Görünen dindarlık, gerçek dindarlık ikilemi modern
çağın bir sorunudur. Dindarlık ile ilgili içsel çelişkiler yaşayanlar, içinde
bulundukları durumu açıklayacak meşruiyet kodları aramaktadır. Çelişkilerden
uzak, özgün dindarlık arayışı insanın doğasında bulunmaktadır. Din kuralları
ile günlük pratiklerin birbirini tutmaması seküler dindarlığı doğurmuştur. Dini
kurallara hiç uymadan da dindar olunabileceği yönelimi sahici midir? Dinin
teorik yanı üzerinde tartışmak özgün dindarlık üretiyor mu? Bu makalenin amacı
seküler dindarlığı, bu soruların cevaplarını da düşünerek yeniden ele almak ve
sorgulamaktır. İdeal dindarlık, Hz. Peygamber’in sünneti ile pratiğe
dönüşmüştür. Seküler dindarlığın da bu pratik esas alınarak sorgulanması ve
tahlil edilmesi gerekmektedir. Hz. Peygamber’in sünnetine dayanan dindarlık,
kişinin iç bütünlük ve tutarlılık içinde olmasını gerektirmektedir. Sünnet kişiyi,
aile akraba ve komşularından koparmadan hukuk ve ahlaka uygun zevkli bir hayat
vaat etmektedir. Dinin normatif yanı dikkate alınmadan sunulan değerler eğitimi
tutarlı ve özgün dindarlık üretmemektedir. Dindarlık bir zevk haline dönüşmez
ise modern dünyanın sunduğu zevkler karşısında tutunamaz