İZÜ Sosyal Bilimler Lisansüstü Öğrenci Kongresi, 6-7 Haziran 2020 (ONLINE)Bir toplumun içinde bulunduğu psikolojik durum ve sosyal çevre hiç kuşkusuz o
toplumdaki bireylerin zihin dünyalarına da inşa etmektedir. Bu inşa süreci kimi zaman savaş ve
afetler gibi yaşanan büyük değişimlerin ardından kimi zaman ise var olan değer ve yargıları
koruma refleksi ile yeniden şekillenmektedir. Bu anlamda her değişimin temelinde mutlaka
psikolojik ve sosyolojik bir kırılma yaşanmaktadır. Nitekim Osmanlı’nın son dönemlerinde
askeri, siyasi ve kültürel alanlarda yaşanan kırılmalar, bu inşa sürecinin ne yönde olacağına dair
kutuplaşmaları da beraberinde getirmiştir. Bir tarafta yaşanan İslam’ı ve kültürel değerleri
korumak ve yaşatmak isteyen dindar çevreler yer alırken diğer tarafta ilim ve teknolojideki
geriliği Batı’yı taklid ederek aşılabileceğine inanan aydınlar yer almaktadır. 19. yüzyılda Batı
dünyasına hâkim olan pozitivist anlayışın Osmanlı aydınları arasında ortaya çıkardığı Batıcılık,
Türkçülük ve İslamcılık akımları bu kutuplaşmanın bir sonucudur. İslam dünyasının maddi
açıdan olduğu kadar manevi açıdan da bir gerileme içine girdiği bu yıllarda dünyaya gelen
Mehmed Âkif Ersoy, yaşanan kırılmaların temelinde Müslümanların Kur’an tasavvurlarındaki
anlama problemini görmektedir. Bu nedenle Müslümanların hayatlarından dışladıkları
Kur’an’a dönüş yollarının çaresini aramış ve Kur’an’ın yaşayan bir hayat kitabı olduğunu
ortaya koymayı bir misyon olarak benimsemiştir. Onu çağının aydınlarından farklı kılan en
belirgin vasfı, kişisel dertlerini bir kenara bırakıp sosyal problemleri gündemine alması, bütün
ömrünü vahye hizmete adamış bir halk şairi olarak toplumu kendine değil Kur’an’a davet
etmesidir. O, aynı zamanda iyi bir sosyolog, müfessir, seyyah, hatip ve siyasetçidir. O, erdemli
bir toplumun inşasında en büyük etkenin Kuran’ın ahlakıyla ahlaklanmak olduğunu tarihin yaşayan tanığı olarak tecrübe etmiştir. Onun bir özeleştiri olarak kaleme aldığı Safahat’a
baktığımızda Âkif’in şiir kaynaklarının başında Kur’an-ı Kerîm’in yer aldığını görürüz. Kimi
manzumelerinde doğrudan Kur’an ayetlerine yer veren Âkif, kimi manzumelerinde sosyal
değişimi ifade eden Kur’an kavramlarına, sure, ayet isimlerine yer vermektedir. Bu anlayışın
arkasında şüphesiz onun Kur’an’la inşa olmuş bir hayat tasavvuru, Arap diline olan vukufiyeti,
sahip olduğu inşacı bir toplum anlayışı yer almaktadır. Bu araştırmada “Safahat” adlı eserde yer
alan doğrudan doğruya ayetlerden ilham alınarak kaleme alınan manzumelerin Kur’an ayetleri
ile ilişkisi ve Âkif’in âyetlerden hareketle mesajını sunuşuna örnekler sosyal değişme
çerçevesinde incelenecektir. Dolayısıyla çalışmanın evreni Mehmed Âkif Ersoy’un
“Safahat”tıdır. Çalışmada içerik analizi yöntemine başvurulmuş, edebi metinlerin kuramsal
imkanlarından da yer yer istifade edilerek metinleri anlamlandırma, açımlama ve yorumlamaya
gayret edilmiştir. Makalenin sınırlandırılması sebebiyle Âkif’in doğrudan Kur’an’dan hareketle
kaleme aldığı manzumelerin yer aldığı Safahat’ın üçüncü kitabı “Hakkın Sesleri”ndeki biri
hadis olmak üzere toplam on şiirden dokuzu ele alınacaktır. Araştırmanın bulgularında
Mehmed Âkif Ersoy’un seçmiş olduğu âyetler üzerinden toplumsal yapının ve onu oluşturan
toplumsal ilişkilerin menfi yöndeki değişimine şifahi bir yöntem aradığı gözlemlenmiştir