Bursa Technical University Institutional Repository
Not a member yet
1312 research outputs found
Sort by
Evaluation of İznik and Yenisehir municipality wastewater treatment plants in terms of performance and energy efficiency
Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Çevre Mühendisliği Ana Bilim Dalı, Çevre Bilimleri Bilim DalıBu çalışmada batık tip bir membran biyoreaktör (MBR) sistemine sahip İznik AAT ile, ileri biyolojik arıtmaya sahip Yenişehir AAT tesisleri baz alınarak, gri suyun arıtım verimliliği üzerinde karşılaştırma yapılmıştır. Bunun için, askıda katı madde (AKM), kimyasal oksijen ihtiyacı (KOİ), biyolojik oksijen ihtiyacı (BOİ), toplam azot (TN), toplam fosfor (TP) gibi kirlilik parametreleri ile birlikte, su sarfiyatı, tüketilen enerji ve debi verileri de çalışmada kullanılmıştır. Bu çalışmada ele alınan tesislerden İznik AAT, havalandırma tankına daldırılmış olan membran ünitesi, 0,4 ?m ortalama gözenek boyutuna sahip olan bir mikrofiltrasyon modülü ile arıtım yapmaktadır, Yenişehir AAT ise, uzun havalandırmalı aktif çamur sistemine sahip ve A^2 O prosesine göre arıtım yapmaktadır. AKM, KOİ, BOİ, TN ve TP parametrelerindeki giderim verimlilikleri için ortalama değerler sırasıyla İznik AAT için %97, %93, %97, %86 ve %81 iken, Yenişehir AAT için %95, %93, %98,9 , %90 ve %90 olarak tespit edilmiştir. Bu çalışmalar boyunca elde edilen sonuçlar, yönetmeliklerde yer alan ilgili standartlar ile karşılaştırılmış olup, çıkış suyundaki değerler gerekli standartları karşıladığı belirlenmiştir. Gözlem yapılan tüm zamanlar için İznik ve Yenişehir AAT için gereken enerji KOİ başına sırası ile 4,04±0,61 ve 1,81±0,5 kW.saat/KOİ olarak belirlenmiş olup, arıtılan atıksuyun metreküp başına enerji sarfiyatı ise İznik AAT için 1,35±0,1 ve Yenişehir için 0,67±0,13 Kw.saat/m^3'tür. Su sarfiyatı arıtma tesislerinde en fazla çamur usuzlaştırma ünitelerinde olup, İznik AAT dekantör ile çamur susuzlaştırma için kendi arıttığı suyu kullanırken, Yenişehir AAT belt filtre pres ile çamur susuzlaştırmada ise hem içme suyu kullanıp hem de 5000 m^3/ay gibi ciddi bir su sarfiyatı bulunmaktadır. Bu çalışmada incelenen parametreler doğrultusunda, tamemen farklı proses ile işletilen 2 ayrı arıtma tesisindeki kirletici nutrientlerin giderim verimleri üzerinde durulması, enerji verimlilikleri karşılaştırılmaları ve su sarfiyatlarının göz önünde bulundurularak arıtım sistemleri tercihinde yol gösterici olacağı düşünülmektedir.In this study, a comparison was made on the treatment efficiency of gray water, based on the İznik WWTP, which has a submerged membrane bioreactor (MBR) system, and the Yenişehir WWTP, which has advanced biological treatment. For this purpose, pollution parameters such as suspended solids (SS), chemical oxygen demand (COD), biological oxygen demand (BOD), total nitrogen (TN), total phosphorus (TP), as well as consumed energy, water consumption and flow data were used in the study. Among the facilities discussed in this study, Iznik WWTP purifies with a membrane unit immersed in the aeration tank and a microfiltration module with an average pore size of 0.4 ?m, while Yenişehir WWTP has an activated sludge system with long aeration and purifies according to the A^2 O process. The average values for the removal efficiencies in the AKM, COD, BOD, TN and TP parameters are 97%, 93%, 97%, 86% and 81% for Iznik WWTP, respectively, while they are 95%, 93%, 98.9%, 95%, 93%, 98.9% and 81% for Yenişehir WWTP, respectively. It was determined as 90 and 90%. The results obtained during these studies have been met with the relevant standards in the regulation, and the values in the outlet water have been determined to meet the required standards. For all observed times, the required energy per COD for İznik and Yenişehir WWTP was determined as 4.04±0.61 and 1.81±0.5 kW.h/COD, respectively, and the energy consumption per cubic meter of treated wastewater was determined as 1.35±. 0.1 and 0.67±0.13 Kw.hour/m^3 for Yenişehir. While the highest water consumption in treatment plants occurs in sludge dewatering units, Iznik WWTP uses its own purified water for sludge dewatering with a decanter, while Yenişehir WWTP uses both drinking water and a serious water consumption of 5000 m^3/month with a belt filter press. In line with the parameters examined in this study, it is thought that focusing on the removal efficiencies of polluting nutrients in two separate treatment plants operated with completely different processes and comparing their energy efficiencies will provide guidance in choosing treatment systems
Noise measurement and applications in urban equipment production facilities
Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Orman Endüstri Mühendisliği Ana Bilim Dalı, Orman Endüstri Mühendisliği Bilim DalıTürkiye'de ve tüm dünyada etkili olan Kovit-19 pandemi süreci insanları kapalı alanlardan ziyade rahat nefes alabilecekleri, yeterli oksijen ve sosyal mesafenin sağlanabildiği açık alanlara rağbet etmelerine sebep olmuştur. Bu taleple birlikte mevcut durumda bile öneme sahip olan kent parklarının ehemmiyetini arttırmış ve bank, kameriye, piknik masası, çardak vb. kent donatılarının üretimine daha fazla yönelmeye sebep olmuştur. Bu araştırmada kent donatısı üretim tesislerinde makine bazlı, bölgesel ve kişisel gürültü maruziyetlerini tespit ederek bölgesel ses haritası çıkarılıp hem bölgesel hem de çalışanlar üzerindeki etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Kent donatılarının üretildiği tesislerde Orman endüstri makineleri ve el aletleri kullanılmaktadır. Bu makineler ve el aletleri kullanımı sonucunda tesis içerisinde gürültü oluşmaktadır. 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği kanununda işletmelerdeki gürültü üst sınırı 85dB(A) olarak belirlenmiştir. Bu sınır aşıldığı zaman kişisel koruyucu donanım (KKD) kullanılması gerekmekte ve gerekli tedbirlerin alınmaması sonucu işitme kaybı, sinirlilik, odaklanma problemi ve iş kazası ve kalıcı meslek hastalığı oluşabilmektedir. Bu çalışma ile işletme içerisinde kullanılan makineler tespit edilerek makinelerin çıkarmış oldukları gürültü seviyeleri, kişisel maruziyetler ve bölgesel ses seviyeleri ölçülerek çalışanların gürültüden korunmasının sağlanması ve sonucu olacak olan meslek hastalığı ve iş kazası risklerini ortadan kaldırmak olacaktır. Anahtar kelimeler: İş güvenliği, Gürültü maruziyeti, Meslek hastalığı, Mobilya üretimiThe Covid-19 pandemic process, which is effective in Turkey and all over the world, has caused people to seek open spaces where they can breathe comfortably, provide sufficient oxygen and social distance, rather than closed spaces. With this demand, the importance of city parks, which are