İlahî öğretiler kervanının son halkası olan “İslâm Dini”nin
peygamberi, son peygamber Hz. Muhammed (sav), “cahiliye”
olarak nitelenen bir toplumla karşı karşıya idi. Bunlar, dinî, siyasî
ve sosyal birlikten uzaktılar. Düzensiz, kendi başına hareket eden,
hak ve hukuk tanımayan, ahlâkî ve insanî değerlerden
uzaklaşmış, ömürleri birbirleriyle savaşmak ve yağma ile geçen
bir toplumdular. Ancak O, kendisine “vahyedilen öğretiler”
çerçevesinde 23 sene gibi kısa bir sürede onları tevhid/birlik
sancağı altında toplamıştır. “kardeşlik sözleşmesi”yle birbirlerine
kenetlenmiş olan bu insanlar, kardeşini kendi nefsine tercih eder
duruma gelmişti. Artık hak ve hukuka riayet eden, attıkları her
adımın hesabının bir gün mutlaka sorulacağının bilincinde olan,
savaşı değil barışı esas alan, ahlâkî ve insanî değerlerin timsali bir
toplum meydana gelmişti. İşte böylesine “mucizevî bir inkılâb”ın
formülü olan ilahî öğretileri, yani Kur'ân ve Sünnet’i ardında
bırakan Rasulullah (sav), ümmetine bu emanetlere sımsıkı
sarılmalarını, aksi takdirde sonlarının hüsrân olacağına dikkat
çekerek, görevini yerine getirmiş olmanın huzuruyla hayata
gözlerini yummuştur