175 research outputs found
Spectral domain optical coherence tomography findings of the patients with central serous chorioretinopathy
Objectives: In this study, optical coherence tomography (OCT) findings of the patients with a diagnosis of acute or chronic central serous chorioretinopathy (CSCR) were investigated.
Methods: Patients with symptoms and signs longer than 3 months were considered as chronic CSCR. OCT findings of acute and chronic CSCR were recorded at admission. Between the groups, following parameters were compared; visual acuity, hyper reflective dots (HRD), subretinal fluid height (SFH) presence of pigment epithelial detachment (PED), status of photoreceptor inner-outer segment (IS/OS) line.
Results: When acute and chronic patients evaluated separately, in acute patients accompanied by PED had lower visual acuity and higher SRF height. In patients with chronic CSCR subretinal fluid of patients with PED was greater than the others however there were no statistically significant differences in visual acuity. Presence of HRD had no effect on the average visual acuity SRF height in patients with acute and chronic CSCR. Also IS/OS line integrity had no effect in visual acuity of the patients in our study.
Conclusion: Between the groups there was no difference in terms of IS/OS line distortion, presence of HRD, PED. Height of SRF in patients with PED was higher in both groups. In addition, in acute patients with PED visual acuity was also found to be lower. J Clin Exp Invest 2014; 5 (2): 290-29
SiKLOSPORiN A VE TİMOKİNON’ UN ETKİNLĞİNİN TAVŞAN KERATO KONJUNKTİVİTİS SİKKA MODELİNDE KARŞILAŞTIRILMASI
Bu çalışmada, tavşanda deneysel modelde oluşturulan Keratokonjunktivitis Sikka sağaltımında, Siklosporin A ve Timokinon’un terapötik etkinliğinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Ağustos 2017 - Aralık 2017 tarihleri arasında yaptığımız çalışmada, 20 dişi, 16 erkek toplamda 36 adet, 2-2,5 kg canlı ağırlıkta, yaklaşık 3 aylık yaşta, Yeni Zellanda ırkı tavşanda kuru göz modeli oluşturulmuştur. Tedavi aşamasında, her bir göz bir grup olarak kabul edilerek, toplamda 72 adet göz, sağ göz, Siklosporin A ve sol göz, Timokinon grubu olarak değerlendirilmiştir.
Tavşanların, deneme öncesi klinik ve oftalmolojik muayenesinde; pupillar ışık yanıtı (PLR), palpebral, tehdit (menace) ve ıĢığa karĢı göz kısma (dazzle) refleksleri test edildi. Gözyaşı miktarını belirlemek amacı ile Schirmer I gözyaşı testi ve korneal epitelyal hasar varlığı açısından floresein boyama, Keratokonjunktivitis Sikka (KKS), oluşum sürecinde deneme öncesi, 0, 3, 5, 7 ve 14. günlerde, tedavi aşamasında 15, 18, 21, 28, 35, 38, 42, 46, 50, 54 ve 60. günlerde yapıldı. Korneal neovaskularizasyon, korneal opasite, konjunktival hiperemi ve şemozis bulguları 0-3 arasında skorlandı. Elde edilen veriler ve görüntüler kaydedildi.
Keratokonjunktivitis Sikka oluşturmak için, 0-14. günler arasında tavşanlara günde iki kez, % 0.1 BAK (Sigma, St Louis) 14 gün süreyle, 5µl topikal olarak uygulandı. 14. gün sonunda, elde edilen veriler ışığında, Keratokonjunktivitis sikka oluşumu sağlandığı tespit edildi. Sağ göz grubuna Restasis® % 0.05 (Allergan, Ġstanbul), sol göz grubuna Timokinon (Nigella sativa, Tabia) sabah 9.00, akĢam 16.00 olacak şekilde, tedavi aşamasında 45 gün boyunca günde iki kez, 1’er damla uygulandı. Belirtilen günlerde yapılan muayenelerden elde edilen verilerin istatistiksel analizinde, p<0.05 anlamlı olarak kabul edildi, veriler ortalama ± SH (Standart Hata) şeklinde kaydedildi, tablolar şeklinde sunuldu.