important even in the current situation, has increased and benches, camellias, picnic tables, gazebos, etc. This has led to a greater focus on the production of urban equipment. In this research, it was aimed to determine machine-based, regional and personal noise exposures in urban equipment production facilities, create a regional sound map and investigate the effects on both regional and employees. Forest industry machines and hand tools are used in the facilities where urban equipment is produced. As a result of the use of these machines and hand tools, noise occurs in the facility. In the Occupational Health and Safety Law No. 6331, the upper noise limit in businesses is determined as 85dB(A). When this limit is exceeded, personal protective equipment (PPE) must be used and hearing loss, irritability, concentration problems, work accidents and permanent occupational diseases may occur as a result of not taking the necessary precautions. With this study, the machines used in the business will be identified and the noise levels produced by the machines, personal exposures and regional sound levels will be measured to ensure that employees are protected from noise and to eliminate the risks of occupational diseases and work accidents that will result. Keywords: Occupational safety, Noise exposure, Occupational disease, Furniture productio
Broadband active receiver antenna design for ionospheric remote sensing and low frequency radio astronomy applications
Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Ana Bilim DalıGünümüzde yüksek bant genişliği ve kompakt tasarım isterlerinden kaynaklı birçok haberleşme uygulaması UHF ve üstü frekans bantlarını kullanmaktadır. Bu bantların yanı sıra UHF altı frekans bantlarının kendilerine has özellikleri bu bantlara olan ilginin devamlılığını sağlamaktadır. Bu bantlarda yapılan çalışmalara bakıldığında özellikle iyonosferik radar ve düşük frekans ( < 100 MHz ) radyo astronomi uygulamaları gibi bilimsel çalışmaların ilgili bantları yoğun bir şekilde kullandığı gözlemlenmektedir. Söz konusu bantlarda, frekansın düşmesi dalga boyunu artırmakta bu da çeşitli zorlukları beraberinde getirmektedir. Frekansın düşmesi ile antenlerin fiziksel boyutları artmakta ve yüksek bant genişliği isteyen uygulamalar için antenlerin mekanik yapısı çok fazla karmaşık bir hale gelebilmektedir. Bu duruma alıcı ön ucu kısmı için alternatif bir çözüm olarak literatürde trasistörlü ön-kuvvetlendiriciler ile tasarlanan aktif anten yapıları önerilmektedir. Pasif radyatör terminallerinde doğrudan bağlanan bir aktif devre ile anten boyutları önemli ölçüde düşürülebilmektedir. Öte yandan radyo astronomi çalışmalarında astrofizikçiler tarafından talep edilen yüksek çözünürlük isteri, düşük frekans radyo astronomi çalışmalarında pratikte mümkün olmayan anten boyutları ile sonuçlanmaktadır. Elektriksel olarak kısa antenlerin interferometrik bir düzen içerisinde kullanımı, bu durum için pek çok radyo astronomi merkezinde yaygın çözüm olarak uygulanmaktadır. Düşük frekans radyo astronomi uygulamalarında yüksek çözünürlük, binlerce alıcı antenin interferometrik bir düzende, eş zamanlı kullanımı ile elde edilmektedir. Anten sayısında yaşanan bu artış nedeniyle interferometri dizisinde kullanılacak antenler için düşük maliyet, kolay üretim ve kolay kurulum gibi tasarım isterleri ortaya çıkmaktadır. Bu isterler, antenlerin proje bazlı olarak tasarlanması anlamına gelmektedir. Bu çalışmada 1 – 50 MHz arası iyonosferik radar ve düşük frekans radyo astronomi uygulamalarına yönelik bir aktif alıcı anten tasarımı önerilmiştir. Tasarlanan anten pasif radyaör yapısı, aktif anten ve anten iskeletinden oluşmaktadır. Pasif radyatör yapısının tasarımı için literatürde bulunan anten topolojileri incelenmiş, bunun sonucunda düşük maliyet, üretim ve kurulum kolaylığı gibi isterlerden dolayı ters-V (inverted-V) dipol anten topolojisi seçilmiştir. Pasif radyatör olarak seçilen yapının doğal frekans cevabı aktif anten tasarımında belirleyici olmuştur. Pasif radyatör terminallerine doğrudan bağlanan aktif anten yapısı voltaj örnekleme yöntemi kullanılarak tasarlanmıştır. Tasarlanan ve üretilen aktif devrenin ölçümleri Red Pitaya SDR kullanılarak yapılmış, aktif devrenin talep edilen 30 dB kuvvetlendirme oranını sağladığı gösterilmiştir.Today, due to the demands for high bandwidth and compact design, many communication applications use UHF and higher frequency bands. In addition to these bands, the unique characteristics of the sub-UHF frequency bands continue to maintain interest in them. Observations in these bands, especially in scientific studies such as ionospheric radar and low frequency (< 100 MHz) radio astronomy applications, indicate intensive use of the relevant bands. The decrease in frequency in these bands increases the wavelength, which brings various challenges. With the decrease in frequency, the physical sizes of the antennas increase, and the mechanical structure of the antennas can become overly complex for applications requiring high bandwidth. As a solution to this situation, the literature suggests the use of active antenna structures designed with transistorized pre-amplifiers. The antenna sizes can be significantly reduced with an active circuit directly connected to the passive radiator terminals. In radio astronomy studies, the high resolution demanded by astronomers results in antenna sizes that are practically unfeasible for low-frequency radio astronomy. As a solution, the use of electrically short antennas within an interferometric array has been introduced. In low-frequency radio astronomy applications, high resolution is achieved through the simultaneous use of thousands of receiving antennas in an interferometric arrangement. This increase in the number of antennas leads to design requirements such as low cost, easy production, and easy installation for the antennas to be used in the interferometry array. These requirements imply that the antennas are designed on a project basis. In this study, an active receiving antenna design for ionospheric radar and low-frequency radio astronomy applications in the 1 – 50 MHz range is proposed. The designed antenna consists of a passive radiator structure, an active antenna, and an antenna skeleton. For the design of the passive radiator structure, antenna topologies found in the literature were examined, and as a result, the Inverted-V dipole antenna topology was selected due to requirements such as low cost, ease of production, and installation. The natural frequency response of the chosen passive radiator structure was decisive in the design of the active antenna. The active antenna structure, directly connected to the terminals of the passive radiator, was designed using the voltage sampling method. The measurements of the designed and manufactured active circuit were conducted using the Red Pitaya SDR, and it has been demonstrated that the active circuit provides the required 30 dB amplification ratio
