İZÜ Sosyal Bilimler Lisansüstü Öğrenci Kongresi, 6-7 Haziran 2020 (ONLINE)İskit coğrafyası, bugün sınırları kesin olarak bilinmemekle birlikte, doğuda Pasifik
Okyanusu kıyılarından başlayıp, Doğu Avrupa’ya, Tuna Nehri’ne kadar uzanan geniş bir
coğrafi alanı içerisine almaktadır. İskitler, tarihi süreç içerisinde Avrupa ve Asya arasında
bağlantı kuran bir Bozkır İmparatorluğu olarak ortaya çıkmış ve yedi ayrı dilli bir
konfederasyon şeklinde siyasi teşekküllerini devam ettirmişlerdir. Çar İskitler olarak
adlandırılan göçebe savaşçı bir aristokrasi tarafından yönetilen İskitler İran’a, Anadolu, Suriye
ve Filistin’e de hâkim olmuşlar ve Mısır’ı tehdit ederek Firavun Psammetih’i vergiye
bağlamışlardır.1
İskit ülkesi, geniş otlaklara ve sulak alanlara sahip olması bakımından
hayvancılık ve çiftçiliğin gelişmesine olanak tanımıştır. Ayrıca İskitler, yaşadıkları geniş
coğrafi alan içerisinde madenlerden faydalanma ve bunlardan yeni ürünler elde etmeyi, altını
işlemeyi bilen bir uygarlıktır.
Bu çalışmanın amacı, İskit Konfederasyonu’nun yönetici aristokrat sınıfı olan Çar
İskitlerin kökenlerinin incelenmesidir. Çalışma nitel araştırma yöntemlerinden doküman
incelemesi yoluyla gerçekleştirilmiş, kaynaklar incelenirken karşılaştırmalara yer verilerek
bilgilerin geçerliliği ve güvenilirliği sağlanmaya çalışılmıştır.
Elde edilen veriler ışığında İskitlerin kurucularının Türk kökenli oldukları, kültür, dil ve
din bakımından zengin bir uygarlık oluşturdukları ifade edilebilir. Bu uygarlığın Kağan
Madiyes döneminde Ön Asya’da hâkimiyetlerinin zirvesine çıktıkları, MÖ. 665’te Kuzey
Azerbaycan’ı, MÖ.654’te Anadolu’yu aldıkları anlaşılmaktadır. İskitler, MÖ. 4 yy’da
Trakya’yı da fethetmiştir. Kağan Atey, yüz yaşına yaklaştığı bir sırada Makedonyalı Filip’le
girdiği bir savaşta ölür.2 Filip’in oğlu Makedonyalı İskender döneminde İskitler, Helen dünyası
için bir tehlike olmaktan çıkmışlardır.Yapılan çalışmadan İskitlerin ticari yönden gelişmiş bir yapılarının olduğu, askeri yönden
savaş tekniklerini iyi kullanabilen sisteme sahip oldukları, kendilerine has bir yazı
geliştirdikleri ve güçlü bir sanatsal ve kültürel alt yapıya sahip oldukları sonucuna ulaşılmıştır