Osmanlı devleti bünyesinde çok farklı etnik ve dini yapıyı barındıran cihanşümul bir
devlettir. Aynı şekilde Diyarbakır da bünyesinde Müslüman ahalinin yanı sıra gayrimüslim
unsurları barındıran kadim bir şehirdir.
Osmanlı devletinde uygulanan hukuk, İslam hukuku temelinde örfî ve şerî hukukun
mezcedildiği bir hukuktur ve bu hukuk sisteminin gayrimüslimler için getirmiş olduğu çeşitli
hükümler söz konusudur. Çünkü İslam hukukunun tatbik edildiği Osmanlı devletinde klasik
fıkıh doktrinine uygun olarak ahali müslim ve gayrimüslim olarak ikiye ayrılmış,
gayrimüslimler de harbî, muâhid, müste’men ve zimmî olarak çeşitli açılardan ayrıma tabi
tutulmuştur.
Konumuz açısından bizi ilgilendiren ise İslam devletinin tebaası olan zimmîlerdir.
Zimmî kavramı, en genel anlamıyla İslam devletinin himayesi altında bulunan nüfusa karşılık
gelmektedir. Sicil kayıtlarından anlaşıldığı kadarıyla Diyarbakır’da ciddi oranda bir
gayrimüslim (zimmî) nüfus bulunmaktadır. İşte tebliğimiz Diyarbakır’daki gayrimüslimleri
çeşitli açılardan ele alacaktır. Buna göre tebliğimizde ele alacağımız konular ana hatlarıyla
şunlardır;
Klasik fıkıh doktrinindeki zimmet akdi çerçevesinde gayrimüslimlerin hukukî
durumları, Osmanlı millet sistemi içinde gayrimüslimler, Diyarbakır’daki gayrimüslimlerin
etnik ve demografik yapıları, gayrimüslimlerin hukuki konularla ilgili muhtariyetleri, bu
muhtariyetlerine rağmen mahkemeye intikal etmiş nişanlanma, evlenme, boşanma, nesep,
vasiyet, miras ve nafaka gibi hukuki konular, tereke kayıtlarından yola çıkarak
gayrimüslimlerin toplumsal statüleri, din, ibadet ve vicdan hürriyeti, gayrimüslimlerin vakıf
uygulamaları, din adamlarının hukuki statüsü, iktisadi konulara taalluk eden alım-satım, borç
harç ilişkileri ve ödemekle yükümlü oldukları cizye, haraç ve ispence gibi vergi
mükellefiyetidir