Project logistics: A reserch on wind energy power plants
Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Uluslararası Ticaret ve Lojistik Ana Bilim Dalı, Uluslararası Ticaret ve Lojistik Bilim DalıProje lojistiği ebat ve özellik açısından standart olmayan yüklerin lojistik operasyonları için kullanılan bir kavramdır. Bu kapsamdaki her yük kendine has özellikler barındırdığı için lojistik operasyon süreçleri de detaylandırılmış özel bir proje üzerinden yürütülür. Kullanılacak araç gereç ve ekipman, resmi makamlardan alınması gereken izinler, düzenlenecek belgeler ve iş süreçleri standart paletli yüklere göre oldukça fazla farklılık barındırmaktadır. Proje taşımacılığı olarak da adlandırılan bu faaliyete konu olan yükleri daha çok ağır sanayide kullanılan büyük parçalar, enerji santrallerinin demonte ve blok parçaları ve tünel kazma makinesi gibi özel üretim iş makineleri oluşturmaktadır. Dünyada ve Türkiye'de sanayinin üretim kapasitesi ve çeşitliliğinin artması ile kullanılan makine ve parçalar da daha özellikli hale gelmektedir. Bu gelişim de doğal olarak proje lojistiği hizmetine olan ihtiyacın giderek artması anlamına gelmektedir. Proje lojistiği taşıma operasyonlarının yanı sıra müşteri taleplerine göre planlama, özellikli dağıtım, depolama ya da elleçleme gibi karmaşık operasyon süreçlerini de kapsamaktadır. Yenilenebilir enerji yöntemleri arasında en fazla tercih edilen metotlardan birisi rüzgâr enerji santralleridir. Çevreci özellikleri, yaygınlaştıkça maliyetlerin düşmesi ve üretim kapasitenin artması ile dünya genelinde kullanımı giderek artmaktadır. Türkiye'nin konumu ve iklim şartları açısından sahip olduğu rüzgâr enerjisi potansiyeli, dünya geneline bakıldığında avantajlı bir durumdadır. Bu sebeple Türkiye'de de rüzgâr enerjisi santrallerinin sayısı sürekli artmaktadır. Her santralde çok sayıda bulunan rüzgar türbinleri oldukça büyük parçalardan oluştuğu için üretimden sonraki tüm süreçlerde proje lojistiği ile hareket edebilmektedir. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte bu alanda daha kullanışlı araçlar ve ekipmanlar üretilmekte bu sayede de türbin parçalarının lojistik süreçleri iyileştirilmektedir. Bu tez çalışmasının amacı proje lojistiği hakkında veri elde etmek, rüzgâr enerjisi santrallerine yönelik lojistik operasyon sürecinde yaşanan aksaklıkları tespit ederek verimliliği artırıcı önlemler geliştirmektir. Çalışmasının teorik kısmında proje lojistiği hakkında genel bir bilgi verilerek, süreçlerin tanımı yapılmış ve rüzgâr enerji santralleri ile ilişkisi aktarılmıştır. Çalışmanın uygulama kısmında ise proje lojistiği kapsamında faaliyet gösteren firmaların uzmanları ile görüşme yapılarak rüzgâr enerjisi santrallerinin lojistik operasyonlarında gerçekleştirilen tüm süreçler derinlemesine incelenmiştir. Veri toplama yöntemi olarak yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Görüşmelerde not alma yöntemi ile kayıt altına alnınan veriler daha sonra elektronik ortama aktarılmıştır. Bu süreç ile elde edilen veriler betimsel analiz ve içerik analizi yöntemleriyle analiz edilmiştir.Project logistics is a concept used for the logistic operations of loads that are non-standard in terms of size and characteristics. Since each load in this scope possesses unique characteristics, the logistic operation processes are carried out through a detailed and specialized project. The tools, equipment to be used, permits required from authorities, documents to be arranged, and business processes differ significantly from standard palletized loads. This activity, also known as project transportation, mainly involves loads used in heavy industry, such as large parts, disassembled and block parts of energy plants, and specially manufactured construction machines like tunnel boring machines. With the increasing production capacity and diversity of the industry worldwide and in Turkey, the machines and parts used also become more specialized. Naturally, this development implies a growing need for project logistics services. Project logistics not only covers transportation operations but also complex operational processes such as specialized distribution, storage, or handling according to customer demands. Among renewable energy methods, one of the most preferred methods is wind energy power plants. As their environmentally friendly features become more widespread and costs decrease with increased production capacity, their global usage is steadily increasing. Turkey, due to its geographical location and climate conditions, has an advantageous position in terms of wind energy potential when compared globally. Therefore, the number of wind energy power plants in Turkey is continuously increasing. Wind turbines, which are large components found in large numbers in each power plant, are transported to the installation site through project logistics due to their size. With the advancement of technology, more practical tools and equipment are produced in this field, thus improving the logistic processes of turbine components. The purpose of this thesis is to obtain data about project logistics, identify shortcomings in the logistic operation process for wind energy power plants, and develop measures to enhance efficiency. In the theoretical part of the study, general information about project logistics is provided, processes are defined, and its relationship with wind energy power plants is explained. In the practical part of the study, experts from companies operating in the field of project logistics were interviewed to thoroughly examine all processes involved in the logistic operations of wind energy power plants. A semi-structured interview form was used as the data collection method. The data recorded through note-taking during the interviews were later transferred to electronic media. The data obtained through this process were analyzed using descriptive analysis and content analysis methods
Determination of the most appropriate disposal method for wind turbine blade wastes with the fuzzy topsis method: A case study
Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Çevre Mühendisliği Ana Bilim Dalı, Çevre Mühendisliği Bilim DalıRüzgar enerjisi yenilenebilir enerji sitemlerinden olup çevreci ve kar elde edilebilen bir enerji kaynağıdır. Son yıllarda rüzgar enerjisine yatırım dünya genelinde hızla artmaktadır. Dünyada 2000 yılında 17 GW rüzgar enerjisi kurulumu bulunuyor iken bu değer 2022 yılında 906 GW'a çıkmıştır. Rüzgar türbinlerinin ekonomik ömrü 20 yıl olarak kabul edilmektedir. Rüzgar türbininin kısımları genel olarak çelik, alüminyum ve kompozit malzemelerden oluşmaktadır. Kompozit malzemelerden oluşan kanatlar hariç büyük oranda geri dönüştürülebilmektedir. Ancak, rüzgar türbin kanatları kompozit malzemelerden ve ağırlıkla termoset plastiklerden oluştukları için geri dönüşümü kolay olmayan malzemelerden oluşmaktadır. Bu nedenle, kullanım ömrü tamamlanmış olan rüzgar türbin kanatlarının çoğu dünya çapında katı atık sahalarında depolama atılmaktadır. Bu durum ülkeler için çevresel ve ekonomik sorunlara yol açmakta ve rüzgar enerjisinin sözde 'yeşil enerji' algısı üzerinde olumsuz bir imaj oluşmasına neden olmaktadır. Diğer taraftan, rüzgar enerjisinin dünyada ve Türkiye'de yaygınlaşmaya başladığı 1990'lı ve 2000'li yıllarda kurulan rüzgar santralleri ömürlerini doldurmaya başlamıştır. Önümüzdeki yıllarda da ömrünü tamamlayan rüzgar türbinlerinin miktarı hızlanarak artacaktır. Türkiye'de 2041 yılına kadar en az 110502,3 ton rüzgar türbin kanadının atık durumuna dönüşeceği saptanmıştır. Bu nedenle, atık durumuna dönüşecek rüzgar türbin kanatları depolama sahalarında yüksek miktarlarda alan kaplayacağından önemli bir probleme yol açacaktır. Aynı zamanda, değerli bir malzeme olan kompozit malzemenin geri kazanımı önemli bir araştırma konusu olacaktır. Literatürde rüzgar türbin kanatlarının geri dönüşümü ile ilgili çalışmalar bulunmakta olup ülkemizde konuyla ilgili çalışmalar yetersiz durumdadır. Bu çalışmada literatürde öne çıkan kanat atıklarının bertaraf yöntemlerinin en uygununu yakın zamanda ömrünü tamamlayacak rüzgar türbinleri için seçilen bir Çok Kriterli Karar Verme (ÇKKV) yöntemiyle saptamak konu edilmiştir. Bu kapsamda Türkiye'deki açığa çıkacak rüzgar türbin kanat atıkları santral ve il bazında hesaplanarak, Balıkesir'de bulunan Bandırma rüzgar santrali örneği ile metodolojinin bir uygulaması yapılmıştır. Bu kapsamda, bu tez iki aşamadan oluşmaktadır. Başlangıçta Türkiye'de yakın gelecekte oluşacak rüzgar türbin kanat atıklarının il bazında marka-model envanteri çıkarılmıştır. Yapılacak envanter çalışmasında Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliğinin (TÜREB) Rüzgar Enerji Sistemleri veri tabanı kullanılmıştır. İkinci aşamada, Balıkesir ilinde yakın gelecekte ömrünü tamamlayacak bir rüzgar santrali için Bulanık TOPSİS karar verme yöntemi uygulanmıştır. Bunun için literatür araştırılması yapılarak rüzgar türbin kanat atıkları için literatürde bulunan alternatif metotlar belirlenmiştir. Bu alternatif metotlar için ana ve alt önem kriterleri yine literatür çalışması sonrası belirlenmiştir. Daha sonra beş karar vericiden kriterlerin ağırlıkları ve alternatiflerin ağırlıkları ile karşılaştırmalı anket çalışması uygulanmıştır. Karar vericiler katı atık yönetiminde uzman kişilerden seçilmiştir. Alternatiflerin verilerle desteklenebilecek karşılaştırmaları bu şekilde elde edilmiştir. Alternatifler öncelik sırasına göre belirlenmiştir. Son olarak bertaraf alternatifleri için ekonomik analiz yapılmıştır. Çalışma sonunda, rüzgar türbini kanat atıklarının bertaraf yöntemlerinin uygunlukları sırasıyla, sanat ve bina yapılarında yeniden kullanım, beton içerisinde geri kazanım, çimento fabrikalarında enerji geri kazanım ve katı atık sahalarında depolama alanlarında bertaraf edilmesi olarak belirlenmiştir.Wind energy is a renewable energy system and is an environmentally friendly and profitable energy source. In recent years, investment in wind energy has been increasing rapidly around the world. While there were 17 GW wind energy installations in the world in 2000, this value increased to 906 GW in 2022. The economic life of wind turbines is accepted as 20 years. The parts of the wind turbine generally consist of steel, aluminum and composite materials. It is largely recyclable, except for the blades, which are made of composite materials. However, wind turbine blades consist of materials that are not easy to recycle, as they are composed of composite materials and predominantly thermoset plastics. For this reason, most end-of-life wind turbine blades are disposed of in landfills around the world. This situation causes environmental and economic problems for countries and creates a negative image of wind energy as a so-called 'green energy'. On the other hand, wind power plants established in the 1990s and 2000s, when wind energy began to become widespread in the world and in Turkey, have begun to reach the end of their lifespan. The number of wind turbines completing their lifespan will increase rapidly in the coming years. It has been determined that at least 110502,3 tons of wind turbine blades will become waste by 2041 in Turkey. For this reason, wind turbine blades that will become waste will cause a significant problem as they will take up large amounts of space in landfills. At the same time, the recovery of composite material, which is a valuable material, will be an important research topic. There are studies on the recycling of wind turbine blades in the literature, but studies on the subject are insufficient for our country. In this study, it is aimed to determine the most suitable disposal method of blade waste, which is prominent in the literature, by using a Multi-Criteria Decision Making (MCDM) method selected for wind turbines that will end their life in the near future. In this context, the wind turbine blade waste to be released in Turkey was calculated on the basis of power plant and province, and an application of the methodology was made with the example of a wind power plant in Bandırma, Balıkesir. In this context, this thesis consists of two stages. Initially, a provincial brand-model inventory of wind turbine blade waste that will be generated in Turkey in the near future was prepared. In the inventory study, the Wind Energy Systems database of the Turkish Wind Energy Association (TÜREB) was used. In the second stage, the Fuzzy TOPSIS decision-making method was applied for a wind power plant that will end its life in the near future in Balıkesir province. For this purpose, a literature review was conducted and alternative methods found in the literature for wind turbine blade waste were determined. The main and sub-criteria for these alternative methods were determined after the literature study. Then, a comparative survey was conducted on the weights of the criteria and the weights of the alternatives from five decision makers. Decision makers were selected from experts in solid waste management. Alternatives were determined in order of priority. Finally, an economic analysis was made for disposal alternatives. At the end of the study, the suitability of the disposal methods of wind turbine blade waste was determined as reuse in art and building structures, recovery in concrete, energy recovery in cement factories and disposal in landfills in solid waste sites, respectively
