Adnan Menderes University

    Determination of the effects of soil moisture during treatment and different irrigation timing after treatment on he performance of soil herbicides

    Get PDF
    Bu çalışmada, Fluometuron ve Fluchloridone etkili maddesine sahip iki toprak herbisitinin performansına uygulama sırasındaki toprak nemi ve uygulama sonrasında farklı zamanlarda yapılan sulamanın etkisini belirlemek amaçlanmıştır. Çalışmanın ilk aşamasında diğer aşamalarda kullanılacak dozu belirlemek amacı ile her iki herbisit için doz-etki denemeleri yapılmıştır. Yapılan doz etki denemeleri sonucunda ED50 ve ED90 değerleri olarak Fluometuron için sırasıyla 62,5 ml/da ve 125 ml/da; Fluchloridone için 50 ml/da ve 100 ml/da dozları seçilmiştir. Çalışmanın ikinci aşamasında farklı nem düzeylerindeki toprağa yukarıda belirtilen dozlar uygulanmış ve herbisitlerin Amaranthus retroflexus L. (Horozibiği) ve Portulaca oleracea L. (Semizotu) üzerine olan etkileri belirlenmiştir. Bu çalışmanın sonuçları denemeye, doza ve yabancı ota bağlı olarak değişim göstermekle birlikte, genel olarak; herbisit uygulaması sırasında toprak neminin yüksek olması ile birlikte herbisitin etkisi de artmıştır. Yine ikinci aşamada kuru toprağa herbisit uygulamaları yapılmış ve sonrasında farklı zamanlarda sulama yapılarak sulama zamanının herbisitlerin performansı üzerine olan etkisi belirlenmiştir. Sonuç olarak her iki herbisit içinde en düşük etki herbisit uygulamasından 14. gün ve sonrasında, en yüksek etki ise uygulamadan 1-7 gün sonra sulama yapılmasıyla elde edilmiştir, bu durum özellikle herbisitlerin ED50 dozlarında açıkça görülmüştür. Çalışmanın sonuçları uygulama esnasındaki toprak neminden ziyade ilaçlama sonrasındaki sulamanın herbisit etkinliği açısından daha önemli olduğuna işaret etmektedir.The aim of this study was to investigate the effects of soil moisture during treatment and different irrigation timing after treatment on the performance of two soil herbicides with fluometuron and flurochloridone active ingredients. Dose-response experiments were carried out at the first step to determine the ED50 and ED90 doses of both herbicides in order to use discriminate doses for further studies. As the result ED50 and ED90 doses of Fluometuron were determined as 62,5 and 125 ml/da, respectively, while 50 and 100 ml/da doses were determined for Flurochloridone. At the second step of the study these doses were applied to soils with different moisture levels and the effect of herbicides were assessed on Amaranthus retroflexus L. (Redroot pigweed) and Portulaca oleracea L. (Common purslane). Although results of these studies were variable depending on the experiment, dose and weed species, it has been generally observed that the herbicide effect was higher as with increasing soil moisture. Also at the second step herbicides were applied to dry soils and then irrigated at different timings after treatment, in order to evaluate the effect of irrigation timing after treatment on herbicide efficacy. As the result lowest effects of both herbicides were obtained with irrigations done after 14 days and later, while highest efficacy was obtained when irrigations were done 1-7 days after treatment, this case was especially observed with ED50 doses of herbicides. Results of these studies revealed that irrigation after treatment is more important for herbicide efficacy than soil moisture during herbicide treatment

