization
Tez (Yüksek lisans) -- Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi. Kaynakça var.Tezler "FSMVÜ, Medeniyetler İttifakı Enstitüsü, Medeniyet Araştırmaları Ana Bilim Dalı"nda yapılmıştır.Bu çalışma, Asya’daki Müslüman toplumlar arasında, modern dönemde İslam’a yaklaşımları ve devlet etkisini üzerinde taşıyan İslamlaşma faaliyetleri bakımından önemli bir yere sahip olan Malezya’nın sömürge sonrası dönemine yoğunlaşmaktadır. Klasik İslam coğrafyasının uzağında kalan, farklı millet ve dinlerle iç içe yaşayan Malay Müslümanlar, İngiliz sömürgesinden kurtuldukları 1957 yılından itibaren bir ülke olarak ortaya koydukları gelişme çabaları ile dini dönüşümlerini bir arada götürmüşlerdir. Kendilerine ait özgüllerle birlikte harmanladıkları bu İslamlaşmada etkin olarak söz sahibi olan kişilerden en önemlisi Nakip el-Attas’tır. Bununla birlikte Malezya siyasal alanda yürütülen İslamlaşma politikalarıyla, İslam Hadari gibi, birçok ülkeden farklı bir gelişim göstermektedir. İslam medeniyetinin çözümü için çalıştığı problematik meselelere referanslarla birlikte, bu çalışmada sömürge sonrası Malezya’nın İslam tarihinden ve medeniyet projelerinden bahsedilecektir.This study focuses on post-colonial period of Malaysia. The country has a special position among other Asian Muslim societies in terms of its approach to Islam and Islamization endeavors carrying impact of the Malaysia government. Malaysian Muslims existing in the peripheral lands of Islam and live in a multi-ethnic and multireligious society combine the attempts of improvement as a country with religious changes, after the British colonization ended. Syed M. Naquib al-Attas is the crucial person of Islamization that contains the unique characteristics of Malaysian Muslims. Moreover, Malaysia has developed characteristically thanks to political Islamization projects, such as Islam Hadhari. Referring to Malaysian solutions to crisis of Islamic civilization, in this work Islamic history of Malaysia and civilizational projects stemming from Malay Muslim thinkers and politicians are revealed
Viyana'nın mecnunları
Viyana’nın mecnunu çoktur. Çarşı-pazar, otobüs-tren, okul-kütüphane fark etmez, kişinin yolu nereye düşse, orada nev’i şahsına münhasır bir mecnuna rastlaması tabiidir, Bu şehirde burun direğini kıracak kadar kötü kokanına da, temizlik takıntılısına da rastlanır. Ama kahir ekseriyeti kendi halinde, zararsız mecnunlardır. Kimi kendine tuhaf işler icat etmiş, kimiyse zaman mefhumunu hepten kaybetmiştir. Bazısı var olduğunu göstermek istercesine hayata tutunma çabasındadır; bazısı aklını tamamen yitirmiş; bazısıysa mecnunluğa ilk adımlarını henüz atmaktadır. Hâsılı bu şehirde yaşayan envai çeşit mecnun vardır. Viyana’da, yediği sağlıksız yiyeceklerden şişmanlamış, iri kıyım, yazın ortasında çıplak göbeği kirden neredeyse yeşermiş ve leş gibi kokan bir adama rastlayabilirsiniz
Online İslamic activism : social media use among female university students in post-Gezi İstanbul
Tez (Yüksek lisans) -- Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi. Kaynakça var.Tezler "FSMVÜ, Medeniyetler İttifakı Enstitüsü, Medeniyet Araştırmaları Ana Bilim Dalı"nda yapılmıştır.Küreselleşmenin yansımalarını en belirgin şekilde inceleyebileceğimiz alanlardan biri olan ‘sosyal medya aktivizmi’, diğer adıyla ‘dijital aktivizm’ tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de ciddi etkiler yaratarak son yıllarda toplumun şekillenmesinde önemli bir rol oynamıştır. Bu çalışma sosyal medya aktivizminin toplumun belirli bir kesimi tarafından nasıl kullanıldığını ve bunun sonucu olarak kamusal alanı şekillendirmede nasıl bir rol oynadığını incelemek üzere yola çıkmıştır. Bu çerçevede sanal tartışmaların gerçek dünyada değişikliğe yol açıp açmayacağı ve muhafazakâr kesim için ne gibi yeni toplumsal seçenekler sağladığı incelemiştir. Farklı üniversitelerde okuyan ve muhafazakâr olarak değerlendirilen kız