Bilgi Merkezi
Not a member yet
1013 research outputs found
Sort by
21. YÜZYILDA DEMOKRASİ VE EKONOMİK BÜYÜME İLİŞKİSİ: BİR LİTERATÜR İNCELEMESİ
Demokrasi ve ekonomik performans arasındaki ilişkiler sosyal bilimciler özellikle de ekonomistleri son birkaç yüzyıldır ilgilendiren konulardandır. Ancak son dönemlerde özellikle Orta Doğu’da yaşanan demokratikleşme hareketleri, demokrasi ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin yeniden gündeme gelmesine neden olmuştur. Bu çalışma ile demokrasi ile gelişme-büyüme arasındaki ilişkiyi inceleyen farklı görüşleri sunarak, iki kavram arasındaki ilişkinin daha belirgin hale getirilmesine katkı sağlamak ve özellikle ampirik çalışmalar ışığında 21. yüzyılda bu ilişkinin nasıl olduğunu (varlığı/yokluğu, yönü, derecesi) irdelemek amaçlanmıştır. Yapılan kuramsal ve ampirik değerlendirmede, genel anlamıyla ekonomik büyüme açısından demokratik kurumların daha elverişli (olumlu) olduğu söylenebilir. Bu sonuç, demokrasi ile ekonomik büyüme arasında pozitif ilişki olduğunu ifade eden Bağdaşma Yaklaşımını desteklemektedir. Türkiye’de demokrasi-ekonomik büyüme ilişkisini araştıran az sayıda çalışma incelendiğinde, uluslararası literatürdeki her üç görüşe uygun sonuçların elde edildiği görülmüştür
İNOVASYON ETKİNLİĞİ VE FİNANSAL KISITLAR: BORSA İSTANBUL’DA AMPİRİK BİR ANALİZ
Bu çalışma firmaların inovasyon etkinliği ile finansal kısıtlılığı arasındaki ilişkiyi incelemekle birlikte sadece inovasyon etkisini ölçmek yerine inovasyonun etkinlik boyutunu dikkate almaktadır. Çalışma, firmanın sadece inovasyon yapma zorunluluğundan bahsetmekten ziyade, eğer inovasyon yapılamıyorsa bunun gerekçelerinin finansal kısıtlılıktan kaynaklı olup olmadığını ortaya çıkarmak üzerine kurgulanmıştır. Böylelikle inovasyon ölçümünde kullanılan girdi ve çıktılardan yararlanılarak inovasyon etkinliği ölçütü oluşturulmuştur. Finansal kısıtlılık, SA endeks, WW endeks ve firma büyüklüğü ölçümleri olmak üzere üç farklı teknik ile ölçülmüştür. İnovasyon girdilerinden ARGE harcamaları ile inovasyon çıktılarından patentler aracılığıyla da inovasyon etkinliği ölçütleri oluşturulmuştur. Bulgular üç teknikte de geçerli olmak üzere firmanın finansal kısıtlı olma durumunun inovasyon etkinliğini negatif yönde etkilediğini göstermektedir. Sonuç olarak, firmanın finansal kısıtlılığının artması inovasyon etkinliğini olumsuz etkilemektedir ve kısıtlılık arttıkça inovasyon etkinliği azalmaktadır
İŞİTME ENGELLİ TURİZMİ (SESSİZ TURİZM): DÜNYA VE TÜRKİYE POTANSİYELİNE YÖNELİK BİR DEĞERLENDİRME