    Psychological violence between nursing and related factors

    Get PDF
    Bu çalışma, hemşireler arası psikolojik şiddeti ve ilişkili faktörleri belirlemek amacıyla yapılmış kesitsel tipte bir araştırmadır. Araştırma kesitsel tipte bir araştırma olup araştırmanın evrenini, İzmir ili Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi (646 hemşire), Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi (430 hemşire), Aydın Devlet Hastanesinde (300 hemşire) çalışan hemşireler oluşturmuştur. Araştırmanın verileri "sosyodemografik verileri içeren anket formu", Yıldırım ve Yıldırım (2007) tarafından geliştirilmiş ve geçerlilik güvenilirlik çalışması yapılmış olan "İş Yerinde Psikolojik Şiddet Davranışları Ölçme ve Geliştirme Ölçeği" ve Gilbert ve arkadaşları (1995) tarafından geliştirilen ve ülkemizde geçerlilik güvenirlik çalışması Savaşır ve Şahin (1997) tarafından yapılmış olan "Boyun Eğici Davranışlar Ölçeği" ile toplanmıştır. Hemşirelerin %44'ünün 33-40 yaş aralığında, %89,5'inin kadın, %55,8'inin evli olduğu, %46,6'sının lisans mezunu, %47'sinin üniversite hastanesinde, %25,5'inin dahiliye servisinde çalıştığı, %45.7 sinin 15 yıl ve üstü çalışma yılının olduğu, %36,6 sının 1 yıl 1 ay- 5 yıl aynı kurumda çalıştığı saptanmıştır. Hemşirelerin %47'si (n=366) arkadaşları tarafından şiddete uğradığını, uğraşılma nedenini % 10,3' ünün ( n=38) kıskançlık, %10,1' inin (n=37) eğitimini yükseltiyor olmak, %8,2' inin (n=30) aralarında rekabet olması, %4,6' sının (n=17) kliniğe yeni başlama olduğu, %4,3' ünün iş yükü ve hasta yoğunluğu, %3,8' inin (n=14) siyasi görüş farklılığı, , %3,2' sinin (n=12) bedensel görüntü yüzünden şiddet gördüklerini belirtmişlerdir. %42,1'i (n=154) bir yıldan az süredir şiddet gördüklerini belirtmişlerdir. İstatistiksel analizi yapılıp araştırma bulguları var olan literatür ışığında tartışılmıştır. This study psychological violence between nurses and related factors is an investigation conducted to determine the descriptive Research a descriptive study and research population, the province of Izmir Katip çelebi University, Atatürk Training and Research Hospital (646 nurses), Bozyaka Training and Research Hospital (430 nurses), Aydin State Hospital (300 nurses) working nurses has created. Research data "which comprises sociodemographic questionnaire,"Yıldırım and Yıldırım (2007) was developed by and validity and reliability study made "Workplace Psychological Violence Behavior Assessment and Development Scale" and Gilbert et al (1995) and developed by our country reliability and validity study of Savaşır and Sahin (1997) which is made by "Submissive Behavior Scale" and was collected. 44% of nurses in the 33-40 age range, 89.5% women, 55.8% were married in, 46.6% of the bachelor's degree, 47% of university hospitals, 25.5% of the where he worked in internal medicine service, and over 15 years of experience accounted 45.7%, which was 36.6% sınce 1 year 1 month and 5 years have been working in the same institution. Nurses, 47% (n = 366) of lateral violence that he has suffered, dealt with the reason for 10.3% (n = 38) jealousy, 10.1% (n = 37) education raises, to be 8.2% in the (n = 30) competition among them, which was 4.6% (n = 17) patients a new beginning, which is 4.3% of the workload and volume of patients, 3.8% (n = 14) political opinions difference, 3.2% (n = 12) stated that physical violence because of the image. 42.1% (n = 154) is less than one year duration stated that violence. Statistical which are analyzed and the findings of the study have been discussed in the literature

