research article

Hanefî Fıkhında ve Usûlünde Sözün Mûcebi-Muhtemeli Ayırımı

Abstract

Gerek fıkıh usûlü gerekse fürû-ı fıkıh kaynaklarının ilgili bahislerinde, lafızlardan ve sözlerden anlaşılan manaların İslam hukukçularınca en genel şekliyle “sözün mûcebi” ve “sözün muhtemeli” olmak üzere iki sınıf olarak kategorize edildiği görülmektedir. Bu tasnif incelendiğinde, İslam hukukçularının “sözün mûcebi” kavramını “sözün herhangi bir karineye veya mütekellimin niyetine ihtiyaç duyulmaksızın delâlet ettiği mana, doğurduğu hüküm”; “sözün muhtemeli” kavramını ise “sözün bir delil, karine veya mütekellimin niyet beyanı doğrultusunda yorumlanabildiği olası anlamlarından her biri” anlamında kullandıkları anlaşılmaktadır. Bu ayırım hem nasları hem de hukuki işlemler sırasında ortaya konan irade beyanlarını yorumlamada, sınırları belli bir çerçeve içerisinde hareket edilmesi gerektiğini göstermekte; böylece metin ve ifadelere yönelik keyfi yorumlama ve tahriflerin önüne geçmektedir. Makalede; lafızların ve sözlerin anlam çerçevesinin sınırlarını çizen ve anlamlar arasındaki hiyerarşiyi ortaya koyan bu ayırım, usûl ve fürû eserlerinde bu terimlerin (mûceb-muhtemel) geçtiği başlıca konular bağlamında incelenmiştir. Bu suretle “sözün mûcebi” ve “sözün muhtemeli” kavramlarının mana ve muhtevasını izah etmek ve kaynaklarda bu ayırımın yapıldığı örnek fıkhî meseleleri inceleyerek fukahânın bu ayırım çerçevesinde ortaya koyduğu usûlü tespit etmek amaçlanmıştır. Çalışmanın bu yönüyle fukahânın metin yorumlama metodolojisinin daha iyi anlaşılmasını sağlama açısından literatüre katkı sunacağı değerlendirilmiştir. Çalışmada kaynak olarak; Cessâs (öl. 370/981), Debûsî (öl. 430/1039), Pezdevî (öl. 482/1089) ve Serahsî’nin (öl. 483/1090 [?]) eserleri başta olmak üzere Hanefî fıkıh usûlünün başlıca kaynakları ile Hanefî fürû-i fıkıh literatürünün başlıca temel kaynaklarından yararlanılmıştır. Çalışmanın konu başlıkları ele alınırken, gerek usûl gerekse fürû kaynaklarına yapılan atıflarda kronolojik sıra gözetilmiş, bu vesileyle sözün mûcebi-muhtemeli kavramlarının kaynaklardaki kullanımının tarihi seyrine dikkat çekmek istenmiştir. Çalışmada; Hanefî usulcülerin ve fakihlerin, sözün mûcebi ve muhtemeli olarak niteledikleri anlamlara yönelik ilgili kaynaklarda yer alan yaklaşımlarından hareketle, bu ayırımda dikkat çeken noktalara dair şu sonuçlara ulaşılmıştır: Has bir lafzın hakikat olarak ifade ettiği mana ve bir sözün zâhir olduğu mana, o lafzın/sözün mûcebidir. Aksi yönde bir delil, karine veya mütekellimin niyet beyanı olmadıkça, hem diyâneten hem de kazâen sözün bu manada kullanıldığı kabul edilir. Has lafzın mecaz olarak kullanılabildiği bir mana veya sözün zâhir olmayan anlamı ise o lafzın/sözün muhtemelidir. Bir lafızdan veya sözden mûceb olan mananın değil de muhtemel anlamlarından birinin kastedildiği yönünde sözü söyleyenin niyet beyanının bulunması halinde; fetva makamı nezdinde (diyâneten) bu niyet beyanı kabul edilir ve söz bu beyan doğrultusunda yorumlanır. Yargı makamı indinde (kazâen) ise mûceb olan mana esas olup, aksi yöndeki niyet beyanı tek başına yeterli sayılmaz. Muhtemel manaya yönelik niyet beyanının kazâen kabul edilebilmesi için, bu mananın esas alınmasının niyet beyanında bulunan mütekellime avantaj sağlamıyor olması gerekir. Aksi takdirde mütekellim, niyet beyanıyla kendisine yarar sağlamayı amaçladığına dair itham altında olacağından muhtemel manaya yönelik niyet beyanı dikkate alınmaz

    Similar works