Çalışmanın 14. gününde, sağ gözlerde ortalama 4,25±1,25 mm/dk ve sol gözlerde ortalama 4,47±1,4 mm/dk olarak gözyaşı miktarı ölçüldü. Sağ gözlerde, ortalama 2,25±0,6, sol gözlerde 2,0±0,67 hiperemi ve şemozis skoru tespit edildi. Korneal boyanma skoru, sağ göz grubu için 3,58±0,5 ve sol göz grubu için 2,64±1,04, korneal opasite skoru sağ göz grubu
xiv
için 2,22±0,63 sol göz grubu için 1,58±1,05 ve korneal neovaskularizasyon skoru sağ göz grubu için 1,64±0,59 ve sol göz grubu için 1,31±0,85 olarak ölçüldü ve 0-14. gün aralığında elde edilen bu veriler ile başlangıç değerleri (0. gün) kıyaslandığında kuru göz modeli oluşturulduğu ortaya kondu. Grup içi zamanlar arası karşılaştırma yapıldığında, her iki grupta da, hiperemi, şemozis, schirmer, korneal boyanma, korneal neovaskularizasyon, korneal opasite değerlerinin tümü için 0, 3, 5, 7 ve 14. günler arası fark anlamlı bulundu (p<0,001). Gruplar arası karĢılaĢtırma yapıldığında ise korneal boyanma da, 3, 5, 7 ve 14. günlerde (p<0,001), korneal opasitede 7. Günde (p˂0,05), 14. günde (p<0,01), korneal neovaskularizasyonda ise sadece 7. günde (p˂0,05) tespit edilen farklılıklar anlamlı kabul edildi.
Çalışmanın 60. günde Siklosporin grubunda ortalama 11,86±1,22 mm/dk gözyaĢı miktarı, 0,06±0,23 hiperemi ve şemozis skoru, 1,33±0,47 korneal boyanma skoru, 0,39±0,59 korneal opasite skoru, 0,28±0,51 korneal neovaskularizasyon skoru kaydedildi. Timokinon grubunda ortalama 12,03±1,0 mm/dk gözyaşı miktarı, 0,14±0,35 hiperemi ve 0,0±0,0 şemozis skoru, 0,67±0,47 korneal boyanma skoru, 0,33±0,53 korneal opasite skoru, 0,39±0,49 korneal neovaskularizasyon skoru kaydedildi. Grup içi zamanlar arası karĢılaştırma yapıldığında, tüm günler arası fark anlamlı bulundu (p<0,001). Gruplar arası karĢılaştırma yapıldığında ise hiperemi değeri için sadece 28. gün (p˂0,01), Schirmer test değeri için 28, 35 ve 50. günlerde (p˂0,05), 54. günde (p˂0,01), korneal boyanma 15, 18, 21, 28, 35, 38, 50 ve 54. günlerde (p˂0,001), korneal opasite ise 21. günde (p˂0,01), 15, 18, 28, 35, 38. günlerde (p˂0,001) tespit edilen farklılıklar anlamlı kabul edildi.