öğrencilerin sosyal medya ve dijital aktivizm üzerindeki görüşleri ve kullanım şekilleri mülakat yoluyla incelenmiştir. Elde edilen görüş ve verileri değerlendirebilmek için Türkiye’de muhafazakârlık ve sosyal medya aktivizmi konuları tartışılmıştır. Bu olguların bir araya gelerek ne tür bir toplumsal değişime önayak olduğu ve bunların doğurduğu etkiler üzerinde durulmuştur.The goal of this study is to explore the social media activism of female Turkish university students in an attempt to provide a wider framework about the ongoing discussion of social media activism in Turkey. While most current analyses in Turkey have been focused on secular and anti-government social media activism, conservative use of social media activism and its implications are usually ignored or given minor consideration. This study looks at conservative Muslim university women. It questions how social media activism might lead them to advocate change in the Turkish public sphere, at once exploring possibilities to foster more than online network solidarity and also providing them new social options. Thirty students were interviewed for this study. Their narratives highlight differences and show a spectrum of approaches to the public sphere and to social media activism. What results is the nuanced analysis of a complex society in transition. Our findings are two-fold: 1) that social media activism has indeed became an important tool to change societies but 2) it is susceptible to media manipulation, as existing power structures try to adjust in order to maintain their status and influence in 21st century Istanbul
Kök hücre çalışmaları ve etik : Türkiye’de insan embriyosundan elde edilen kök hücreler üzerinde yapılan çalışmalarda etik sorunlar
Tez (Yüksek lisans) -- Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi. Kaynakça var.Tezler "FSMVÜ, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Medeniyet Araştırmaları Ana Bilim Dalı"nda yapılmıştır.İnsan embriyonik kök hücreleri uygun şartlarda insan vücudunu oluşturan tüm somatik hücre çeşitlerine dönüşebilme kapasitesine sahiptir. Yapılan bilimsel araştırmalar bu hücrelerin klinikte tedavisi mümkün olmayan birçok hastalığın tedavisinde kullanılabileceği ihtimalini taşımaktadır. Ancak insan embriyosu kullanılarak elde edilen kök hücre çalışmaları büyük tedavi umutlarının yanı sıra bir takım hukuki ve ahlaki sorunları da beraberinde getirmiştir. Bu çalışmada, insan embriyosu kullanılarak elde edilen kök hücre araştırmalarına dair etik tartışmalar incelenmiştir. Bu amaçla öncelikle konunun hukuki boyutu araştırılmış ve konu Türk hukuk mevzuatı çerçevesinde hayatın başlangıcı ve tüp bebek ünitelerinde oluşturulan fazlalık embriyolar üzerinden incelenmiş ve embriyonun hukuken belirsiz bir alana terk edildiği ve bütünlüklü bir yasal bir düzenlemeye ihtiyaç duyulduğu görülmüştür. Çalışmanın devamında ise semavi dinlerin; embriyonun bilimsel çalışmalarda kullanılması, insanlığın başlangıcı ve anne rahmindeki embriyonun ve tüp bebek ünitelerindeki fazlalık embriyoların ahlaki konumuyla ilgili yaklaşımları karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Böylece hem dinlerin kendi içlerindeki farklı görüşlerin hem de İslamiyet’in diğer semavi dinlerle olan benzer ve farklı yaklaşımlarının ortaya konulması sağlanmıştır. Son olarak ülkemizin önemli fıkıh alimleriyle yapılan görüşmeler sonucunda, ulemanın konuya dair görüşleri değerlendirilmiş ve ulema arasındaki pozisyonların dünya literatüründeki pozisyonlar açısından tasnifi yapılmıştır
Medeniyetleşmenin kesişme noktasında Balkanlar : destekçiler ve muhalifler arasında Balkanlarda “Yeni Osmanlıcılık”
