Simülasyon, sanal gerçeklik, yapay zekâ, dijital dönüşüm, giyilebilir teknoloji, akıllı robotlar,
mikroçip, 5G, kuantum bilgisayarlar, robotik, biyonik gibi olgular, birey ve toplum açısından
ciddi tehditler barındırmaktadır. Mevcut gelişmeler, sanal ile gerçeği birbirinden ayırmamızı
güçleştirmekte, sanal toplumda fiziksel gerçekliği tartışmaya açmaktadır. Dijital araçların
hayatımıza girmesiyle birlikte bireyin dış dünyayla bağı zayıflamakta, ilişkiler sanal aleme
taşınmaktadır. Son gelişmeler bireyin fiziksel gerçeklikle yeniden bağ kurmasına, dijital dünyada
fiziksel aktivitelerde bulunmasına imkân tanımaktadır. Modern toplumda birey bir yandan sanal
topluluklara katılım sağlarken diğer yandan geleneksel toplumla ilişkisini sürdürebilmekteydi.
Sanal toplumda yalnızlaşan birey, dijital çağda toprakla bağını kopararak yeniden sosyalleşme
imkânı bulmaktadır. Robotla evlenen bireyler, robot köpek, robot çocuk vs. şeklinde insan ile
robot arasındaki ilişkilerin günümüzde sıradanlaşmaya başladığı görülmektedir. Dijital toplum,
insan insana ilişkilerden insan-robot etkileşimine, hatta robot robota ilişkilere evrilmektedir.
Robotların da insanlar gibi hukukî haklarının olması gerektiğini savunanlar, “Robot Yasası”nı
gündeme getirmektedirler. Bu çalışmada, “sanal alemde fiziksel gerçeklik mümkün mü”
sorusunun cevabı aranmış, literatür taramasından elde edilen veriler sosyolojik perspektifle
değerlendirilmiştir. Araştırma verileri, teknolojinin geldiği son aşama ve dijital dünyada
meydana gelen gelişmeler sanal alemde fiziksel gerçekliğin mümkün olabileceğini, bu durumun
yeni tür sosyal ilişkilere sahne olacağını göstermiştir