Denge, atıcılık gibi statik spor branşlarında ve futbol, jimnastik, güreş gibi maksimum çeviklik gerektiren dinamik sporlarda, spor performansı açısından oldukça büyük öneme sahiptir. Denge, istemli hareket öncesinde, sırasında ve sonrasında postural ayarlamalar ile stabilite durumunu tekrar kazanmak için, stabilizasyonu bozan durumlara ve eksternal pertürbasyonlara karşı hızlı ve etkili bir şekilde reaksiyon gösterebilme yeteneği olarak tanımlanmaktadır. Ayrıca denge, içsel ve dışsal güçlerin ve çevreyi içeren faktörlerin dinamik integresyonu tarafından sürdürülmektedir. Dışsal (kaygan zemin üzerinde yürümek, ışık değişimi vb.) ve içsel denge perturbasyonlarına [kas sertliği (stiffness), kas iskelet yaralanmaları ve yorgunluk gibi] karşı dik duruş pozisyonunun devam ettirilebilmesi; sensör (somatosensör, görsel ve vestibular) ve motor sistemin entegresyonunu gerektirmektedir. İçsel perturbasyonlara maruz kalınan durumlarda postural salınımın belirlenmesine yönelik gerçekleştirilmiş çalışmalar bulunmaktadır. Bu çalışmalar incelendiğinde en genel içsel perturbasyon postural kontrol paradigmaları; (a) başın hareketini, (b) gözlerin kapalı olduğu durumları, (c) içsel odaklanma durumunu ve (d) kassal yorgunluğu içermektedir. Egzersiz sonrasında dengeyi bozan ya da kötüleştiren temel faktör olarak ifade edilen yorgunluk; eklemlerin proprioseptif ve kinestetik özelliklerini zayıflatarak kas iğciğinin deşarj olma eşiğini arttırmaktadır. Bu durum afferent geribildirimi olumsuz etkileyerek eklem farkındalığında istenmeyen değişimlere neden olmaktadır. Bu bağlamda, kassal yorgunluk; periferal proprioseptif sistemi, merkezi propriosepsiyon sürecini ve aynı zamanda kuvvet üretim kapasitesini değiştirdiği bilinen fiziksel, profesyonel ya da rekreasyonel aktivitelerin kaçınılmaz bir fenomenini sunmaktadır. Bu çalışmada, farklı egzersiz formlarının postural kontrol üzerinde ne gibi etkilerinin olduğunu ortaya koyan araştırmalara yer verilecekti