Das Leto-Heiligtum in Asarcık am Xanthostal. Zur sog. Akkulturation in Lykienanhand seiner frühen Tempelbauten: mit einem epigraphischen Beitrag von Recai Tekoğlu
Ein Felskultplatz auf der Südwestspitze der kleinen Bergsiedlung Asarcık am Xanthostal definiert zugleich den mit ihm in unmittelbarer Verbindung stehenden rechteckigen Komplex als einen Sakralbau. Dies bestätigt sich durch eine dort gefundene Inschrift, die den Platz als »heiligen Ort und Tempel der Leto« bezeichnet, welches gut zum Wesen der mit der Großen Göttin Altanatoliens gleichgesetzten Muttergöttin der Lykier passt. Als Eigenart anzusprechen für den frühen lykischen Tempel generell ist, dass er einen kleinen, bescheidenen Grundriss hat, keinen kanonischen Altar vor dem Eingang besitzt und mit einer in altanatolischer Tradition gestalteten, offenen Felseinrichtung in Verbindung steht. Er weist keine Überhöhung und keine Standfläche in Form eines Stylobats auf. Ebenso regelhaft ist seine Orientierung nach Süden. Der aus vergänglichem Fachwerk bestehende Oberbau gibt einen Hinweis darauf, weshalb von frühen Tempeln in Lykien – so wie hier – nur wenig bekannt ist und stellt die These, dass für ein lykisches Heiligtum archaisch-klassischer Zeit »nicht das Tempelgebäude, sondern der offene Bezirk mit einem Felsaltar charakteristisch« sei, in Frage. Die Typen, die sich in »Sekos«, Oikos und Antenbau unterscheiden, gehen – ähnlich wie die lelegischen aus dem benachbarten Karien – auf den Einfluss der ionischen Sakralbauten der Archaik zurück. Der in Asarcık auch inschriftlich belegte, im Grundriss charakteristische Tempel der Göttertrias der lykischen Nation – der Letoiden – mit Trinaos und einem gemeinsamen Vorraum ist in dieser Landschaft ebenso als Turmgehöft oder Reihenhaus bekannt. Er braucht daher typologisch nicht auf einen fremdländischen Einfluss zurückgeführt zu werden. Daraus kann geschlussfolgert werden, dass bei der Errichtung und Einrichtung der frühen lykischen Heiligtümer als Tempelgebäude und Felskultplatz künstlerisch und gedanklich die einheimische anatolische Kultur und der indigene Glauben entscheidend waren und von einer Akkulturation – im Sinne der von Griechenland eingeführten fremden Formen- und Gedankenlehre – nicht die Rede sein kann. Daher sollte auch von einer begrifflichen Gleichsetzung der anatolisch-ionischen Kunst mit der helladisch-dorischen abgesehen werden.İçinde barındırdığı dört en büyük kentiyle ve toprağının bereketiyle tarih boyu Lykialı’nın anayurdu olma önemindeki Ksanthos Vadisi’ne doğu uçta Kragoslar’ın 600 m yükseğinde egemen bir küçük dağ yerleşimidir Asarcık (Res. 1. 2. 11. 12). Varlığına yayınlarda rastlamadığım ve ilk kez 2005 yılında Patara odaklı bir çevre gezisi sırasında tanık olduğum bu Lykia kasabası, güneye doğru hafifçe yükselen ve içine üç mezarın oyulduğu bir kaya duvarıyla uçuruma açılan stratejik bir konumdadır (Res. 3. 4. 7). Güçlü bir sur, yerleşimi uçurum kenarında uzanan kaya evleri dışında üç yandan kuşatır (Res. 5. 6). Ayrıca, basamaklı çatısı dibine düşmüş bir dikme mezar, taş yığınları arasında kaçak kazılarla iz veren konutlara ilişkin kuru taşduvar dizgeleri ve sarnıçlar, iyi korunmuş bir baptisterium ve kilise bir küçük Lykia dağ yerleşiminin genel dokusunu yansıtır. Ve birer resimle tanıtmaya çalıştığım bu arkeolojik doku antik adı bilinmeyen Asarcık’n varlığını – bir çömlek parçasının M. Ö. 6./5. yüzyıl tarihi tanıtlığında da – Beylikler Dönemi’nden Doğu Roma Dönemi içlerine varan çok uzun bir zaman dilimine yayar (Res. 8–10).