Sonuç olarak; KKS sadece gözyaşının eksik salgılanması veya göz yüzeyinden fazlaca buharlaşması olarak değil, gözyaşı döngüsünü bir veya birden çok noktada etkileyen bir inflamatuvar süreç olarak ele alınmaktadır. Hastalığın patogenezinde yangısal elemanlar olarak hücreler ve mediatörlerin varlığı ortaya konulmuştur. Bunlar, esas olarak lenfositler, dendritik hücreleri, langerhans hücreleri, makrofajlar ve T hücreleri (Th1, Th17) gibi antijen sunan hücreler olarak bilinmektedir. Bugüne kadar yapılan çalışmalarda Siklosporin A’nın bu döngü üzerindeki etkinliğini ortaya koymak amacı ile çok sayıda çalışma yapılmıştır. Klinik bulgular açısından Timokinon kullanımı ile Siklosporin A’ya eşdeğer kabul edilebilecek iyileşme bulguları çalışmamızda saptanmakla birlikte inflamatuvar sitokinler, Th1 ve Th17-iliikili sitokinler, kemokinler ve reseptörleri, MMP’ler ve salgılanan fosfolipazlara etkinliği üzerinde in vivo ve invitro olarak olası etkilerini ortaya koyacak ileri aşamalı çalışmalara gereksinim duyulmaktadır.VTF-16014 nolu BAP proje desteğ
KORNEA YARALARINDA DEHIDRE KORNEAL KOLLAJEN BARIYERLERININ (VET SHIELD OASIS) ETKINLIGININ ARASTIRILMASI: DENEYSEL TAVSAN MODELI
Çalışmada tavşanlarda korneal yaraların iyileşmesinde korneal kollajen bariyer etkinliğinin araştırılması amaçlandı. Materyali, 20 adet 2-3 kg ağırlığında, yetişkin Yeni Zellanda Beyaz Tavşanı oluşturdu. Tavşanlar rastgele FTS (kontrol, 6 tavşan) SA (siprofloksasin ve asetilsistein, 7 tavşan) ve KB (kollajen bariyer, 7 tavşan) grubu olarak ayrıldılar.
Tavşanlarda deneme öncesi klinik ve oftalmolojik muayeneler gerçekleştirildi. Korneanın merkezi kalınlığı ultrasonografik pakimetre cihazı ile ölçüldü. Kornea kalınlıklarının ortalamaları FTS grubunda 413,36±14,94 (ortalama±standart hata) μm, SA grubunda 375,14±10,58 μm ve KB grubunda 382,21±14,06 μm olarak belirlendi. İstatistiksel değerlendirmede gruplar arasında önemli bir fark tespit edilmedi.
Yirmi adet tavşanın 40 gözünde biyopsi punch'ı, kornea bıçağı ve Alger brush kullanılarak kornea merkezinde 6 mm çapında süperfisiyal lezyon oluşturuldu. Operasyon sonrası merkezi kornea kalınlıkları ölçüldü. FTS grubunda 424,18±27,66 μm; SA grubunda 388,71±14,46 μm ve KB grubunda 368,50±12,8 μm olarak kaydedildi. Ölçümler değerlendirildiğinde gruplar arasında önemli bir fark gözlenmedi.
Kornea kalınlığında 72. saatte postoperatif ilk ölçüme göre tüm gruplarda artış gözlendi. Doksan altıncı saatte yapılan ölçümlerde gruplar arasında önemli bir fark gözlenmedi. SA (p<0,01) ve KB (p<0,001) gruplarında grup içi farklı zamanlarda yapılan ölçümler arasındaki fark önemli bulundu.
Defekt oluşturulduktan hemen sonra defekt alanları FTS grubunda 32,129±1,58 mm2; SA grubunda 31,41±1,33 mm2 ve KB grubunda 29,01±0,92 mm2 olarak ölçüldü. Yetmişikinci saat değerleri FTS grubunda 16,87±2,25 mm2; SA grubunda 6,57±1,63 mm2 ve KB grubunda 1,87±0,66 mm2 olarak belirlendi. Doksanaltıncı saatte ise FTS grubunda 2,17±0,46 mm2; SA grubunda 1,97±0,48 mm2 ve KB grubunda 0,42±0,18 mm2 olarak belirlendi. KB grubundaki xi
iyileşme düzeyinin diğer gruplara kıyasla daha iyi olduğu istatistiksel olarak belirlendi (p<0,001).