    The synthesis of ferrocenyl imidazolium salts and their metal complexes

    No full text
    N-heterosiklik karbenler (NHC) ve onların geçiş metal kompleksleri, koordinasyon kimyası ve homojen katalizdeki başarılı uygulamalarından dolayı araştırılmaların yaygınlaştığı bir konu haline gelmiştir. NHC ailesinde, ferrosenil-sübstitüye NHC'ler, ferrosenil grubunun eşsiz sterik özellik göstermesi, tersinir redoks aktivitesi ve elektronca fakir komşu merkezine elektron sunmasından dolayı oldukça ilgi çekmektedir. Son yıllarda ferrosenil sübstitüyenti bağlı NHC geçiş metal kompleksleri sentezlenmiş, elektrokimyasal araştırmalarda ve homojen katalizde kullanılmıştır. Bu çalışmada, ferrosenil imidazolyum tuzları literatüre göre ferrosenden çıkılarak sentezlenmiştir. Ferrosenden Friedel-Crafts asetilasyon reaksiyonu yardımıyla sentezlenen asetilferrosenin (2) indirgenmesi sonucunda da 1-ferroseniletanol (3) elde edilmiştir. 1-ferroseniletanolün, asetik asit çözgeninde N-sübstitüye imidazol türevleri ile etkileşimi karşıt anyonu hidroksit olan imidazolyum tuzlarını vermiştir. Takiben, ferrosenil imidazolyum klorürleri (5a-e) elde etmek için reaksiyon karışımına aşırı LiCl ilavesi anyon değişimiyle sonuçlanmıştır. Buna ek olarak, N-bütil sübstitüyentli imidazolyum tuzları ise N-bütil imidazolün alkilasyonu neticesinde elde edilmiştir (6a-c). Bu imidazolyum tuzlarının, PdCl2, K2CO3 ve piridin çözgeninde ısıtılması neticesinde yeni PEPPSI-tip NHC paladyum kompleksleri elde edilmiş (8-13) ve ayrıca 5a'nın deprotonasyonu ve takiben S8 ile etkileşimi de imidazol-2-tiyon (7) türevini vermiştir. Sentezlenen bu komplekslerin yapıları NMR spektroskopisi ile karakterize edilmiş ve ayrıca 7 ve 8'in yapıları X-ışını kırınımı yöntemiyle de aydınlatılmıştır. N-heterocyclic carbenes (NHCs) and their transition metal complexes have been the subject of extensive investigations owing to their successful applications in coordination chemistry and homogeneous catalysis. In the family of NHCs, ferrocenyl-substituted NHCs have received considerable attention because the ferrocenyl groups show unique steric requirement, reversible redox activity, and additional electron donation to adjacent electron deficient centers. A number of NHC transition metal complexes bearing ferrocenyl substituents have been synthesized and used in homogeneous catalysis and electrochemical investigation in recent years. In this study, the ferrocenyl imidazolium chlorides have been synthesized starting from ferrocene according to the literature method. The reduction of acetylferrocene (2) prepared by Friedel-Crafts acylation reaction of ferrocene gave 1-ferrocenylethanol (3). Treatment of 1-ferrocenylethanol with 1-substituted imidazole in acetic acid gave an imidazolium salt with the hydroxide as a counter anion. Subsequently, addition of excess LiCl to the reaction mixture resulted in anion exchange to give ferrocenly imidazolium chlorides (5a-e). In addition, N-butyl substituted imidazolium salts were also obtained by alkylation of N-butyl imidazole (6a-c). The novel PEPPSI-type NHC palladium complexes (8-13) have been prepared by heating their imidazolium salts with PdCl2, K2CO3 in neat pyridine. In addition, deprotonation of 5a and then its reaction with S8 gave imidazol-2-thion (7). The structures of the complexes synthesized were characterized by NMR spectroscopy and besides the structure of 7 and 8 were determined by X-ray analysis

    Determination of Staphylococcus İntermedius's exfoliative toxin isolated from healthy dogs and dogs with otitis externa

    Get PDF
    S. intermedius'un köpeklerde otitis eksternaya neden olan türler arasında yer aldığı ve sık izole edildiği bilinmektedir. Ayrıca sağlıklı köpeklerin mukoz membranlarında kommensal olarak bulundukları için ağız, kulak, burun, farenks ve anüslerinden de izole edilebilirler. S. intermedius'un toksin üretimi ve süperantijen olma özelliği ile zoonotik öneme sahip bir bakteri türü olduğu bilinmektedir. S. intermedius'un ürettiği toksinlerden en önemlisi, epidermolitik bir toksin olan eksfoliatif toksindir. Bu çalışmada, S. intermedius'un eksfoliatif toksinini kodlayan siet geninin Polimeraz Zincir Reaksiyonu (PZR) tekniğiyle belirlenmesi ve sağlıklı köpeklerle otitis eksternalı köpekler arasındaki oranının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamız için farklı ırk, yaş ve cinsiyetteki 52 otitis eksternalı ve 48 sağlıklı köpeğin kulaklarına ait toplam 100 örnek alınmıştır. Otitis eksternalı köpeğe ait izole edilen suşlardan 46 tanesinde bakteriyolojik üreme gözlenirken, yapılan fenotipik ve biyokimyasal testler sonucunda 22 örneğin koagulaz pozitif stafilokok olduğu belirlenmiştir. 22 suşun: 16 tanesinin otitis eksternalı köpeklerin kulaklarına, altı tanesinin ise sağlıklı olanlara ait olduğu tespit edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen 22 koagulaz pozitif stafilokok suşun, Polimeraz Zincir Reaksiyonu (PZR) tekniğiyle nuc genleri belirlenmiş ve suşların beş tanesinin S. intermedius olduğu genotipik olarak doğrulanmıştır. Sonrasında, bu suşlarda eksfoliatif toksinini kodlayan siet geni PZR tekniğiyle beş örnekte belirlenmiştir. siet geni: 16 otitis eksternalı köpekten izole edilen suşların dört tanesinde bulunurken, altı sağlıklı köpekten izole edilen suşlarda ise bir tanesinde saptanmıştır. Sonuç olarak; köpeklerden izole edilen suşlarda eksfoliatif toksini kodlayan siet geninin saptanması, S. intermedius'un eksfoliatif toksininin köpeklerde otitis eksternaya yol açtığını kanıtlamaktadır. Çalışmada sağlıklı köpeklere ait bir suştada siet geni saptanmış olması ise hastalığın asemptomatik seyrinden ileri geldiği düşünülmektedir. Köpeklerde otitis eksternaya sebep olan stafilokokların ve bu stafilokokların virulens özelliklerinden siet geninin hızlı ve güvenilir olarak belirlenmesi, tedavi ve korunma anlamında hastalıkla daha etkili mücadele için klinik olarak önemli bilgiler sunacaktır. S. intermedius causing otitis externa include species which are known and frequently isolated. In addition S. intermedius can be found commensals as in mucous membrane of mouth, ear, nose, pharynx and anus of healthy dogs and can be isolated from there. Because of producing toxin and being superantigen, S. intermedius is an important zoonotic feature bacteria. The most important producing toxin which by S. intermedius is exfoliative toxin (siet). Aim of this study was to develop a Polymerase Chain Reaction (PCR) technique for determinate of siet gene encoding exfoliative toxin in S. intermedius and to compare its presence ratio between S. intermedius isolates from healthy and dogs with otitis externa. We used 100 isolates (52 isolates from dogs with otitis externa, 48 isolates from healthy dogs) in this study. This isolates collected from ears of dogs which different breed, age and sex. Although 22 isolates (16 isolates dogs with otitis externa, six isolates healthy dogs) were coagulase positive staphylococci result from phenotypic and biochemical tests, bacterial growth was observed in 46 isolates of isolated from dogs with otitis externa. nuc genes of this 22 isolates were determinated with PCR technique and five isolates (four isolates from dogs with otitis externa, one isolates from healthy dogs) of this 22 isolates were genotypically verified which they are S. intermedius. After that siet gene encoding exfoliative toxin was determinated with PCR technique in this five isolates. Consequently, exfoliative toxin of S. intermedius causes otitis externa in dogs has proven based from determinating siet gene encoding exfoliative toxin in collected isolates from dogs. The reason for determinating siet gene from one heatlhy dog isolates believed to be caused by the course of the disease asymptomatic. Rapid and secure detection of staphylococci causing otitis externa in dogs and their virulence markers like siet gene will provide important data for clinical practice to manage the disease more effectively by means of treatment and preventation