Production of carob concentrate by osmotic distillation: Evaluation of food quality and process conditions
25.01.2025 tarihine kadar kullanımı yazar tarafından kısıtlanmıştır.Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Gıda Mühendisliği Ana Bilim Dalı, Gıda Mühendisliği Bilim DalıKeçiboynuzu meyvesi (Ceratonia siliqua L.) ya da bilinen diğer adıyla harnup sahip olduğu yüksek besin içeriği bakımından dikkat çeken fonksiyonel gıda ürünlerinden biridir. Fonksiyonel özelliklerinin sahip olduğu biyoaktif maddelerin çalışma mekanizmalarından kaynaklandığı ve yapılan çalışmalarda sahip olduğu biyoaktif bileşenlerin özellikle gastrointestinal sistem rahatsızlıkları başta olmak üzere birçok kronik hastalığa iyi geldiği bilinmektedir. Oldukça sert bir meyve oluşu direkt tüketimini zorlaştırmakta, bu sebeple de ya öğütülmüş toz formda ya da meyvelerin su ile ekstraksiyonu ve sonrasında bazı termal evaporasyon yöntemleriyle konsantre edilerek pekmez, öz ve şurup formlarına işlenerek tüketilmesini gerektirmektedir. Ancak mevcut termal evaporasyon yöntemleri keçiboynuzunda bulunan bu biyoaktif maddelerden yeteri kadar faydalanılamamasına sebep olmaktadır. Bu çalışmada keçiboynuzu ekstraktı ileri ozmoz tekniğine dayanan ozmotik distilasyon yöntemiyle laboratuvar ölçekli 0,58 m2 alana sahip X50 Liqui-cel® 1.7×5.5 Minimodules 7400 mikroporlu hidrofobik polipropilen hollowfiber membran kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Besleme çözeltisi olarak ultrasonikasyon yöntemiyle elde edilen 12,2 ºBriks keçiboynuzu ekstraktı ve çekme çözeltisi olarak 4 M CaCl2 çözeltisi kullanılmıştır. Ozmotik distilasyonda proses sıcaklığının ve besleme ve çekme çözeltilerinin akış hızının transmembran akısı üzerine etkisi incelenmiştir. En yüksek akı değeri 378,735 g.m-2.sa-1 ile 1600/1300 mL/dk. akış hızında 35 ?'deki deneyde elde edilmiştir. Ayrıca geleneksel ve vakum evaporasyon yöntemleriyle proses sonrası ve depolama şartları boyunca fizikokimyasal özellikler, renk, antioksidan ve fenolik aktivite ve HMF içeriği karşılaştırılması yapılmıştır. Çalışma sonunda keçiboynuzu ekstraktı başarılı bir şekilde 63,2 °Briks'e konsantre edilmiş olup; ayrıca fenolik ve antioksidan aktivite değerleri sırasıyla 498,64 mg GAE/100 g ve 17,36 mM TE olarak kaydedilmiş olup bu değerlerin diğer evaporasyon yöntemlerine göre oldukça yüksek olduğu görülmektedir. OD sonucu herhangi bir HMF oluşumu gözlenmezken, renk değerleri olarak diğer yöntemlerden oldukça farklı sonuçlar ortaya çıkmıştır. Sonuç olarak bu çalışma ile keçiboynuzunun ozmotik distilasyonda konsantre edilmesi işlemi ilk kez çalışılmış olup, ekstraksiyon ve proses optimizasyonu ve ozmotik distilasyon sistemlerinin meyve suları ve ekstraktlarına uyarlanabilirliği konusunda önemli çıktılar alınmıştır. Yapılacak yeni çalışmalar ve teknolojik yeniliklerle birlikte böyle bir ozmotik distilasyon sisteminin gıda endüstrisinde kullanılarak piyasaya yenilikçi ürünler sunulmasının mümkün olacağı düşünülmektedir.Carob fruit (Ceratonia siliqua L.) is one of the functional food products that attracts attention with its high nutritional content. Its functional properties are known due to the working mechanisms of its bioactive substances. Its bioactive components are good for many chronic diseases, especially gastrointestinal system disorders. The fact that it is a hard fruit makes it difficult to consume directly, therefore it must be consumed either in ground powder form or by extracting the fruits with water and then concentrating by thermal evaporation methods and then processing into molasses, extract, and syrup forms. However, current thermal evaporation methods cause insufficient utilization of these bioactive substances in carob. In this study, carob extract was carried out by osmotic distillation based on the forward osmosis technique using a laboratory-scale X50 Liqui-cel® 1.7×5.5 Minimodules 7400 microporous hydrophobic polypropylene hollow fiber membrane with a surface area of 0.58 m2. 12.2 ºBriks carob extract obtained by ultrasonication was used as the feed solution and 4 M CaCl2 solution was used as the draw solution. The effect of process temperature and flow rate of feed and draw solutions on transmembrane flux in osmotic distillation were investigated. The highest flux value was 378.735 g.m-2.h-1 at a 1600/1300 mL/min flow rate. In addition, physicochemical properties, colour, antioxidant and phenolic activity, and HMF content were compared between conventional and vacuum evaporation methods after processing and during storage conditions. At the end of the study, carob extract was successfully concentrated to 63.2 ºBriks and phenolic and antioxidant activity values were recorded as 498.64 mg GAE/100 g and 17.36 mM TE respectively. These values were found to be significantly higher than other evaporation methods. While no HMF formation was observed due to OD, colour values differed from other methods. In conclusion, this is the first study in the literature on the concentration of carob by osmotic distillation. Important outputs were obtained on extraction, process optimization, and adaptability of osmotic distillation systems to fruit juices and extracts. With new studies and technological innovations, it will be possible to use such osmotic distillation systems in the food industry and offer innovative products to the market
Road source noise mapping and noise action planning on an university campus area: A case for Bursa Technical University Mimar Si·nan Campus area
Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Çevre Mühendisliği Ana Bilim Dalı, Çevre Mühendisliği Bilim DalıGürültü, istenmeyen ve insanlarda rahatsızlık uyandıran yüksek seviyedeki seslerin bir araya gelerek oluşturduğu çevre kirliliği türüdür. Bugün karşılaşılan en yaygın gürültü çeşidi, ulaşımdan kaynaklanan gürültüdür. Gürültü kontrolü için oluşturulan eylem planlarında ilk adım, gürültü haritalarını hazırlamaktır. Bu haritalar ile insanların maruz kaldığı gürültü seviyeleri görsel olarak işlenebilmektedir. Tez çalışması kapsamında Bursa Teknik Üniversitesi Mimar Sinan kampüs alanı için karayolu ulaşımından kaynaklanan gürültünün tespiti ve alınabilecek önlemlerin belirlenebilmesi amacı ile ilgili çalışmalar yapılmıştır. Tezin giriş bölümünde ses ve gürültü kavramları ile ilgili detaylı bir litaratür taraması yapılmış daha sonra dünyada ve ülkemizdeki gürültü ile ilgili yasal düzenlemeler incelenmiştir. Gürültü kontrolünde uygulanan gürültü önleme metodlarından, sessiz asfalt, gürültü bariyerleri ve akıllı trafik sistemleri ile ilgili detaylı incelemeler yapılmıştır.Litaratür taramasının bitirilmesinin ardından gürültü haritasının yapılacağı program olan Soundplan uygulamasında kullanılacak olan harita plan altlığı, kampüs çevresinde gürültüye neden olan Ankara yolu caddesi, Eğitim caddesi ve Eflak caddesinin yol genişlik ve yol özellikleri, yoldan geçen araç sayıları ve çalışma alanındaki nüfus verileri temin edilmiştir. SoundPlan uygulaması ile gürültü haritaları yapılmış ve haritalama süreci bitince uygun meteorolojik koşulların olduğu hafta arası beş günde Lgündüz saatleri olan 07:00 ile 19:00 saatleri arasında kampüs alanı dışında ve içerisinde belirlenen noktalarda gürültü ölçümleri yapılmıştır. Gürültü ölçümlerinin arazide tamamlanmasının ardından SoundPlan programı ile hazırlanan Lgündüz Izgaralı gürültü haritası gürültü seviyeleri ile arazide ölçülen gürültü seviyeleri karşılaştırılmıştır. Ölçüm sonucunda SoundPlan programı ile oluşturulan gürültü haritalarının Kampüs ve çevresindeki gürültü seviyelerini temsil ettiği kabul edilmiştir. Kampüs çevresinde gürültü aşımının olduğu kampüs alanı içinde gürültü aşımı olmadığı ancak daha sessiz alanlar oluşturulabilmek amacı ile gürültü eylem planı çalışması yapılmış ve bu çerçevede, sessiz asfalt, gürültü bariyeri,ağır taşıt yasağı getirilmesi ve ağaçlandırma çalışması yapılması şeklinde kabüller yapılarak Soundplan programında yeni gürültü seviyesi haritaları düzenlenmiştir. Farklı senaryolara göre üretilen Lgündüz ızgaralı gürültü haritaları ile mevcut durumu gösteren Lgündüz ızgaralı gürültü haritaları mukayese edilmiş ve senaryolardan yol trafiğinin 07:00 ile 19:00 saatleri arasında ağır taşıt trafiğine kapatılması, gözenekli asfalt yapılması, kampüs çevresinde ağaçlandırma yapılmasının nüfusa olan etkileride gözönüne alınarak en etkili metodlar olduğu görülmüştür.Noise is a type of environmental pollution caused by the accumulation of high levels of unwanted and disturbing sounds. The most common type of noise encountered today is transportation noise. The first step in action plans for noise control is to prepare noise maps. These maps visually represent the noise levels to which people are exposed. As part of the thesis study, work was carried out to identify the noise caused by road transportation and to determine the measures that can be taken for the Bursa Technical University Mimar Sinan campus area. In the introduction section of the thesis, a detailed literature review on the concepts of sound and noise was conducted, followed by an examination of the legal regulations on noise in the world and our country. Detailed examinations were made on noise prevention methods applied in noise control, such as quiet asphalt, noise barriers, and intelligent traffic systems. After completing the literature review, the map base to be used in the SoundPlan application, which is the program for creating the noise map, the road width and road features of Ankara Yolu Street, Eğitim Street, and Eflak Street, which cause noise around the campus, the number of vehicles passing through the road, and the population data in the study area were obtained. Noise maps were created using the SoundPlan application, and after the mapping process was completed, noise measurements were taken at designated points inside and outside the campus between 07:00 and 19:00 hours on weekdays with appropriate meteorological conditions. After completing the noise measurements in the field, the daytime grid noise map prepared with the SoundPlan program was compared with the noise levels measured in the field. As a result of the measurement, it was accepted that the noise maps created with the SoundPlan program represent the noise levels on the campus and its surroundings. Although there was no noise exceedance within the campus area, a noise action plan study was conducted to create quieter areas. Within this framework, it was accepted to make adjustments such as using quiet asphalt, installing noise barriers, imposing a ban on heavy vehicles, and carrying out afforestation works. New noise level maps were created in the SoundPlan program accordingly. The daytime grid noise maps produced for different scenarios were compared with the current situation's daytime grid noise maps, and it was found that the most effective methods were closing the road traffic to heavy vehicles between 07:00 and 19:00 hours, applying porous asphalt, and carrying out afforestation around the campus, taking into account the effects on the population
Development of new cost advantaged steel grades with high hardenability for fasteners used in the energy industry
Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Ana Bilim Dalı, Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Bilim DalıBu çalışmada enerji sektöründe sıkça kullanılan çelik kalitelerine alternatif çözüm oluşturabilecek ve ihtiyaç duyulan mekanik özellikleri karşılayabilecek yeni çelik alaşımlarının, tasarımı ve laboratuvar ölçekli üretimi gerçekleştirilmiştir. Geliştirilen alaşımların ISO 898-1 standardında yer alan 10.9 dayanım sınfına ait mekanik özellikleri karşılaması ve yüksek sertleşebilirlik kabiliyetine sahip olması hedeflenmiştir. Yeni alaşımların tasarımları literatür bilgileri ve hesaplamalı termo-dinamik, termo-mekanik yazılımı olan JMatPro v.10.2 kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Alaşım tasarımı sonrası belirlenen iki farklı alaşım 10 kg döküm kapasitesine sahip vakum indüksiyon ergitme sistemi ile laboratuvar ölçekli üretilmiştir. Sıcak deformasyon işlemleri 1150°C'de ezme presinde gerçekleştirilmiştir. Laboratuvar ölçekli üretilen ingotlara su verme ve temperleme ısıl işlemleri uygulanarak mikroyapısal incelemeler ve mekanik testler yapılmıştır. Mikroyapısal incelemelerde optik mikroskop ile östenit tane boyutu ve yapı analizi, taramalı elektron mikroskobu ile detaylı yapı analizi gerçekleştirilmiştir. Mekanik testler uygulanarak yeni alaşımların çekme dayanımı, akma dayanımı, darbe dayanımı, sertlik ve sertleşebilirlik değerleri belirlenmiştir. Östenit tane boyutu analizinde vanadyum içeren ve niyobyum içeren alaşımların ASTM tane boyutu numaraları sırasıyla 9,6 ve 10,1 olarak belirlenmiştir. Islah ısıl işlemi sonrasında optik mikroskop ve taramalı elektron mikroskobu ile gerçekleştirilen mikroyapısal incelemeler sonucunda yapıların benzer olarak temperlenmiş martensitten oluştuğu görülmüştür. Vanadyum içeren alaşımın akma dayanımı 1030 MPa, çekme dayanımı 1137 MPa, kopma uzaması %15, kesit daralması %53, -40°C'de darbe dayanımı 28 J ve sertlik 37 HRC olarak ölçülmüştür. Niyobyum içeren