Sonuç olarak, kollajen bariyerlerin yapısı gereği epitel göçüne engel olmaması, korneayı nemli tutması, iyileşmeye destek olması ve KB grubundaki yara iyileşmesinin diğer gruplara göre daha iyi olması nedeniyle kornea yaralarının sağaltımında önemli olduğu düşülmektedir.KABUL VE ONAY SAYFASI
TEŞEKKÜR
İÇİNDEKİLER
SİMGELER VE KISALTMALAR DİZİNİ
ŞEKİLLER DİZİNİ
RESİMLER DİZİNİ
TABLOLAR DİZİNİ
ÖZET
ABSTRACT
1. GİRİŞ
2. GENEL BİLGİLER
2.1. Korneanın Anatomisi
2.1.1. Kornea Kalınlığı
2.1.2. Gözyaşı Tabakası
2.2. Kornea Fizyolojisi
2.3. Kornea Reaksiyonları
2.3.1. Kornea Ödemi
2.3.2. Kornea Vaskülarizasyonu
2.3.3. Korneada Fibrozis Oluşumu
2.3.4. Kornea Pigmentasyonu (Melanosis)
2.3.5. Hücresel İnfiltrasyon
2.4. Yangısal Olmayan Kornea Hastalıkları
2.4.1 Kronea Yaraları
2.5. Kornea Yara İyileşmesi
2.5.1. Epitel Katmanın İyileşmesi
2.5.2. Stromal Katmanın İyileşmesi
2.5.3. Endotelyum İyileşmesi
2.6. Kornea Yara İyileşmesini Etkileyen Faktörler
2.6.1. Beslenme ve Yaş
2.6.2. Gözyaşı Tabakası
2.6.3. Enfeksiyon Durumu
2.6.4. Yangı
2.6.5. Vaskülarizasyon
2.7. Kornea Yaralarında Uygulanan Sağaltım Yöntemleri
2.7.1. Medikal Sağaltım
2.7.2. Lensler
2.7.2.1. Kontakt lensler.
2.7.2.2. Kollajen bariyerler
2.7.3. Operatif Sağaltım
3. GEREÇ VE YÖNTEM
3.1. Gereç
3.1.1. Hayvan Materyali
3.2. Yöntem
3.2.1. Klinik Muayene
3.3. Kornea Kalınlığının Ölçülmesi
3.4. Floresein Boyama
3.5. Kornea Lezyonunun Oluşturulması
3.5.1. Anestezi
3.5.2. Cerrahi Teknik
3.6. Deneme Gruplarının Oluşturulması.
3.7. Kornea Lezyonlarının Ölçülmesi
3.8. İstatistiksel Analiz
4. BULGULAR
4.1. Deneme Öncesi Klinik Muayene Bulguları
4.2. Deneme Öncesi Oftalmolojik Muayene Bulguları
4.3. Tavşanlarda Deneme Öncesi Pakimetre Ölçüm Bulguları
4.4. Deneme Gruplarının Oluşturulması Bulguları
4.5. Deneme Gruplarında Pakimetre Ölçüm Bulguları
4.6. Floresein Boya Tutulum Ölçüm Bulguları
4.7. Kornea Defektlerinin Oluşturtulması Sonrası Bulgular
4.7.1. Klinik Muayene Bulguları
4.7.2. Kornea Kalınlığı Ölçüm Değerleri
4.7.3. Floresein Boya Tutulum Bulguları
5. TARTIŞMA
6. SONUÇ VE ÖNERİLER
KAYNAKLAR
EK (ADÜ HADYEK Kararı)
ÖZGEÇMİ
KORNEA YARALARINDA KESTANE BALININ İYİLEŞME ÜZERİNE ETKİSİNİN ARAŞTIRILMASI: DENEYSEL RAT MODELİ
Amaç: Bu tez çalışmasında ülkemizde üretilen kestane balını içeren jel ürünün kornea yaralarında iyileşme üzerine etkilerinin araştırması amaçlanmıştır.
Gereç ve Yöntem: Materyali, 10-12 haftalık 200-250 gram ağırlığında Spraque Dawley ırkı 61 dişi rat oluşturmuştur. Kontrol, kitosan ve bal jeli olmak üzere üç grupta toplam 61 gözde korneal hasar meydana getirilmiştir. Deneme modelindeki travmatik lezyonun, tek gözde olması, tüm gözü kaplamaması ve hayvanların fizyolojik ihtiyaçlarını karşılamalarına engel olmayacak büyüklükte olması nedeni ile ratların sol gözünde 3 mm çapında korneal yara oluşturma işlemi gerçekleştirilmiştir. Böylece deneme 61 ratın 61 gözü üzerinde yürütüldü. Kornea yaraları görüntü işleme yazılım programı kullanılarak lezyonun çeperi poligon yöntemi ile işaretlenerek µm2 cinsinden ölçülüp kaydedilmiştir. Histopatolojik analizlerin yapılması amacıyla 24. ve 67. saatlerde her gruptan rastgele seçilen 4’er ratın ötenazisi yapılmıştır.