Tez (Yüksek lisans) -- Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi. Kaynakça var.Tezler "FSMVÜ, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Medeniyet Araştırmaları Ana Bilim Dalı"nda yapılmıştır.1912’de Osmanlı yönetiminin tamamen çekilmesinden bu yana Balkanlar oldukça problemli, çekişmeli, politik açıdan hassas ve istikrarsız bir bölge olarak görülmektedir. Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından Balkanlar, özellikle de Batı Balkanlar medeni kimliği için çaba göstermektedir. Türkiye’nin Balkanlar’daki etkisini arttırmasıyla birlikte son on yılda gerilimler daha da artmıştır. Türkiye’nin bu bölgede henüz tamamlanmamış ve devam etmekte olan bir sürecin potansiyel gücü olarak görülmesi Balkan uluslarının kimliği konusundaki tartışmaya ivme kazandırmıştır. Doğunun mu yoksa batının mı bir parçası oldukları konusundaki belirsizlik öteden beri Balkanlar’ın önemli bir meselesidir. Türk diplomasisinin Balkanlar’daki etkinliği pek çok aydının düşüncelerini, kaygılarını ve eleştirilerini açıkça ifade etmesini sağlamıştır. Çok sayıda görüş, makale ve araştırma çeşitli Balkan dillerinde yayımlanmıştır. Bu çalışmaların en önemli ortak unsuru muhalif ve destekçilerin olmasıdır. Osmanlı Devleti ile ilişkilendirilen geçmişlerine dayanarak bu yeni durum Balkanlı pek çok aydın tarafından “Yeni Osmanlıcılık” olarak tanımlanmış/ adlandırılmıştır. Bu çalışmanın amacı Türkiye’nin yeni dış politikasına karşı Balkanlı aydınların başlıca yaklaşımlarını, bu süreci neden “Yeni Osmanlıcılık” olarak adlandırdıklarını ortaya koymaktır. Bir kavram olarak “Yeni Osmanlıcılık” hâlâ tartışmalı ve tam anlamıyla kabul görmemiş olsa da Balkanların geleceğiyle ilgili fikir mücadelesini hâlâ canlı tutmaktadır. Bu çalışmanın var olan tüm verileri ve gerçekleri yeterince irdelemediğinin ve içermediğinin farkındayım; ancak Bu tez "Yeni-Osmanlıcılık"ın çağdaş Balkan entellektüelleri tarafından neden bu şekilde ortaya konulduğu ve kavrandığı temel sorusunu ele almaktadır.The Balkans has been considered a very problematic, contested, politically fragile and unstable region since 1912, when Ottoman administration withdrew entirely from the region. For a century, the Balkans, especially the Western Balkans, strove for a civilization identity after the end of the Cold War. Tensions become more intense during the last decade, when Turkey’s have started to have a larger influence in the Balkans. The appearance of Turkey as a potential regional power is not finalized and continues until today. This process has accelerated the debate on the national identity of Balkan states. The question of Balkans, conceived as binary relation between East and West, continues. Turkey’s active diplomacy in the Balkans has caused many intellectuals to express their thoughts, concerns and critiques. A large number of opinions, articles and research projects have been published in different Balkanic languages. The most important component of these works is the affinity of being opponents and supporters. This new phenomenon is often described and identified as “Neo- Ottomanism” by most of intellectuals of the Balkans, because it recalls the previous place of the Balkans within the larger Ottoman Empire. The objective of this work is to identify the main approaches of Balkan intellectuals toward Turkey’s new foreign policy, considering why they name this process “Neo- Ottomanism”. Despite the fact that as a concept, “Neo-Ottomanism” is still disputed and often times not accepted. This debate concerns not only the Balkan’s Ottoman past, but also the identity of Balkan futures. I am aware that this work is not enough to scrutinize and include all the existing data and facts, yet this work still tries to illuminate some approaches from which possible premises can be derived. This thesis considers the initial question of why “Neo-Ottomanism” is stipulated and perceived in such a way by current Balkan intellectuals
The empowerment of the head of the state by the Hanafî and the Shafiî Madhhab : Tuhfah al-Turk