alaşımın akma dayanımı 954 MPa, çekme dayanımı 1067 MPa, kopma uzaması %14, kesit daralması %52, -40°C'de darbe dayanımı 38 J ve sertlik 33,6 HRC olarak ölçülmüştür. Islah ısıl işlemi uygulanmış vanadyum içeren ve niyobyum içeren alaşımların mekanik testleri sonucunda akma dayanımı, çekme dayanımı, kopma uzaması, kesit daralması, darbe dayanımı ve sertlik değerlerinin ISO 898-1 standardında bulunan 10.9 dayanım sınıfına ait mekanik özellikleri sağladığı tespit edilmiştir. Gerçekleştirilen Jominy (sertleşebilirlik) testi ile her iki alaşımında benzer olarak yüksek sertleşebilirlik kabiliyetine sahip olduğu belirlenmiştir. Elde edilen veriler neticesinde bağlantı elemanları üretiminde kullanılan geleneksel ıslah kaliteleri yerine kullanılabilecek yeni alaşım tasarımlarının ISO 898-1 standardında yer alan 10.9 dayanım sınıfı gerekliliklerine ve yüksek sertleşebilirlik kabiliyetine sahip olduğu belirlenmiştir.In this study, the design and laboratory-scaled production of new steel alloys that could provide alternative solutions to commonly used steel quality in the energy sector and meet the required mechanical properties have been carried out. The aim is the developed alloys to meet the mechanical properties specified in the ISO 898-1 standard for the 10.9 property class and have high hardenability capability. The designs of the new alloys were carried out using literature knowledge and JMatPro v.10.2, a computational thermo-dynamic and thermo-mechanical software. Following alloy design, two different alloys were produced at the laboratory scale using a vacuum induction melting system with a casting capacity of 10 kg. The hot deformation processes were applied at 1150°C using a pressing unit. Subsequently, laboratory-scaled produced ingots applied quenching and tempering heat treatments, followed by microstructural examinations and mechanical testing. In microstructural examinations, austenite grain size and structure analysis were conducted using an optical microscope, while detailed structural analysis was performed with a scanning electron microscope. Mechanical tests were applied to determine the tensile strength, yield strength, impact energy, hardness and hardenability values of the new alloys. With austenite grain size analysis, ASTM grain sizes of vanadium-containing and niobium-containing alloys were determined as respectively 9.6 and 10.1. After the quenching and tempering process, microstructural examinations conducted with an optical microscope and a scanning electron microscope revealed that the structures consisted of tempered martensite and exhibited similarity. The alloy containing vanadium was characterized by the following mechanical properties: yield strength as 1030 MPa, tensile strength as 1137 MPa, elongation as 15%, reduction in area as 53%, impact energy at -40°C as 28 J, hardness as 37 HRC. The alloy containing niobium exhibited the following mechanical properties: yield strength as 954 MPa, tensile strength as 1067 MPa, elongation as 14%, reduction in area as 52%, impact strength at -40°C as 38 J, hardness as 33.6 HRC. Following the quenching and tempering, mechanical tests on the alloys containing vanadium and niobium revealed that the yield strength, tensile strength, elongation, reduction in area, impact energy, and hardness values complied with the mechanical properties specified for the 10.9 property class in the ISO 898-1 standard. The conducted Jominy (hardenability) test determined that both alloys possess a similarly high hardenability capability. The obtained data indicates that new alloy designs, which could be used in the production of fasteners instead of traditional quenched and tempered grades, meet the requirements of the ISO 898-1 standard for the 10.9 property class and exhibit a high hardenability capability
Determination of health literacy level of healthcare professionals example of Bursa provincial private hospitals
Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, İşletme Ana Bilim Dalı, İşletme Bilim DalıBu araştırmanın amacı sağlık çalışanlarında sağlık okuryazarlık düzeyinin Bursa İli özel hastaneler örneği kapsamında incelenmesidir. Son on yılda, uygulayıcılar ve araştırmacılar arasında, insanların sağlık okuryazarlığı becerilerini ve yeteneklerini kullanmaları gereken bağlamın etkisine ilişkin anlayış gelişmiştir. Sağlık okuryazarlığı, insanların sağlık hizmetleri süreçlerine daha etkin bir şekilde katılmalarına, sağlık durumları hakkında bilinçli kararlar vermelerine ve sağlık sisteminde daha etkili ve işlevsel olmalarına yardımcı olmaktadır. Giderek daha karmaşık hale gelen modern sağlık sistemi uygulamalarında, hem hizmet alan hem de hizmet sunanların etkin, verimli ve hakkaniyetli bir şekilde etkileşimde bulunabilmeleri için sağlık okuryazarlığının üst düzeyde olması gerekmektedir. Çünkü hem zaman hem de kaynaklar eskisinden daha değerli hale geldi. Sağlık hizmetlerinin merkezinde yer alan "insan" değerleri ve sınırlı kaynaklar nedeniyle, hem hizmet sunumunun hem de satın almanın verimli ve bilinç temelli olması gerekmektedir. Araştırmada betimsel tarama modeli kullanılmıştır. Anket formu kapsamında veriler toplanmış ve analiz edilmiştir. Araştırmanın evrenini sağlık personelleri oluşturmaktadır. Araştırmada kolayda örneklem yöntemi ile 300 kişiye ulaşılmıştır. Araştırmada verilerin toplanmasında anket formu kullanılmıştır. Anket formu iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde Demografik Özelliklere yer verilmiş, İkinci bölümde ise Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği yer almıştır. Araştırmanın veri analizi SPSS 21 paket programında yapılmıştır. Sağlık okuryazarlığını bilme durumuna yönelik bulgular incelenmiş ve katılımcıların %71,7'ei evet ve %28,3'ü hayır cevabını vermiştir. Sağlık okuryazarlığı algısına yönelik tanımlayıcı istatistikler incelenmiştir. Sağlık Hizmeti alt boyutu için ortalama puanı 34,14±5,71; Hastalıktan Korunma alt boyutu için ortalama puanı 32,63±8,50; Sağlığın İyileştirilmesi alt boyutu için ortalama puanı 31,31±8,59; Toplam ölçek için ortalama puanı 32,59±6,89 olarak tespit edilmiştir. Hastalıktan Korunma, Sağlığın İyileştirilmesi ve Toplam ölçek için sorunlu – sınırlı sağlık okuryazarlığı tespit edilmişken, Sağlık Hizmeti alt boyutu için yeterli sağlık okuryazarlığı tespit edilmiştir. Bu durum katılımcıların sağlık okuryazarlığı düzeylerinin yeterli olmadığını göstermiştir. Araştırmada cinsiyete, yaşa ve mesleki duruma göre sağlık okuryazarlığı algısının farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Sağlık Çalışanları, Sağlık Okuryazarlığı, Bursa İli.The aim of this research is to examine the health literacy level of healthcare professionals within the scope of