Bulgular: Korneal yara iyileşmesinin değerlendirildiği 24, 36, 48 ve 67. saatlerde en düşük yara alanları bal jeli grubunda gözlenmiştir. Çalışmanın 67. saatinde bal jeli grubunda çoğu denek tamamen iyileşmiştir.
Sonuç: Bal jelinin, kornea yaralarında klasik tedaviye alternatif olarak veteriner hekimlikte tercih edilebilir ucuz ve kolay uygulanabilir olduğu düşünülmektedir.İÇİNDEKİLER………………………………………………………………………….4
SİMGELER VE KISALTMALAR DİZİNİ…………………………………………….6
RESİMLER DİZİNİ…………………………………………………………………….7
TABLOLAR DİZİNİ……………………………………………………………………9
ÖZET…………………………………………………………………………………..10
ABSTRACT………………………………………………………………………..…..11
1. GİRİŞ 1
2. GENEL BİLGİLER 2
2.1. Kornea Anatomisi 2
2.2. Kornea Katmanları 2
2.3. Epitelium Anterioris Kornea (Kornea Epiteli) 2
2.4. Lamina Limitans Anterior (Bowman Tabakası) 3
2.5. Substantia Propria Kornea (Stroma) 3
2.6. Lamina Limitans Posterior (Dessement Membran) 4
2.7. Endotelium Kamera Anterioris (Kornea Endoteli) 4
2.8. Kornea Kalınlığı 4
2.9. Gözyaşı Film Tabakası 5
2.10. Kornea Fizyolojisi 6
2.11. Kornea Reaksiyonları 6
2.11.1. Kornea Ödemi 6
2.11.2. Kornea Vaskülarizasyonu 7
2.11.3. Korneada Granülasyon Dokusu (Skar) 7
2.11.4. Kornea Pigmentasyonu (Melanosis) 8
2.11.5. Hücresel İnfiltrasyon 8
2.12. Korneal Yara İyileşmesi 9
2.12.1. Epitel Katmanın İyileşmesi 9
2.12.2. Stromal Katmanın İyileşmesi 11
2.12.3. Endotelyum İyileşmesi 11
2.13. Kornea Yara İyileşmesini Etkileyen Faktörler 12
2.13.1. Yaş ve Beslenme 12
2.13.2. Travma 12
2.13.3. Enfeksiyon 12
2.13.4. Yangı 13
2.13.5. Vaskülarizasyon 13
2.13.6. Fibronektin 13
2.13.7. Gözyaşının Etkisi 13
2.13.8. İlaç uygulamaları 13
3. MATERYAL VE YÖNTEM 14
3.1. Materyal 14
3.1.1. Hayvan Materyali 14
3.1.2. Kestane Balı 15
3.1.3. Kitosan 15
3.2. Yöntem 16
3.2.1. Deneysel Çalışma ve Gruplarının Belirlenmesi 16
3.2.2. Hayvanların Anestezisi ve Korneal Yara Oluşturma 17
3.2.3. Floresein Boyama 18
3.2.4. Yara Boyutunun Ölçülmesi 19
3.2.5. Histopatolojik Muayene 20
3.2.6. İstatistiksel Değerlendirme 22
4. BULGULAR 23
4.1. Bal Analizi 23
4.2. Klinik Bulgular 24
4.3. Yara İyileşmesinin Değerlendirilmesi 24
4.4. Histopatolojik Bulgular 27
5. TARTIŞMA 33
6. SONUÇ VE ÖNERİLER 42
7. KAYNAKÇA 43
EKLER 57
BİLİMSEL ETİK BEYANI 58
8. ÖZGEÇMİŞ 5
Oküler hipertansiyon ve glokom olgularının floresein fundus anjiografi yöntemi ile değerlendirilmesi
Tez (tıpta uzmanlık) - Anadolu ÜniversitesiAnadolu Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Tıpta UzmanlıkKayıt no: 12509Çalışmada, 9 normal, 8 oküler hipertansiyon ve 9 glokomlu gözde FFA yöntemi ile optik disk ve peripapiller koroidea dolaşımı incelenmiştir. FFA öncesi çekilen renkli slaytları anjiogramlarla karşılaşıldığında, bazı olgularda soluk olarak nitelenen disk bölgelerinin vasküler yapı gösterdiğini saptanmıştır. Bunun yanında disk solukluğunun vaskülaritedeki azalma ile birlikte olduğu olgular da mevcuttur. Oküler hipertansiyonlu ve glokomlu olgularda FFA ile saptanan dolma defekti sayısı, normal olgulara göre önemli ölçüde fazla bulunmuştur. FFA'da peripapiller koroideanın