Turizm sektörü, dünyanın en hızlı gelişen sektörlerden biridir. Artan rekabet ortamında yeni turizm çeşitleri geliştirmek ve yeni destinasyonlarla daha fazla turisti cezbetmek önemli bir avantaj halini almıştır. Turizm sektörünün en önemli çeşitlerinden biri engelli turizmi pazarıdır. Engelli bireylerin turistik aktiviteye katılması ile ortaya çıkan engelli turizmi, Türkiye açısından oldukça yeni ve altyapısı henüz oluşturulamamış bir sektördür. Dünya'da 1 milyarın üzerinde engelli birey bulunmakta ve sadece Avrupa'da engellilerin oluşturduğu turizm pazarı 2016 yılı itibariyle 150 milyon Euro'ya ulaşmış bulunmaktadır. Sessiz turizm ise, engelli bireyler içinde işitme engellilerin oluşturduğu grubu ifade etmek için kullanılmıştır. Seyahat ve konaklama konusunda herhangi bir ilave yatırıma ihtiyaç duymamaları sebebiyle işitme engelliler çalışma konusu yapılmıştır. Bu çalışma, engelliler arasında seyahat ve konaklama için ayrı bir yatırım gerektirmeyen işitme engelli grubun engelli turizm açısından talep ve arz olarak mevcut durumunu değerlendirmek üzere yapılmış ve hedef talep pazarı olarak Avrupa ve ABD'de yaşayan özellikle işitme engelliler seçilmiştir. Yapılan çalışma, Dünya ve Türkiye'de ciddi oranda işitme engelli birey olduğunu göstermektedir. Ayrıca Türkiye'de yapılan çalışmalar, konaklama tesislerinde engellilere yönelik altyapı yatırımlarının yetersizliğini tespit etmektedir. Sessiz turizm açısından ise bu durum herhangi bir engel teşkil etmediğinden Türkiye açısından en uygun engelli turizmi çeşidinin sessiz turizm olduğu tespit edilmiştir
RENKLENDİRİCİ KATKILARIN POLİMER BETONUN MEKANİK ÖZELLİKLERİNE ETKİSİ
Kendilerine özgü yapıları ile pek çok alanda kullanılan polimerler günümüzde gerek inşaat gerekse diğer sektörlerde yaygın olarak yer almaktadır. Son yıllarda önem kazanan polimer betonu dünyada da geniş bir kullanım sahası bulmuştur. Özellikle hasara uğrayan yapıların onarım ve güçlendirilmesinde tamir malzemesi olarak sıkça kullanılmaktadır. Polimer beton güçlendirme ve onarım yanı sıra renklendirici katkı olan pigment kullanılarak mimari yapı elemanı olarak da kullanılabilir. Renkli betonların yapıda taşıyıcı elemanlarda kullanılması halinde işlenebilme, dayanım ve dayanıklılık özellikleri daha fazla önem kazanmaktadır.
Bu çalışmada polimer betonlarda faz malzemesi olarak kullanılan pigment pasta polimer ve kumun beton özelliklerinde etkisinin daha iyi anlaşılmasını sağlamak ve araştırmak amaçlanmıştır. Temel olarak faz malzeme tipi ve miktarının fiziksel ve mekanik özellikler üzerinde etkisinin deneysel olarak belirlenmesi amaçlanmıştır. Polimer beton örnekleri üç farklı faz oranında ve iki farklı reçine tipi kullanılarak üretilmiştir. Pigment pasta kullanılarak üretilen örnekler, CEN kumu ve faz malzemesiz olarak üretilen polimer betonlardan daha düşük birim ağırlık ve mekanik özellikler göstermiştir. Standart CEN kumlu polimer betonda ise, faz malzeme miktarı ile birim hacim kütle ve basınç mukavemetinde artış, eğilme mukavemeti değerinde azalma elde edilmiştir.
