Kitabın detayları: Bedenin anlamı ve sınırları / hazırlayan Senanur Avcı & Nuriye Kayar. Yayınevi : Nobel Akademik Yayıncılık -- YAYIN NO: 1143 -- İLEM Kitaplığı No: 03 -- İslam Güncel Serisi No: 1 -- ISBN: 978-605-320-047-5Yazıya, iki soru ile başlamak istiyorum. Birincisi, neden
sosyologlar beden konusuna çok geç ilgi duymuşlardır?
Bu ilgisizliğin sebepleri neler olabilir? Bunun çok anlamlı
birtakım sebepleri olması gerekir. İkincisi ise sosyologlar seksenli yıllara gelindiğinde
sosyolojide bedene neden ilgi duydular? Bu yıllarda
neler değişmiştir? Neden bedene sosyologlar Şimdi birinci soru üzerinde duralım. Sosyoloji, neden
beden konusuna geçmişte ilgi göstermemiştir? Bunu
anlayabilmemiz için Batı’daki bilimlerin sınıflandırılma
biçimine ve bunun tarihine inilmesi gerekmektedir. Bilimler
felsefeden bağımsızlaşmadan önce, Eski Yunan’da
hayat “kosmos” ve “nomos” olarak ikiye bölünmüştür.
Kosmos, bugünkü anlamda evreni, kâinatı temsil eden
bir kavramdır. Nomos da bu kâinat içinde insan elinden
çıkmış olan her şeyi ifade eden, kanun anlamına gelen bir
kavramdır. Daha geniş anlamda kültür olarak da tanımlanabilir.
Kosmos Tanrı’nın elinden çıkan bir şeydir. Onun
yarattığı ve inşa ettiği, şekil verdiği bir şeydir. Nomos da
insan elinden çıkan şeyleri ifade etmektedir. Dolasıyla
Eski Yunan filozoflarına göre kosmos ve nomos olmak
üzere iki hayatımız vardır. Bilimler de işin başından beri bu temelden ikiye ayrılmıştır. Bir, kosmosla ilgilenen
kozmoloji bilgileri ya da tabiat/fen bilimleri vardır, bir
de nomosla ilgilenen insan ve toplum bilimleri vardır.
Bunu daha kronolojik olarak izlediğimizde yine Yunan
felsefesinde ta işin başından beri iki dönem ayırt
edilmiştir. Birinci dönem, kozmolojik dönemdir ki bu
dönem kosmosun ele alındığı dönemdir. Eski Yunan filozofları
çok tanrıcı bir toplumda yaşamışlar ve bu çok
tanrıcı toplumun kozmoloji anlayışını ilk önce tartışmaya
açmışlardır. Tanrı çok olunca, Eski Yunanlar her
bir tanrıya da yeryüzünde bir iş yüklemişlerdir. Rüzgârı
rüzgâr tanrısının yönetmesi, suları su tanrısının idare
etmesi gibi. Burada çok tanrıcılığın yeryüzündeki olayları
açıklamada kullanıldığını görmekteyiz. Yani yeryüzünde
olup biten, semayla ilişkilendirilmiştir. Sema
yeryüzünü yönetmektedir. Eski Yunan filozofları, işte
bu anlayışa karşı görüşler dile getirmeye çalışmaktadırlar.
“Biz doğayı anlamak istiyorsak açıklamayı dışarıdan
değil de içeriden yapmalıyız.” diyerek ilk önce arketip
meselesiyle uğraşmışlardır. Yani doğanın, doğada
bulunan şeylerin temel maddesi nedir? Buna kimisi su,
kimisi hava, kimisi ateş, kimisi de toprak demiştir. Bir
filozof da bunları “dört unsur” olarak birleştirmiştir.
Arapçaya da geçen “anasır-ı erbaa” buradan gelmektedir.
Hayatın temelinin bu dört ögeden ibaret olduğu
söylenmektedir. Yunanlılar yüz elli yıl boyunca doğa
üzerine düşünmüşlerdir. Bunu sadece doğayı anlamak
için değil, dinlerden ve mitolojilerden bağımsız, insan
aklına dayalı olarak bir düşünce biçimi de geliştirmek
için yapmışlardır. İnsan kendi başına bu dünyayı anlayabilir
mi? Yunanlılar bu yüz elli yıl içerisinde felsefe
yapmayı da öğrenmişlerdir