Bilinç sahibi bir varlığa zarar veren her şey olarak tanımlanabilecek kötülük, insan hayatının trajik boyutlarından birisi olarak öne çıkmaktadır. Mantıkî, varoluşsal ve tecrübî veçheleri bulunan kötülük meselesi, Tanrı ile olan ilişkisinde teolojik bir mesele olarak, insan hayatının değerinin sorgulanmasına sebep olması açısından da felsefî bir mesele olarak karşımıza çıkmakta ve bizlerden teorik ve pratik açıklamalar talep etmektedir. Teolojik veçhesinde asıl olan, kötülük olgusuyla her açıdan iyi, âlim ve kadir olan bir Tanrı'nın varlığının bir arada nasıl açıklanacağıdır. Bu açıdan klasik teizmin önündeki en önemli teorik ve pratik mesele olarak durmaktadır. Felsefî boyutuyla ise insan hayatının anlamıyla olan karşıtlığında kötülük meselesi kendisini ortaya koymaktadır. İşte bu öneminden dolayı kötülük meselesi düşünce tarihi boyunca önemli isimler tarafından ele alınmış, farklı veçhelerden onun varlığı açıklanmaya çalışılmış ve pratik açıdan onunla bir arada nasıl yaşanabileceğine dair çözüm önerileri geliştirilmeye çalışılmıştır. İslam düşünce geleneği de bunun bir istisnası değildir. Kötülük meselesi İslam düşünce geleneğinin temel disiplinleri olan felsefe, kelam ve irfanda hemen bütün açılardan ele alınmış ona dair nazarî ve amelî çözümler bulunmaya çalışılmıştır. Bu açıdan dikkati çeken nokta bu disiplinlerin önde gelen isimleri olan İbn Sînâ, Gazâlî ve İbn Arabî'nin bu meseleyi sahip oldukları Tanrı tasavvurunu merkeze alarak ele almış olduklarıdır. İbn Sînâ sahip olduğu Tanrı tasavvuru olan Mûcib bi'z-Zât olan Tanrı anlayışı doğrultusunda kötülüğü ele alırken, Gazâlî ise Muhtâr bi'z-Zât Tanrı anlayışından hareketle kötülük meselesini ele almıştır. İbn Arabî ise irfanî geleneğin hâkim anlayışı olan vahdet-i vücudcu bir Tanrı anlayışından hareketle kötülük meselesini çözmeye çalışmıştır. Her bir düşünürün Tanrı anlayışlarını merkeze alarak kötülük meselesini ele almaları onların meseleye daha çok ontolojik açıdan yaklaştıklarını göstermektedir. İşte bu çalışmada İslam düşüncesinin temel disiplinleri olan felsefe, kelam ve irfan açısından temsiliyet makamında olan üç isim İbn Sînâ, Gazâlî ve İbn Arabî'nin Tanrı anlayışlarından hareketle kötülük meselesini nasıl ele aldıklarını ve bu çerçevede meselenin günümüzde ulaştığı boyutlar açısından klasik İslam Düşüncesinin bizlere ne gibi imkanlar sunduklarının betimlemesi ve değerlendirmesini bulacaksınız.Evil, which can be defined as anything that harms a conscious being, stands out as one of the tragic dimensions of human life. With its logical, existential, and experiential aspects, the problem of evil emerges both as a theological issue in relation to God, and as a philosophical issue in questioning the value of human life, demanding theoretical and practical explanations from us. Theologically, the main issue is how to reconcile the existence of evil with the existence of a wholly good, omniscient, and omnipotent God. In this respect, it stands as the most significant theoretical and practical challenge for classical theism. From a philosophical perspective, the problem of evil presents itself in contrast to the meaning of human life. Due to its importance, the problem of evil has been addressed by many prominent thinkers throughout the history of thought, with various attempts to explain its existence from different angles and to offer pratical solutions for how to live with it. The Islamic Intellectual Tradition is no exception to this. The problem of evil has been examined from nearly every perspective within the main disciplines of Islamic thought—philosophy, theology (kalam), and mysticism (irfan)—with efforts made to find both theoretical and practical solutions. Notably, prominent figures of these disciplines—Avicenna (Ibn Sina), Al-Ghazali, and Ibn Arabi—have approached the issue of evil through the lens of their respective conceptions of God. Avicenna, with his concept of God as the Necessary Being who acts by necessity (mujib bi-dhatihi), addressed the problem accordingly. Al-Ghazali, on the other hand, tackled the issue from the perspective of a God who acts by will and choice (muhtar bi-dhatihi). Ibn Arabi sought to resolve the problem based on the mystical worldview of divine unity (wahdat al-wujud). Their approaches, centered on their understanding of God, suggest that they primarily addressed the problem of evil from an ontological standpoint. This study explores how these three representative thinkers of Islamic philosophy, theology, and mysticism—Avicenna, Al-Ghazali, and Ibn Arabi—approached the problem of evil through their conceptions of God. It also evaluates and interprets the possibilities that classical Islamic thought offers in light of the contemporary dimensions of the issue