dolma özellikleri ise normal, oküler hipertansiyon ve glokom grupları arasında farklılık göstermememiştir. Glokomlu olguların optik disklerindeki absolü dolma defektlerinin lokalizasyonu ile görme alan defektleri korelasyon göstermiştir. Glokomda yaş ve/veya sistolik kan basıncı ile optik disk dolma defektlerinin sayısında artış olduğu tesbit edilmiştir. Buna karşılık GİB düzeyinin dolma defektleri dağılımını etkilemediği sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak; FFA, oküler hipertansiyonlu ve glokomlu olguların izlenmesi, tedavisi ve prognozunun belirlenmesinde önemli bir araştırma yöntemi olarak önerilebilinir
Peptid yapılı gastrointestinal sistem hormonlarından grelin ve motilin'in insan plazmasında tayini için kromatografik yöntem geliştirilmesi ve validasyonu
Grelin ve motilin peptit yapılı gastrointestinal sistem hormonlarıdır. Yapısal olarak benzer olan bu moleküllerin memelilerde gastrointestinal hareketliliği uyarmada, gastrik boşalmayı hızlandırmada ve gastrik açlığı indüklemede rol oynadığı bilinmektedir. Grelin ayrıca büyüme hormonu salgılanması, gut hareketliliğinin ayarlaması, mide ve bağırsak korunmasında da önemli rol oynamaktadır. Bu tez çalışması kapsamında grelin ve motilin'in insan plazmasında miktar tayini için Yüksek Performanslı Sıvı Kromatografisi yöntemleri geliştirilmiş ve valide edilmiştir. Floresans dedeksiyon için analitler floreskamin ile türevlendirilmiştir. İki yöntemde de ayrım C8 kolonda (4,6 x 150 mm, 3,5 µm partikül boyutu), trifloroasetik asit içeren su ve asetonitrilden oluşan hareketli fazlar kullanılarak yapılmış ve gradient elüsyon uygulanmıştır. Dedeksiyon 390 nm eksitasyon ve 495 nm emisyon dalgaboylarında yapılmıştır. Grelin ve des-asil grelin için geliştirilen yöntem 20-800 ng/mL derişim aralığında doğrusaldır. Tayin sınırı grelin ve des-asil grelin için sırasıyla 11,32 ng/mL ve 9,81 ng/mL olarak belirlenmiştir. Motilin tayini için geliştirilen yöntem 2-200 ng/mL aralığında doğrusal bulunmuş, tayin sınırı 1,84 ng/mL olarak hesaplanmıştır. İki yöntemin de özgünlük, kesinlik ve doğruluğu gösterilmiş, analit çözeltilerinin farklı çalışma koşullarındaki stabilitesi incelenmiştir. Motilin için geliştirilen yöntemin insan plazmasındaki uygulaması, beş sağlıklı gönüllüden toplanan plazmada motilin miktarlarının ölçülmesi ile gösterilmiştir
RETINOPATHY CAUSING BLINDNESS IN A PATIENT WİTH DELTA HEPATITIS DURING HIGH DOSE INTERFERON ALFA-2 B TREATMENT: CASE REPORT
İnterferon (İNF) kronik hepatit B, C, metastatik renal karsinom, kutanöz melanom, kaposi sarkomu ve yeni doğanlardaki hemanjiomlarda kullanılan antiviral, antiproliferatif ve immünomodülatuar aktiviteyi düzenleyen bir ilaçtır. İNF alan hastalarda retinopati gelişme insidansı %18-86 arasındadır. Retinopati gelişmesi için başlıca risk faktörleri yüksek doz INF tedavisi, diabetes mellitus ve hipertansiyondur. INF tedavisine bağlı gelişmiş retinopati genellikle iyi seyirlidir, görme kaybı ve diğer göz semptomlarına yol açmaz. Fakat bizim olgumuzda retinopati büyük bir görme kaybına yol açmış ve 3 aylık