Kayalığın güneybatı ucunda düzleştirilmiş 13,00 × 7,50 m boyutundaki alanda hemen göze çarpan dört kaya çanağı ve bir büyükçe kaya çukuru ile onu her iki yanda sınırlayan aşınmış kaya basamakları (Res. 12–19. 21), yükseklerden Vadi ve Patara kıyısı üzerinden Akdeniz’e egemen büyüleyici konumu, buranın ancak tanrısal bir alan, bir Açıkhava Kaya Tapınağı olabileceğini gösterir. Tüm bu kaya döşemlerinin sunak, yani kült işlevli örnekleri Anadolu genelinde olduğu gibi kayalık Lykia’nın başka yerleşimlerinde de vardır. Her ne kadar tanrısal özü kayada algılama kültünün Anadolu’da Demirçağ öncesi zamanlarda varolduğu özellikle Hitit Başkenti’nden Yazılıkaya ile belgelense de ve Tunççağ Lukka halkının da bu soyut algılama biçimi, bir Letoon Artemis Tapınağı sellasındaki kayalıkla Lykialı’nın düşüncesinde Demirçağ’a kesintisizce gelenek sürse de (Res. 23); tapınımın – Hititler’den bilinen kaya çanakları yanında – diğer iki asal döşemini oluşturan kaya mihrapları ve kaya basamaklarının ilk Urartular ile bilinmesi, kaya döşemleri aracılığıyla tapınma geleneğinin Lykia kayalıklarına Phryg aracılığıyla ulaştığının da göstergesidir. Ve »evi« kayanın kendisinde ve derinliğinde algılananlar, dağın egemenleri olan Baba Tanrı ve Ana Tanrıça ile onunla özdeş sayılan Kybele, Demeter, Leto ve Artemis gibi »Anadolu Bacıları«dır.
F. Kolb ekibinin on yıl boyunca Orta Lykia’da Kyaneai odaklı sürdürdükleri başarılı yüzey araştırmalarının sonuçlarından biri de; Arkaik ve Klasik Lykia tapınımı için gerekli görülen döşemlerin »tapınak yapıları değil, bir kaya sunağı içeren açık alanlar« olduğudur (Res. 20. 22). Ancak yine bu araştırmalar göstermiştir ki tapınak yapılarının »azlığı«, onların bir ev yalınlığındaki planıyla ayırt edilebilme güçlüğünden ve de duvarlarının yokolabilir malzemeden yapılması gerçeğinden kaynaklanmış olabilir (Res. 33–37); ve de kaya sunakları yalın tapınak yapılarıyla bir arada, onun sunağı olma işleviyle de vardır. Birkaç örnekle belgelenebilen bu olgu (Res. 24. 25. 33. 36), Asarcık’ta sunu işlevli Açıkhava Kaya Tapınağı’nın kuzey bitişiğinde ve onunla organik bütünlük içinde konumlanan 9,00 × 4,50 m boyutundaki dikdörtgen yapı kalıntısının ancak bir tapınak olabileceği gerçeğine de ışık tutar (Res. 15. 26–29). Çünkü yapı, kutsal kayalığa yönelen cephesinde oraya açılan kapıyla bir »Ev-Tapınak« planındadır (karş. Res. 29 ve 31). Duvarı dibinde bulunan bir yazıt (Res. 49), »Leto’nun Kutsal Alanı ve Tapınağı« nitelendirmesiyle, arkeolojiyle varılan bu sonucu dilbilimsel yönden doğrular. Asarcık Leto Tapınağı Lykia’daki en çarpıcı benzerini Letoon’daki Apollon Tapınağı’nın Klasik Çağ’a tarihlenen erken evresinde bulur (Res. 32 sağ), Ionia kökeni ise özellikle Ephesos Artemis Tapınağı’nın »Geometrik« gibi erken dönemiyle belgelenir (Res. 41); yaygınlığı Karia’da Alazeytin Leleg Tapınak Mezarı ile örneklenir (Res. 42). Gene Lykia’da Letoon Leto Tapınağı’nın ilk evresinden bilinen önü ve belki üstü de tümüyle açık »Sekos« (Res. 32 sol), Kyaneai’da saptanan iki odalı »Oikos-Tapınak« (Res. 33) tasarının özünde Kybele’nin de evi olan Phryg öncüleri (Res. 40) ya da Tüse »Ante Tapınağı« nın (Res. 34) »megaron« özünde de erken İon tapınaklarının öncülüğü vardır (Res. 38). Beylikler Dönemi Lykia’sında İonia’nın hem çömlek ve hem de kabartma sanatında yansılanan yoğun etkisi bilinen bir gerçektir; mimaride de olması şaşırtmaz. Ege’nin Altın Çağı’nı yaratan İon sanat okulunun Pers baskıcılığından yılgınlıkla kapatılması ve yontucuların başta Atina olmak üzere Ege ve Akdeniz’e dağılmaları ardından; göçer sanatçıların Atina’nın Klasik yontu biçimlerini izlemeleri ve o örnekleri bir Ksanthos’un »G-Heroon’u« ya da »Nereidler Anıtı« diye tanınan ünlü tapınak mezarlarında kendi öz biçemleriyle başarıyla uygulamaları, etki yönünün bu süreçte Doğu’dan Batı’ya yer değiştirdiğini gösterir. Ancak, İon sanatı ve kültürünün Batı Uygarlığı’nın da temellerinin atıldığı 7. ve 6. yüzyıllar içinde Anadolu özlü oluşu ve Hellas’tan bağımsızca gelişimi, onun »Yunan« sanatı ve kültürüyle özdeş sayılamayacağının da tanıtıdır. Bu olgu özellikle mimaride böyledir, çünkü bir Dor peripterosunun – megaron çekirdeğiyle bir arada – İon tapınakları etkisinde yaratıldığı gerçeği bir yana; Atina’nın sanatı ve kültürüyle tüm antik dünyayı büyülediği Yüksek Klasik Evre’de bile Akropol’deki tapınakların İon biçimleri içermesi önemlidir. Ve opisthodomos, Dor