Temellendirmeler ve olaylar arasında nedensel ilişkiler kurma, bilimsel düşüncenin önünün açılması için bir gerekliliktir. Nitekim, düşünce tarihinde mitostan logosa geçişin bir tezahürü olan hylozoizm de söz konusu temellendirme, bağlam oluşturma ihtiyacının bir sonucu olarak kabul edilmektedir. Neden-sonuç ilişkisi, varlık ve oluş dünyasında da gözlemlenmektedir. Ancak bilimsel düşünce, olayların art arda gerçekleşmesini inceleme konusu edinirken, tabiatta gerçek bir nedensel bağın var olup olmadığını da tartışma zeminine getirmektedir. Zira Hume gibi kimi düşünürlere göre, tabiatta zorunlu olaylar zinciri bulunmamaktadır. Buna göre, aslında insanlar, sadece doğal seyriyle tezahür eden olayların sıralamasına bakarak söz konusu olaylar arasında bir ilişki bulunduğunu ileri sürmektedir. Yani bu yaklaşıma göre, olaylar arasında bağ kurmak sadece insanın bir anlam yüklemesinden ve izlenimlerinden ibarettir, bunun nesnel bir gerçekliği bulunmamaktadır. Bu metinde, zikri geçen yaklaşım şekillerinden hangisinin daha doğru veriler sunduğu incelenmektedir. Mezkûr bilimsel yaklaşım, İlahiyat ve Felsefe sahasının tartışmalı spesifik meselelerinde de uygulanmaktadır. Söz gelimi, Gazzalî mutlak bir nedenselliği reddedip, ilişkileri gaye ve hikmet bağlamında açıklarken; İbn Rüşd, tenzihi düşünceden hareketle mutlak bir determinist savunu yapar. Hume ise nedenselliği salt bir izlek olarak ileri sürer. Konunun bu üç düşünürün görüşleri ekseninde incelenmesinde kasıt şudur: Hem bilimsel düşüncenin önünün açılması, makul ve tutarlı yol haritası oluşturulması; hem Tanrısal iradenin ve insan hürriyetinin bir sorunsala dönüştürülmeden bilimsel faaliyetleri sürdürmenin imkânının değerlendirilmesi hem de insanın anlam yükleme gerçekliğinin, izleklerin etkilerinin dolayısıyla da insanın doğasına ilişkin sağlam ipuçlarının tespit edilmesi hedeflenmektedir