Anahtar Kelimeler: Polimer beton, pigment pasta, mekanik özellikle
ACİL SERVİS ÇALIŞANLARININ İŞÇİ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ KAPSAMINDA YAŞADIKLARI SORUNLARIN BELİRLENMESİ: KONYA ÖRNEĞİ
Acil servisler farklı şikâyetlerle gelen hastaların aynı anda bakıldığı, hastaların yaşamları ile ilgili kritik kararların kısa sürede verildiği, ölüm oranlarının yüksek olduğu üniteler olduğundan, çalışanlar açısından oldukça stresli ve tehlikeli ortamlardır. Burada çalışanlar zorlu çalışma şartlarının yanında, sağlıklarını tehlikeye sokacak birçok problemle karşılaşmaktadır. Sağlık çalışanlarının bu bağlamda yaşadıkları problemlerin ortaya konulması ve gerekli önlemlerin alınması işçi sağlığı ve iş güvenliği açısından büyük bir önem taşımaktadır. Bu araştırmanın amacı Konya’da farklı hastanelerin acil servislerinde görev yapan sağlık çalışanlarının işçi sağlığı ve güvenliği kapsamında yaşadıkları problemlerin belirlenmesidir. Araştırma 2014 yılında gerçekleştirilmiş olup tanımlayıcı nitelikte bir çalışmadır. Araştırmada katılımcılara yöneltilen sorular, literatür bilgileri ve acil servis çalışanların tecrübelerine dayalı olarak geliştirilmiştir. Araştırma kapsamında 9 farklı hastanede görev yapan ve çalışmaya katılmayı kabul eden 241 sağlık çalışanına, yüz yüze anket tekniği kullanılarak sorular yöneltilmiştir. Elde edilen bulgular SPSS 20,0 paket programında değerlendirilmiş ve veriler üzerinde tanımlayıcı istatistikler yapılmıştır. Araştırmaya katılanların 124 (%51,5) erkek, 117’si (%48,5) kadınlardan oluşmaktadır. Katılıcımlar içinde hemşireler (%37,8), temizlik elemanları (%24,9), ATT (%17,8) ve hekimler (%8,7) en büyük grupları oluşturmaktadır. Katılımcıların 68’i (%28,2) çalışma ortamında kendisini güvende hissetmediğini, 149’ u (%61,8) ise kısmen güvende hissettiğini belirtmiştir. Katılımcıların % 85,9’u çalışma ortamında sözlü hakaret, saldırı ve fiziki şiddet riski ile %77,2 bulaşıcı hastalık riski ile karşı karşıya olduğunu, %44’ü ise en az bir defa kesici delici alet yaralanması yaşadığını belirtmiştir
BANKALARIN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK PERFORMANSLARININ ARAS, MOOSRA VE COPRAS YÖNTEMLERİ İLE DEĞERLENDİRİLMESİ
Günümüzde sürdürülebilir kalkınma aşamasında bankacılık sektörü ön plana çıkmaktadır. Özellikle Avrupa Birliği ülkelerindeki bankalar, göstermiş oldukları finansal hizmetlerinin ekonomik sonuçlarının yanı sıra çevresel ve sosyal sonuçları da ele alarak bir bütün içerisinde incelemeye başlamışlardır. Bununla beraber bu yaklaşım, sürdürülebilir bankacılık anlayışının doğmasına neden olarak gösterilmektedir. Bu çalışmanın amacı ise, aktif büyüklüklerine göre büyük ölçekli bankaların sürdürülebilirlik performanslarını, ENTROPI, ARAS, MOOSRA ve COPRAS gibi Çok Kriterli Karar Verme yöntemleri ile karşılaştırmalı olarak değerlendirmektir. Bankaların sürdürülebilirlik raporları ve faaliyet raporlarındaki veriler kullanılarak değerlendirme yapılmıştır. Bankaların değerlendirilmesinde toplam aktif değişim oranı, nakdi krediler değişim oranı, toplam özkaynak değişim oranı, mevduat değişim oranı, sermaye yeterlilik oranı, toplam şube sayısı, toplam müşteri sayısı, toplam ATM sayısı, toplam çalışan sayısı, çalışan başına ortalama eğitim süresi, kapsam 1 emisyonu ile kapsam 2 emisyonu kriterleri kullanılmıştır