tapınaklarını İon tapınaklarından ayırıcı önemde mekanlardan biridir ki önün vurgulanması kuralına aykırı düşen bu arka sundurma Lykia tapınaklarında da bulunmaz. Ancak Lykia tapınakları, İonia’dan ayrılan özgün özellikler de içerir, çünkü onlardan farklı olarak: tapınak ile sunak işlevli açıkhava kaya kült alanı birlikteliği vardır ve bu nedenle tapınak önünde alışılagelmiş bir sunak döşemi bulunmaz, bey konaklarından fark edilmesi zor olan yalın bir yapıdadır ve küçük boyutludur, bir stylobat üzerine oturmaz, duvarları az yüksek taş temel üzerinde yükselir ve ahşap hatıllar arasını dolduran çamur ve taş karışımı basit bir malzeden oluşur ve de cephe güneye yönelir. Yukarıda anılan yazıtta (Res. 49) ayrıca, Asarcık’ın bağlı bulunduğu Ksanthos’ta olması gereken ve Leto’ya adanmış bir Trinaos’tan söz edilir. Bu üç sellalı tapınak da Leto-Artemis-Apollon üçlüsünün, bir koridorun birleştirdiği yan yana sıralı ayrı odalardan oluşan tek bir yapıda bütünleşmiş »ortak evi« olarak Lykia düşüncesinin ürünüdür; Ksanthos ve Avşartepe’den iki örnekle bilinir, planı kendi sivil mimarisinde de uygulanır.
Asarcık Tapınma Alanı’nın kaya ve mimari döşemleriyle ve düşüncesiyle Anadolu kökenli oluşu önemlidir; çünkü F. Kolb ve ekibi ile J. Borchhardt ve öğrencileri, genelde Batı ve de bizden Lykia uzmanları, Lykia kültür ve sanatının M. Ö. 6. yüzyıl ortalarında yaşanan Akhamenid işgalinden başlayarak Pers ve Hellen etkisiyle gelişme sürecine girdiğinde ısrarcıdır. Aslında Lykia’da, konumuz olan mimari özelinde, salt erken tapınaklar değil; ayrıca Karia ile benzeşen agoralar, Hattuşa geleneğinde iç ve dış kalelerle korunaklı dağ yerleşimleri ile devlet yapılarının biribirlerinden bağımsız konumlanmaları, konut mimarisi, kabartmalı orthostatlar, kiklopik surlar ve mezar yapıları »yabancı« etkisinde yaratılmış olamazlar, »yerli Anadolu« geleneğinin ya da kendi yaratıcılıklarının ürünüdürler. »Yerli Anadolu« kavramı içinde İonia da vardır, çünkü Batı Uygarlığı’nın yaratıldığı o topraklarda İonialılar her şeylerini Anadolu senteziyle beslenen ve besleyen büyük kültürlere borçludur; yüzlerini batıya değil, doğuya dönmüşler; o sentezden yarattıklarını Ege’nin öte yakasına aktarmışlardır ve bir terslikle onlarla aynı sayılmışlardır.A rock ritual site on the south-west tip of the small mountain settlement of Asarcık in the Xanthos valley allows the identifi cation of a rectangular complex directly associated with it as a cult building. This is confirmed by an inscription that has been found there, referring to the site as a »sacred place and temple of Leto«, which fits well with the nature of the Lycians’ mother goddess – equivalent to the Great Goddess of Ancient Anatolia. The structure displays the following general characteristics of early Lycian temples: its ground plan is small and modest, it possesses no canonical altar in front of the entrance, and it is associated with an open rock structure fashioned in accordance with ancient Anatolian tradition. It displays no elevation and no support base in the form of a stylobate. It is also typical in its southward orientation. The perishable timber frame superstructure indicates why so few specimens of early temples in Lycia are known. Moreover it calls into question the thesis that »not the temple buildings but rather the open precinct with a rock altar [are] characteristic« of a Lycian sanctuary of the Archaic-Classical period. The types which are divided into »sekos«, oikos and anta temple go back to the infl uence of Ionian religious architecture of the Archaic period, like the Lelegian types from neighbouring Caria. Characteristic in ground plan and attested in an inscription, the Asarcık temple of the divine trinity of the Lycian nation – the Letoides – with a trinaos and a common antechamber is known in this region also as a tower farmstead and row building. It therefore does not need to be ascribed to some foreign influence in terms of typology. It can thus be concluded that indigenous Anatolian culture and religious belief are what was decisive for the erection and decor of early Lycian sanctuaries as temple buildings and rock ritual sites both in artistic and conceptual terms, and that it is incorrect to speak of an acculturation in the sense of alien forms and ideas imported from Greece. Consequently, Anatolian-Ionian art should not be equated with Helladic-Dorian art