research article

DİN EDEBİYAT VE SİYASET ÜÇGENİNDE SÂLİH BİN ABDÜLKUDDÛS

Abstract

Fars asıllı Sâlih b. Abdülkuddûs, sosyo-kültürel, ilmî ve entelektüel yapısıyla dinlerin ve öğretilerin karşılaşmamerkezi olan Basra’da dünyaya gelmiştir. O, din, siyaset ve edebiyata önem veren bir ailede yetişmiştir. Basra’nınsahip olduğu zengin bilimsel birikim ve kültürler arası entegrasyon, onun ilmî ve fikrî gelişimine önemli ölçüdeetki etmiştir. Tarihî süreçte ise daha çok edebî kimliğiyle öne çıkmış entelektüel bir şahıstır. ‘Mezhebî’, ‘politik’,‘hikemî’, ‘didaktik‘ ve ‘özlü/veciz’ şiir türleri, edebî yazılarının ana temasını oluşturmuştur. Tarih ve tabâkatyazarları tarafından kendisine çeşitli isimler izafe edilmiştir. “Şâirlerin hâkimi, sokak vâizi, kıssacı, mütekellim vefilozof” bunlardan birkaçıdır. Sâlih, felsefî eserlerin tercüme edilmesinden önce, dönemin diyalektik tekniği olan‘edebî kelam’ın önemli temsilcilerinden biri olmuştur. Bu nedenle şair ve edip kimliği yanında Basra’nın altıkelamcısından biri olarak da zikredilmiştir.Sâlih, yaşadığı düşünsel değişim neticesinde sadece kelam, felsefe ve soyut düşünceyle meşgul olan birisi değildir.Aynı zamanda her türlü olumsuzluk karşısında fikren politika ve toplum eleştirmenliğine soyunan reformist birdüşünürdür. Sâlih’in toplumsal ıslaha, adalet ve eşitliğe çağıran şiir ve sözleri, siyasî otorite tarafından tehditolarak algılanmış ve zındık olduğu ithamıyla da öldürülmüştür. Kaynaklarda zındık olduğu için öldürüldüğü genelkabul olsa da konu hakkında spekülatif bilgiler de oldukça fazladır. Fars asıllı olması nedeniyle etnik birayrımcılığa maruz kaldığı veya düalist felsefenin düşünürü ve Maniheist inancın müntesibi olduğu iddiasıylakatledildiği bunların iki örneğidir. Fakat Sâlih’in öldürülme sebebi, ne itikâdî tercihi ne de etnik kökenidir. Onunsosyal ahlaka, fikrî gelişime, özgürlüğe ve toplumsal aydınlanmaya motive eden şiir ve sözleri, siyasî erk içintehdide dönüşmüştür. Öyle ki halkçılık hareketi olan Şuûbiyye saflarında Arap milliyetçiliğine ve ayrıcalığınakarşı çıkması böylece adalet ve eşitliğin toplumun tüm katmanlarına yayılmasını talep etmesi siyasîkovuşturmaya tabi tutulmasına neden olmuştur. Bu süreçte yönetim ise zındıklık ithamını devreye sokarakmuhalif olan her sözü susturmanın en kolay yolunu seçmiştir.Özellikle Abbasîlerle birlikte zındık kavramı, dinî ilgisinden hızla uzaklaşarak siyasî bir kavrama dönüşmüştür.Neticede Basra’da ilmî ve fikrî düzeyde yürütülen akademik tartışmalar siyasetin eliyle fiilî alana taşınmış, eleştirive şiddetin dozu da artmıştır. Öncelikle bilimsel ve bürokratik unsurlarıyla devlet, takiyye yoluyla İslam’ın aslîilkelerini tahrif etmeyi hedefleyen zanâdıka öğretisiyle fikrî ve fiilî bir mücadeleye girişmiştir. İslamî değerleriyıkmayı hedefleyen zanâdıkaya karşı bu politik tavır makul karşılansa da zamanla zındıklık ithamının alanı dahada genişletilmiş; muhalif olan her hareket bu kapsamda değerlendirilmiştir. Sâlih de şiir ve sözlerinde Senevîyyeinancını gizlediği iddiasıyla zındıklık ithamına maruz kalan şahıslardan yalnızca biri olmuştur. Oysa şiirlerininana teması incelendiğinde Allah’a imana, ahiretin hakikatine, hesap şuuruna, sorumluluğa, adalete, eşitliğe,özgürlüğe vb. çağrının olduğu ilk dikkati çeken vurgulardır. Hatta şiirlerinde ayet ve hadislerden iktibastabulunması, onun Müslüman olduğunu kanıtlar niteliktedir. Buna rağmen bazen şiirleri yorumlanarak zındıkolduğuna kanıt olarak sunulmuş; bazen de hakikati söylese de takiyye yaptığı iddiasıyla ifadeleri gerçekçibulunmamış ve sonuçta öldürülmüştür.Bütün bu olguları dikkate alarak makalemizde, Sâlih hakkında nakledilen bilgi ve rivayetlerin mantıksal olaraktutarlılık analizini yapmaya gayret edeceğiz. Onun edebî söylemleri, dinî kimliği ve siyasî tutumundan hareketlekendisine yöneltilen zındıklık ithamının hakikatini irdeleyeceğiz. Sonuçta kendisine nispet edilen negatif itikâdîniteliğin, gerçekten bir itham mı yoksa hakikat mi olduğunu analitik bir çıkarsamayla tespite çalışacağız

    Similar works