Tez (Yüksek lisans) -- Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi. Kaynakça var.Tezler "FSMVÜ, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Medeniyet Araştırmaları Ana Bilim Dalı"nda yapılmıştır.Bu çalışmada Hanefî ve Şafiî mezheplerinin devlet başkanına tanıdıkları yetkileri incelenecektir. Bunun için Necmuddin et-Tarsûsî’nin XIV. yüzyılın ortalarında Şam’da baş kadılık vazifesi döneminde kaleme aldığı, Tuhfetü’t-Türk (Türk’e armağan) adlı eseri esas alınmıştır. Bununla birlikte müellifin, Hanefî mezhebinin devlet başkanına, Şafiî mezhebine oranla daha fazla yetki tanıdığı şeklindeki iddiası incelenecektir. Bu sebeple, tayin edici altı fıkhî mesele araştırmanın odağı olarak belirlenmiştir. Ayrıca, eserin gerekli açıklamalarla birlikte tanıtılacağı bu araştırmada İslam hukukuna göre devlet başkanı meselesi de değişik yönleriyle ele alınacaktır
Uluslararası ilişkilerde insani diplomasinin rolü : Türkiye-Somali örneği
Tez (Yüksek lisans) -- Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi. Kaynakça var.Tezler "FSMVÜ, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Medeniyet Araştırmaları Ana Bilim Dalı"nda yapılmıştır.Bu tez çalışması, 2011’den bu yana insani diplomasi merkezli Türkiye-Somali ilişkilerini ele almaktadır. Türkiye’nin Somali’ye yönelik insani diplomasi politikası üç boyuttan oluşmaktadır. İlk boyutu Somali’nin acil ihtiyaçlarına cevap vermek amacıyla gıda, sağlık hizmetleri ve barınak gibi kısa dönemli yardımlarda bulunmaktır. İkinci boyutu, sorunlara kalıcı çözümler bulmayı hedefleyen sağlık, eğitim, balıkçılık, ziraat ve altyapı alanlarında Somalileri eğitmektir. Üçüncü boyutu ise, ikinci boyutu kalıcı kılmak adına ulusal ve bölgesel konferanslar düzenleyerek Somali’yi dış Dünya’ya açmak ve küresel çapta Somali için farkındalık uyandırmaktır
Tasavvufî bir terim olarak râbıta
Bu makale tasavvufî tecrübede önemli bir yeri olan râbıta kavramının tanımı, çeşitleri ve sûfilerce nasıl uygulandığını içermektedir, Râbıta ile aynı kökten türeyen ve Kur'ân-ı Kerim'de yer alan ribât ve murâbata, sınırlarda düşmanı gözetlemek, nöbet tutmak, verilen emrin eksiksiz yerine getirilmesi anlamlarını ifade eder. Genel anlamda râbıta, ilahi ve zati sıfatlara muttasıf olan müşahede mertebesine ermiş kâmil bir şeyhe kalbi bağlamaktır. Dolayısıyla sûfiler, huzur ve gıyâbında şeyhin sûreti ve özelliklede ruhâniyetini hayalen kendisi ile birlikte farz eden müridin, şeyhinin yanınday- ken takındığı tavrı gıyabında da sürdürmesi gerektiğini ifade etmişlerdir. Mutasavvıflar, "Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve sâdıklarla beraber olun" âyetinde geçen sadıklarla beraber olmayı râbıtaya delil olarak kabul ederler. Tasavvuf klasiklerinde sâdık ve sâlihlerle beraber bulunmaya, fâsık ve dünya ehli ile bir arada bulunmaktan sakınmaya önem verilmiştir. Râbıta da bu bağlamda tasavvufi tecrübe açısından yorumlanmıştır.This article contains the description of the concept of rabita, vvhich has a significant place in Sufi experience, its types and the way Sufis apply it. Ribât and murataba, vvhich are derived from the same root with Rabita and used in Quran, means observing the borders, keeping guard, and accu- rateiy fulfilling any order given. In its general meaning, rabita is the affiliation vvith a perfect spiri- tual Sufi master, vvho has reached the stage of spiritual vvitnessing (mushahada), gualified vvith divine attributes. Therefore, Sufis have expressed that a spiritual pupil, vvho irnagines the presence of the form and particularly soul of his sheikh in his absence, should continue the attribute he has vvhile he is vvith his sheikh, even though he is avvay from his sheikh. Sufis take the Quranic verse "Oh the believers, fear from Allah, and be vvith the truehearted", particularly the phrase "be vvith the truehearted'' as an evidence of rabita. In the classics of Tasawwuf, emphasis has been put on being vvith the truehearted and true vvorshippers, avoiding to sit vvith vvrongdoers and vvorldly people. In this regard, rabita has been interpreted in terms of Sufi experience