takip sonrasında düzelmemiştir. Makalemizde 56 yaşında, erkek, delta hepatiti nedeniyle yüksek doz interferon-alfa 2b tedavisi (Haftada 3 gün 10 milyon ünite) sırasında 17. ayda retinopati gelişen hastamızı sunduk. Sonuç olarak; retinopati İNF tedavisi süresince gelişebilen akılda olması gereken bir komplikasyondur. Özellikle, yüksek risk grubundaki hastalar İNF tedavisi öncesinde mevcut olabilecek retinopati açısından değerlendirilmeli ve tedavi süresince retinopati gelişimi riski açısından üç aylık aralıklarla düzenli takip edilmelidir. Interferon (İNF) is an agent that is used in chronic hepatitis B, C, metastatic renal carcinoma, cutaneous melanoma, kaposi sarcoma and hemangiomas of infancy and has antiviral, antiproliferative and immunomodulatory activity. The incidence of retinopathy in the patients associated with interferon therapy is between 18-86%. The main risk factors for developing retinopathy are high dose INF treatment, diabetes mellitus and hypertension. Retinopathy caused by INF treatment has good prognose and does not cause blindness or other symptoms of eye. But in our patient retinopathy caused blindness and did not resolve in the follow ups for 3 months . In our article we presented, a 56 years-old, male patient with delta hepatitis, who has retinopathy that is associated with high dose interferon alfa-2 b treatment (3 x 10.000 Million Ü per week) at seventeeth month of treatment. Finally, retinopathy is a complication that must be considered during treatment with interferon. Especially, high risk patients must be evaluated before interferon therapy for the preexisting retinopathy and should be monitored in every three months for the risk of retinopathy throughout the therapy
İdiopatik jukstafoveal telenjiektazi tip 2 tanılı hastaların optik kohorens tomografi anjiyografi bulgularının değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: İdiopatik jukstafoveal telenjiektazi tip 2 (İJT tip 2) sebebi bilinmeyen, her iki gözü etkileyen, nörosensoriyel atrofik değişikliklerle seyreden bir hastalık olmakla birlikte vasküler değişiklikler hastalığın klinik belirtilerinin ve tanısal özelliklerinin önemli bir parçasıdır. Optik kohorens tomografi anjiyografi (OKTA), retinal ve koroidal vasküler yapıların herhangi bir boya enjeksiyonu olmaksızın hızlı ve non-invaziv olarak görüntülenmesini sağlayan yeni bir görüntüleme yöntemidir. Bu araştırma ile İJT tip 2 tanılı hastaların OKTA bulgularının, evrelerine göre grup içinde ve kontrol grubuyla karşılaştırılarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
Gereç ve Yöntem: İJT tip 2 tanısı ile takipli 30 hastanın 57 gözü araştırmaya dahil edilmiştir. Olgularla cinsiyet ve yaş açısından eşlenmiş, retinal hastalığı olmayan 30 kişinin 57 gözü ise araştırmanın kontrol grubunu oluşturmuştur. Her iki gruba dahil edilen kişilerin demografik özellikleri, muayene bulguları ve OKTA tetkiklerine ait görüntüleri ve kantitatif verileri çalışmaya alınmıştır. Hastaların evrelemesi OKTA görüntülerinin kalitatif değerlendirmesi temel alınarak yapılmıştır.