private hospitals in Bursa Province. Over the past decade, understanding has developed among practitioners and researchers about the impact of the context in which people need to use their health literacy skills and abilities. Health literacy helps people participate more effectively in healthcare processes, make informed decisions about their health status, and be more effective and functional in the healthcare system. In increasingly complex modern healthcare system practices, health literacy must be at a high level so that both service recipients and service providers can interact effectively, efficiently and equitably. Because both time and resources have become more valuable than before. Due to the "human" values and limited resources at the center of health services, both service delivery and purchasing must be efficient and awareness-based. Descriptive scanning model was used in the research. Data was collected and analyzed within the scope of the survey form. The population of the research consists of healthcare personnel. In the research, 300 people were reached with the convenience sampling method. A survey form was used to collect data in the study. The survey form consists of two parts. The first section includes Demographic Characteristics, and the second section includes the Health Literacy Scale. Data analysis of the research was carried out in the SPSS 21 package program. The findings regarding health literacy awareness were examined and 71.7% of the participants answered yes and 28.3% answered no. Descriptive statistics for health literacy perceptions were examined. The mean score for the Health Service subscale was 34.14±5.71; The average score for the Disease Prevention subscale was 32.63±8.50; The mean score for the Health Improvement subscale was 31.31±8.59; The average score for the total scale was determined as 32.59±6.89. While problematic - limited health literacy was determined for the Disease Prevention, Health Improvement and Total scale, adequate health literacy was determined for the Health Service subscale. This showed that the health literacy levels of the participants were not sufficient. In the study, it was determined that the perception of health literacy differs according to gender, age and professional status. Keywords: Health Workers, Health Literacy, Bursa Province
Development of graphene oxide added yarn
01.02.2025 tarihine kadar kullanımı yazar tarafından kısıtlanmıştır.Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Polimer Malzeme Mühendisliği Ana Bilim Dalı, Polimer Malzeme Mühendisliği Bilim DalıBu tezin amacı, giyilebilir elektroniklerde kullanılabilecek, grafen oksit esaslı ipliklerin geliştirilmesidir. Bu amaçla, grafitten, geliştirilmiş Hummers metoduyla sentezlenen grafen oksit, termoplastik üretan (TPU) ile birleştirilerek yaş çekim yöntemiyle, grafen oksit katkılı iplikler üretilmiştir. Grafen, yüksek yüzey alanı, üstün termal iletkenlik, yüksek elektron hareketliliği, yüksek Young modülü, mükemmel ışık geçirgenliği ve kimyasal stabilite gibi mükemmel mekanik, elektronik, termal, bariyer, optik ve kimyasal özelliklere sahip akıllı bir malzemedir. Literatürde, eksfoliasyon metodu ve kimyasal buhar biriktirme metodu (CVD) başta olmak üzere pekçok yöntemle üretilebilmektedir. Grafen oksit (GO), grafen tabakalarının oksijen içeren fonksiyonel gruplarla modifiye edilmiş bir formudur. Geliştirilmiş Hummers metodu, işlem kolaylığı, düşük maliyeti ve ölçeklendirilebilirliği nedeniyle, grafitten grafen oksit eldesi için en yaygın olarak kullanılan metotlardan birisidir. Tez çalışmasında, bağlayıcı polimer oranının, iğne çapının ve koagülasyon banyosunun, iplik üretimi ve özellikleri üzerine etkisi incelenmiştir. Bu amaçla, FT-IR analizi, kalınlık ölçümü, elektriksel iletkenlik ölçümü ve optik mikroskop analizleri gerçekleştirilmiştir. Sonuç olarak, geliştirilen grafen oksit katkılı ipliklerin, elektriksel ve fiziksel özellikleri incelendiğinde, TPU oranı arttıkça, daha iyi iplik oluşumu gözlenmesine rağmen, TPU yalıtkan bir polimer olduğu için, elektriksel iletkenlik değerlerinde azalma olduğu görülmüştür. En yüksek iletkenlik değeri 3. Denemede elde edilmiştir (0,62 x 10-4 ±0,098 S/m). 5.Deneme'ye ait elektriksel iletkenlik değeri, en düşük olarak ölçülmüştür ve 0,42 x 10-4 S/m olarak elde edilmiştir. Elde edilen grafen oksit katkılı iplikler, uygun maliyetli, esnek, çevre dostu olması ve iletkenlikleri sayesinde, ileride, elektronik tekstillerle birleştirerek esnek/giyilebilir ürünlerin geliştirilmesinde, enerji üreten veya depolayan cihazlarda ve teknik tekstillerde kullanım alanı bulacaktır.The aim of this thesis is to develop graphene oxide added yarns that can be used in wearable electronics. For this purpose, graphene oxide synthesized from graphite by the improved Hummers method was combined with thermoplastic urethane (TPU) and graphene oxide yarns were produced by wet spinning method. Graphene is a smart material with excellent mechanical, electronic, thermal, barrier, optical and chemical properties such as high surface area, superior thermal conductivity, high electron mobility, high Young's modulus, excellent light transmittance and chemical stability. In the literature, it can be produced by many methods, especially the exfoliation method and chemical vapor deposition method (CVD). Graphene oxide (GO) is a form of graphene sheets modified with oxygen-containing functional groups. The improved Hummers method is one of the most widely used methods for obtaining graphene oxide from graphite due to its ease of processing, low cost and scalability. In the thesis study, the effects of binder polymer ratio, needle diameter and coagulation bath on yarn production and properties were examined. For this purpose, FT-IR analysis, thickness measurement, electrical conductivity measurement and optical microscope analyzes were carried out. As a result, when the electrical and physical properties of the developed graphene oxide added yarns were examined, it was observed that as the TPU ratio increased, although better thread formation was observed, there was a decrease in the electrical conductivity values since TPU is an insulating polymer. The highest conductivity value was obtained in the 3rd trial (0.62 x 10-4 ±0.098 S/m). The electrical conductivity value of the 5th Trial was measured as the lowest and was obtained as 0.42 x 10-4 S/m. The resulting graphene yarns, thanks to their cost-effectiveness, flexibility, environmental friendliness and conductivity, will find use in the development of flexible/wearable products, devices that produce or store energy, and technical textiles by combining them with electronic textiles in the futur