Located in the North-West part of Aegean Sea, Gokceada has an exceptional place due to its strategic position. Island with a historical background as old as ancient times was ruled by various civilizations such as Greek, Roman, Byzantine and Ottomans respectively. This study includes architectural evolution of the island under Ottoman rule, compromising of vast cultural wealth. The objective of this study is to research and introduce architectural structures of the island reflecting urban settlements and settlement texture of the island during Ottoman rule which lasted for 450 years, such as residences, shops, fountains, laundry, mill, church, chapel, mosque and different workshops and to hand down this material culture heritage to next generations as well as providing contribution in connection with the gap that exists due to lack of the studies on Ottomans. Within this context, priority was given to review of literature and archives and then data required for field research fundamental to this study was collected. Data collected as a result of literature review and field research were assessed to complete this research. In this study, attempt was made to provide importance of structures in terms of general characteristics and their place in settlement texture upon selecting certain examples in accordance with the type of structures rather than introducing structures of the island one by one. At the same time, influence of Anatolia on Gokceada architecture which is subject to traditions of Aegean Islands was emphasized and reflection of both different cultures on architecture was addressed. In conclusion, it was seen that important part of the island’s settlements showing local characteristics of rural areas were established during the Ottomans and these settlements based on conventional architecture accommodate a rich architectural culture where Anatolian styles are existent as well. Gökçeada, Ege Denizi’nin kuzeydoğusunda, Çanakkale boğazı önünde yer almaktadır. Antik dönemde “Imbros” olarak anılan ada Osmanlı’da “İmroz”, 1970’te de “Gökçeada” adını alır. Tarihi geçmişi Prehistorik çağlara kadar uzanan Gökçeada, M.Ö. 500’lerden itibaren Atina şehir devletine bağlıdır. Daha sonra Roma ve Bizans idaresine giren ada, İstanbul’un fethiyle birlikte vergi karşılığı Osmanlıya bağlanır, 1470 yılında da Osmanlı topraklarına dâhil edilir. Bu günkü Kaleköy, Dereköy, Bademli, Zeytinliköy, Tepeköy ve Çınarlı adanın özgün yerleşim merkezleridir. Bunlardan Kaleköy ve Dereköy’ün kuruluşu Osmanlı öncesine uzanmakla birlikte söz konusu köylerin oluşumu ve gelişimi 18. yüzyılın başlarına tarihlendirilir. Genellikle tepe ve yamaçlara kurulan köyler birkaç mahalleden oluşurlar. Taş döşemeli sokaklar ve bu sokağa bağlanan konutlar ile kahve ve dükkanların çevrelediği meydanlar yerleşim dokusunun temel karakterini oluşturur. Kiliseler, şapeller, okullar, çamaşırhaneler, çeşmeler, değirmenler ve imalathaneler bu dokuya katılan diğer yapı türleridir. Bunlara yerleşim dışındaki damlar da eklenir. Konutlar, kent görüntüsünün temel bileşenini oluşturan en önemli yapılardır. Yalın tasarımları, orantılı kitle formları ve inşa malzeme ve tekniğiyle ada mimarisini en iyi yansıtan konutlar genellikle avlulu ve iki katlıdırlar. Evlerin alt katı depo, üst katı yaşam alanı olarak düzenlenmiştir. Konutların kırsal alandaki uzantıları olan damlar bir nevi çiftlik evidir. Genellikle tek katlı olan damlar avlu, ahır ve depo ile birlikte yaşam mekânlarından oluşur. Meydan ve sokak üzerinde yer alan dükkân ve kahveler, tek katlı kırma çatılı yapılardır. İçerisinde bir ocak bulunan kahveler taş döşemli zemin ve açık oturma alanlarıyla dikkat çeker. Adadaki sosyal hayatın bir yansıması olan çamaşırhaneler, kadınları çamaşır yıkama işlerini yürüttükleri yapılardır. Çeşmeler, ocaklar, nişler, tekneler, seki ve kanallar bu yapıların belirleyici ögeleridir. Çeşmeler, ister çamaşırhane bünyesinde ister bağımsız yapılar olsun estetik değerleriyle ada mimarisinin öne çıkan yapılarıdır. Tasarım ve bezeme özellikleriyle hepsi aynı atölyenin ürünüymüş gibidir. Değirmeler ve İmalathaneler adanın sosyo-ekonomik yapısına bağlı olarak gelişen yapılardır. Yöre mimarisinin önemeli bir parçasını oluşturan yel değirmelerinin kalıntılarına adanın pek çok yerinde rastlamak mümkündür. Yığma taşla dairesel planda inşa edilen değirmelerin konik bir külahla örtülü oldukları anlaşılmaktadır. Ada mimarisinin bir diğer bileşenini teşkil eden okulların çok azı özgün biçimde günümüze gelebilmiştir. Bunlar özenli taş mimarisiyle dikkati çeken daha büyük boyutlu yapılardır. Adanın en özgün ve anıtsal yapıları ise kiliselerdir. Bunlar plan, destek ve örtü sistemleri ile malzeme ve teknik bakımından benzer özellikler gösterirler. Hepsi bazilikal planlı olan bu kiliseler genellikle üç nefli ve narteksli bir düzelemeye sahiptirler. Bazı farklılıklara gösteren narteksli giriş cepheleri daha özenlidir. Bütün birimler iki yüzlü bir kırma çatı altında toplanmıştır. İçeride ise nefler farklı örtü sistemleriyle de ayrılmıştır. Dışta sade bir özellik gösteren kiliselerin içerisi zengin ikonlarla süslüdür. Adadaki kilise sayısının çokluğuna kaştın yalnızca bir adet cami bulunmaktadır. Yalın mimarisi ve boyutlarıyla bir mahalle mescidi özelliği gösteren yapı bölge mimarisiyle uyumludur. Dikdörtgen prizmal bir kitle teşkil eden cami kırma çatı ile örtülüdür. Gökçeada mimarisi, çevresel koşullar ve ihtiyaçlar doğrultusunda gelişen pragmatik ve verneküler bir mimari karaktere sahiptir. Yerel kaynaklar ve geleneksel tekniklerle inşa edilen yapılar, anıtsal ve simgesel bir ifade yerine sıradan bir kültürü yansıtırlar. Bölgesel taş mimariye dayalı yapısal özellikler ada mimarisinin temel karakterini oluşturur. Bununla birlikte adaya yerleşen Türklerin getirdiği bazı etkilerde bu mimariye girmiş, yerli geleneklerle Türk üslubun bira arada görüldüğü yapılar ortaya konmuştur. Özellikle konut mimarisindeki ahşap çıkmalar ve bazı iç mekan ögelerinde bunu görmek mümkün.