Şarap, Araplarda Câhiliye döneminden başlayarak şiirlere konu olmuştur. Şarap hakkında yazılan şiirler, sonrasında hamriyye denilen bir tür ortaya çıkarmıştır. Bu şiirlerin yazımı İslâmiyet’in içki yasağı sonrasında azalmış, Emevîler ve devamında Abbâsîler döneminde eğlence hayatının canlanmasıyla artmaya başlamıştır. Sonraları sâkînâme denilen bir türe tema ve tiplerini
sunan bu şiirin ilk temsilcileri arasında Muallaka şâirleri de yer almaktadır. Şarap, şiirlerde hem
gerçek sahnelerle hem de istiâre olarak işlenmiştir. Mutasavvıflar, şarabı istiârî olarak Allah aşkını
ifade etmek için kullanmıştır. Bunlardan bir tanesi de ünü İbnu’l-Arabî (ö. 638/1240) ile birlikte
anılacak kadar yaygın olan Ömer ibnu’l-Fârız’dır (ö. 632/1235). O 13. yüzyılda, hayatının çoğunu
Mısır’da yaşamış mutasavvıflardandır. İbnu’l-Fârız’ın tek eseri divanıdır. Divanı içerisinde elKasîdetu’t-tâiyye ve el-Kasîdetu’l-mîmiyye onun önemli eserlerindendir. Arap, Fars ve Türk mutasavvıflar onun bu şiirlerini şerh etmişlerdir. el-Kasîdetu’l-mîmiyye onun ikinci önemli şiiridir.
Eserde şarap alegorik olarak işlenmekte, şarap talibin Allah aşkını karşılamıştır. Türkçede bu kaside ile ilgili bilebildiğimiz dokuz tane şerh bulunmaktadır. Bu şerhlerden birisi de 17. yüzyılda
yaşamış; ilmiye sınıfından ve Mevlevî şeyhlerinden olan Şifâî Mehmed Dede’ye (1082/1671-72)
ait, Hediyyetu’r-rahme’dir. Eser hakkında şimdiye kadar herhangi bir akademik çalışma yapılmamıştır. Biz bu makalede, kasidenin konusu olan şaraba kısaca değineceğiz. Şâir İbnu’l-Fârız ve
şarih Şifâî Mehmed Dede hakkında bilgi vereceğiz. Hediyyetu’r-rahme’nin içeriğini yorumlayacak, küçük bir sözlük ile birlikte transkripsiyonlu çalışmasını sunacağız