Cicero, Yasalar Üzerine (De Legibus) adlı eserinin birinci kitabının beşinci bölümünde Herodot’a (yaklaşık MÖ 484-MÖ 425) (Grekçe: Herodotos, Latince ve İngilizce: Herodotus) “tarihin babası” (pater historiae) unvanını verir. Bu nitelendirme, Herodot’un historiai kavramını ilk kez sistemli biçimde kullanan, sorgulayan ve yazılı hâle getiren kişi olarak kabul edildiğini göstermektedir. Herodot yalnızca Antik Çağ tarihinin değil aynı zamanda tarih felsefesinin de kurucu figürlerinden biri olarak değerlendirilir (Evans, 1985, s. 556). Historiai (İngilizce “Histories” ya da “History”, Türkçe “Tarih” olarak çevrilmiştir) adlı eseri sadece olayların kronolojik bir dizimini sunmakla kalmaz aynı zamanda geçmişi anlamaya yönelik entelektüel bir çaba olarak da öne çıkar. Bu eser, Pers İmparatorluğu’nun yükselişine dair bilinen en eski anlatılardan biri olup, MÖ 5. yüzyıldaki Pers-Yunan Savaşları’nın nedenlerini ve gelişimini tarihsel bağlam içinde ele alır. Herodot bu çatışmayı yalnızca bir siyasal mücadele olarak değil kölelik ile özgürlük arasında temellenen ilkesel bir karşılaşma olarak çerçeveler. Bir yanda baskıcı Pers İmparatorluğu, diğer yanda ise Atinalıların öncülüğünde birleşmiş Yunan polisleri yer alır. Günümüzdeki edisyonlarda dokuz kitaba ayrılan Historiai [Tarih], her biri geleneksel olarak dokuz Musa’dan (Mousai: İlham Perisi ya da Tanrıçası) biriyle adlandırılan bölümler hâlindedir (Ríos Gordillo, 2021, s. 102-103). Bu adlandırma Antik Çağ’da Herodot’un kendisi tarafından yapılmamış daha sonra gelen İskenderiyeli bilim insanları tarafından uygulanmıştır.
Eser tarihsel bilgi ile anlatı, deneyim ile sorgulama, öğretici ahlak anlayışı ile eleştirel düşünce arasında bir köprü kurar. Ancak içerdiği mitolojik ve efsanevi unsurlar nedeniyle Antik Çağ’dan bu yana olayların doğruluğu ile ilgili tartışmalara da konu olmuştur. Cicero ve Plutarkhos gibi düşünürler tarafından “yalanların babası” olarak nitelenmesi (Bowen, 1992, s. 3), onun tarih anlayışına yönelik bu ikircikli bakışı yansıtır. Tüm bu değerlendirmeler ışığında Herodot’un tarih anlayışının hem özgünlüğü hem de dönemi için taşıdığı yenilik daha iyi anlaşılmaktadır. Herodot’un Historiai [Tarih] adlı kitabının ilk cümlesi, onun tarihyazımındaki amacını ve yöntemini doğrudan ortaya koyar: “Halikarnassoslu [Bodrum] Herodot’un sunduğu bu araştırma, insanların yaptıkları şeylerin zamanla unutulmaması, Helenler [Yunanlılar] ile barbarların [Yunanlı olmayanların] sergilediği büyük ve hayranlık uyandıran eylemlerin ünlerini kaybetmemesi ve aralarındaki savaşın nedenlerinin anlaşılması içindir” (çev. Godley, 2013, I.1, s. 1). Bu cümle, Herodot’un tarihyazımını Grekçedeki “historiai” yani araştırma ve soruşturma anlamıyla tanımladığını; başlıca amacının insan eylemlerini unutturmamak ve bu eylemlerin ardındaki nedenleri sorgulamak olduğunu göstermektedir. Salt kronolojik bilgi sunmakla yetinmeyen bu yaklaşımı sayesinde Herodot, tarih felsefesinin ilk temsilcilerinden biri olarak kabul edilir.
Herodot’un tarih anlayışını değerlendirmek hem kullandığı tarih yazımı yöntemlerine hem de Historiai (Tarih) adlı eserinde ortaya koyduğu felsefi arka plana bütüncül bir bakışla yaklaşmayı zorunlu kılar. Bu bağlamda, Herodot’un kaynak kullanımı, eleştirel yaklaşımı ve anlatı yapısının yanı sıra insan-doğa ilişkisi, kader, tanrılar, etik ve siyaset gibi temalara dair görüşleri bir bütün olarak ele alınmalıdır. Ayrıca onun farklı kültürlere yaklaşımı, yabancı toplumların geleneklerini aktarma biçimi ve bu süreçte sergilediği kültürel çoğulcu ve yorumlayıcı (hermeneutik) tutum da özel bir önem taşımaktadır. Bu bölümde, Herodot’un Historiai [Tarih] adlı eserinin ünlü ilk cümlesinden yola çıkılarak, onun tarihyazımına özgü nitelikleri ve tarih felsefesine sunduğu katkılar, modern araştırmacıların değerlendirmeleri ışığında incelenmektedir. Tartışma, Herodot’un yöntemsel ve anlatımsal tercihlerinden başlayarak tarihsel olgulara yaklaşımındaki etik ve teolojik boyutlara, kültürel temsillerdeki çoğulculuğuna ve siyasal düşüncelerine uzanmakta; nihayetinde Herodot’un tarih felsefesi bağlamında bıraktığı entelektüel miras değerlendirilmektedir