Bulgular: Ortalama yaş İJT tip 2’li olgu grubunda 65,5±9,1 yıl ve kontrol grubunda 65,6±9,1 yıl olarak saptandı (p=0,971). İJT tip 2’li olgularda tam kat retinal foveal avasküler zon (FAZ) alanı ortalaması 0,309±0,105 mm2 iken kontrol grubunda 0,331±0,121 mm2 idi (p=0,307). İJT tip 2’li olguların evre grupları arasında da FAZ alanı açısından anlamlı fark izlenmedi (p=0,464). Asirkülarite indeksi (AI) ortalaması olgu grubunda 1,180±0,138 iken kontrol grubunda 1,101±0,041 idi. İki grup arasında istatistiksel anlamlı fark olduğu gözlendi (p0,05). İJT tip 2’li olguların evre grupları arasında ise YKP’deki parafoveal VD değerinde ve hem YKP hem DKP’deki parafoveal temporal kadran VD değerinde istatistiksel anlamlı fark olduğu izlenmiştir (sırasıyla p=0,011, p<0,001, p=0,005). Olgu grubunda foveal ve parafoveal retina kalınlıklarının kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük olduğu görülmüştür (p<0,001).
Sonuç: OKTA kantitatif verilerinden FAZ ve VD değerleri için, olgu ve kontrol grupları arasında anlamlı fark saptanmamıştır. Buna göre İJT tip 2 tanısında kantitatif verilerden ziyade, görüntülerin gözlemsel değerlendirmesinin kullanılması daha doğru bir tercih olabilir. Ancak, AI değeri ise hem olgu ve kontrol grupları arasında hem de hastalığın evre grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark göstermiştir. Bu nedenle, OKTA cihazı yazılımı tarafından otomatik olarak verilen AI değerlerinin, hem tanı hem de takipte yeri olabilir. Bunun için daha ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.
Introduction and Purpose: Idiopathic juxtafoveal telangiectasia type 2 (IJT type 2) is a disease with unknown etiology, affecting both eyes, with neurosensory atrophic changes. Vascular changes are an important part of the clinical findings and diagnostic features of the disease. Optic cohorence tomography angiography (OCTA) is a new imaging modality that enables visualization of the retinal and choroidal vascular structures rapidly and non-invasively without any dye injection. In this study, we aimed to evaluate the OCTA findings of the patients with IJT type 2, and compared within its stages and with the control group.
Materials and Methods: Fifty-seven eyes of 30 patients with IJT type 2 were included in the study. Sex and age matched fifty-seven eyes of 30 subjects without retinal diseases were included as the control group. Demographic characteristics, clinical findings, images and quantitative data of OCTA were recorded for both groups. The staging of the patients with IJT type 2 was performed based on the qualitative assessment of OCTA images.
Results: The mean age of the patients was 65.5±9.1 years within IJT type 2, and 65.6±9.1 years in the control group (p=0.971). The mean foveal avascular zone (FAZ) area of full thickness retina was 0.309±0.10 mm2 in the IJT type 2, and 0.333±0.11 mm2 in the control group (p=0.307). Within the IJT type 2 stage groups, no significant change of mean FAZ area was found (p=0.464). The mean acircularity indexes (AI) were 1.180±0.138 and 1.101±0.041 in the study and the control groups respectively, with a statistically significant difference between the two groups (p0.05). However, vascular density was found to be significantly different within IJT type 2 stage groups, with parafoveal VD in SCP and parafoveal temporal quadrant VD in both SCP and DCP (p=0.011, p<0.001, p=0.005, respectively).When looking at the stage groups of IJT type 2, there was a statistically significant difference at parafoveal VD in SCP and parafoveal temporal quadrant VD in both SCP and DCP (p=0.011, p<0.001, p=0.005, respectively). Foveal and parafoveal retinal thicknesses were significantly lower in the study group compared to the control group (p<0.001).
Conclusion: No significant difference was found between the study and control groups for the FAZ area and VD values obtained from OCTA. This finding suggests that the observational assessment of the images may be a more accurate choice rather than evaluation of quantitative OCTA data in the diagnosis of IJT type 2. The AI value showed a statistically significant difference between both groups and the stage groups of the disease. The AI values that are automatically given by the OCTA software can be used both in diagnosis and follow-up, but further studies are needed
- …
