Bu çalışmanın temel amacı, katı akılcı bir filozof olarak değerlendirilen John Locke’un bilgi kuramı çerçevesinde vahiy anlayışını incelemek; vahiy yoluyla elde edilen bilgi ile doğal bilgi arasındaki ilişkiyi nasıl temellendirdiğini ortaya koymak ve bu bağlamda ilâhî inayetin epistemolojik işlevini değerlendirmektir. İnsanın doğuştan birtakım bilgiler getirdiğine ilişkin rasyonalistlerin iddialarını reddeden Locke’a göre sahip olduğumuz bütün bilgiler deneyim sonucunda elde edilmiştir. Locke açısından ilâhî vahiy insan bilgisini genişleten ona bilmediği konularda yol gösteren önemli bir kaynak niteliğindedir. Bu durumda iki farklı problem ortaya çıkmaktadır. Birinci problem vahyin doğruluğunun nasıl bilineceğinin açıklığa kavuşturulmasıyla ilgilidir. İkincisi ise vahye ilişkin bilginin ampirik bir şekilde elde edilemiyor olmasının Locke’un, “tüm bilgilerimizin kaynağının deney olduğu” iddiasıyla çelişki oluşturma olasılığıdır. Onun iman, bilgi ve Tanrı’nın inâyeti hakkındaki düşünceleri bu problemlerin çözümüyle doğrudan ilişkili görünmektedir. Bu çalışmada, Locke’un inanç alanında aklın sınırlarını aşan bazı unsurların varlığını kabul ettiği ileri sürülecektir. Bununla birlikte, akla ve genel doğrulara aykırı olmamakla birlikte ampirik olarak temellendirilemeyen meselelerde bireyin Tanrı’nın inayetine güvenmesinin Locke’un epistemolojik sistemiyle çelişmediği savunulacaktır