ISI AKIŞ ÖLÇER VE GEÇİCİ DÜZLEM KAYNAK TEKNİĞİ İLE KLASİK YALITIM MALZEMELERİNİN ISIL İLETKENLİK KATSAYILARININ BELİRLENMESİ
Günümüzde evsel ve endüstriyel binaların yalıtımı, enerji tasarrufu, verimlilik, konfor şartları ve sera gazı emisyonlarının azaltılması açısından son derece önemlidir. Ülkemizde yıl boyunca değişen iklim şartlarına bağlı bina ısıl yüklerinin belirlenmesi ve gerekli ısı yalıtımının yapılması enerjinin etkin kullanımı açısından gereklidir. Bu durum enerjinin verimli kullanılmasına yönelik çalışmaların yapılmasını sağlamaktadır. Özellikle düşük enerji tüketen yapılar için yoğun araştırma faaliyetleri başlatılmış ve ısı yalıtımı standartlar ile zorunlu hale getirilmiştir. Bina duvar ve çatılarının tasarımında kullanılan ısıl direnç (R) değerlerinin hesabı güçlü bir şekilde yalıtım malzemelerinin ısıl iletkenlik katsayısına k (W/mK) bağlıdır. Bununla birlikte yalıtım malzemesinin diğer ısıl özelliklerinin (ısıl yayınım, özgül ısı) belirlenmesi de son derece gereklidir. Bu çalışmada klasik yalıtım malzemelerinin ısıl iletkenlik katsayıları, iki faklı yöntem ile belirlenmiştir. Öncelikle ISO 8301 standardına uygun ölçüm yapabilen ısı akış ölçer cihazıyla ısıl iletkenlikler belirlenmiştir. Daha sonra ise aynı numuneler için geçici düzlem kaynak tekniği kullanılarak ölçümler tekrar edilmiştir. Tüm ölçümler 20°C’de yapılmış ve iki farklı yöntem sonuçları irdelenmiştir. Elde edilen ısıl iletkenlik (k), ısıl yayınım (), özgül ısı (cp) ve yoğunluk () değerleri bir sistematik içerisinde sunulmuştur. Sonuç olarak geçici düzlem kaynak tekniği ile ölçülen değerlerin, Isı akış ölçer yöntemi ile ölçülen değerlerle aynı eğilimi gösterdiği belirlenmiştir. Böylece, geçici düzlem kaynak yönteminde değişken parametrelerinin (Isıl güç ve zaman) ısıl özelliklere ne yönde etki ettiği saptanmıştır.
Anahtar Kelimeler: Isı Akış Ölçer, Geçici Düzlem Kaynak Tekniği, ısıl iletkenlik katsayısı, yalıtım malzemeleri
BİREY ÖRGÜT UYUMUNUN DUYGUSAL EMEK ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ: HEMŞİRELER ÜZERİNE GÖRGÜL BİR ARAŞTIRMA
Bu çalışmanın amacı birey örgüt uyumu ile duygusal emek boyutları (yüzeysel davranış, derinden davranış ve doğal duygular) arasındaki etkileşimleri ortaya koymaktadır. Çalışma amacı doğrultusunda Çanakkale’de çalışan 355 hemşire üzerinde anket uygulaması yapılmıştır. Araştırmada öne sürülen hipotezler basit doğrusal regresyon modelleri ile test edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre birey örgüt uyumu derinden davranış ve doğal duyguları olumlu yönde anlamlı bir şekilde etkilemektedir. Fakat birey örgüt uyumu ile yüzeysel davranış arasında anlamlı bir ilişki bulunmamaktadır. Çalışma bulguları kapsamında yönetici ve araştırmacılar için öneriler geliştirilmiştir.
Anahtar Kelimeler: Birey Örgüt Uyumu, Duygusal Emek, Hemşireler, Sağlık Hizmetleri
Kaempferol’ün Başak Yanıklığı Etmeni Fusarium culmorum’un Üremesi ve Toksin Üretimi Üzerine Olan Etkileri
Fusarium türleri buğday ve arpada, kök çürüklüğü ve başak yanıklığı hastalıklarına neden olmaktadır. Bu çalışmada kaempferol uygulaması sonucunda başak yanıklığı etmeni F. culmorum F24 izolatında niceliksel olarak spor üretimi, DON üretiminde sorumlu genlerden tri4 geninin anlatımı ve kalitatif olarak DON üretimi incelenmiştir. Spor üretiminin artan kaempferol konsantrasyonlarında (0, 10 ve 20 µg mL-1 kaempferol) düştüğü ve bu farkın anlamlı olduğu (