    The urban flora of Aydin

    Get PDF
    Bu çalışma, Aydın Kent florasını tespit etmek amacıyla yapılmıştır. Araştırma alanı Davis'in kareleme sistemine göre C1 karesinde yer almaktadır. Bu araştırmada, Şubat 2011-Eylül 2013 yılları arasında yapılan arazi çalışmalarında toplanan 698 bitki örneğinin değerlendirilmesiyle 86 familya ve 313 cinse ait tür ve tür altı seviyede 457 takson tespit edilmiştir. Tespit edilen 457 taksondan 2 tanesi Pteridophyta (Eğrelti), diğer 455 takson ise Magnoliophyta'ya (Tohumlu Bitkiler) aittir. Magnoliophyta içerisindeki 455 taksondan 6 tanesi Pinophytina (Açık Tohumlular) altbölümüne, geriye kalan 449 takson ise Magnoliophytina altbölümüne aittir. Bu çalışma sonunda Aydın Kent Florasını oluşturan türlerden dördünün (Allium proponticum subsp. proponticum, Scrophularia floribunda, Onopordum boissierianum, Ranunculus isthmicus subsp. tenuifolius) endemik olduğu saptanmıştır. Florayı oluşturan bitkilerin fitocoğrafik bölgelere göre dağılımı ise şu şekildedir: Akdeniz elementi 198 (% 43.32), Avrupa-Sibirya elementi 34 (% 8.09) takson, İran- Turan elementi 13 (% 2.84), D. Akdeniz elementi 58 (% 12.69). Geri kalan 154 (% 33.06) takson ise çok bölgeli ya da fitocoğrafik bölgesi belirlenemeyenlerdir. Araştırma alanından saptanan taksonların Raunkiaer'in hayat formuna göre analizi araştırma alanında en çok terofitlerin 224 (% 48.97) bulunduğunu göstermektedir. Terofitleri sırasıyla fanerofitler 107 (% 23.41), hemikriptofitler 65 (% 14.22), geofitler 42 (% 9.19), kamefitler 16 (% 3.50) ve parazitler 3 (% 0.65) izlemektedir. Araştırma sonucunda tespit edilen sonuçlar, çalışma alanımızın yakın çevresinde gerçekleştirilmiş çalışmalardan elde edilen sonuçlarla karşılaştırılmasına olanak sağlaması için bir araya getirilmiştir. This study was carried out to determine Urban Flora of Aydın. The research area is located in C1 square acording to Davis's grid system. Among the 698 plant specimens Feb. 2011 and Sept. 2013, 457 taxa, belonging to 86 families and 313 genera were identified. Out of the detected 457 taxa, two taxon belongs to Pteridophyta and the rest 455 taxa belong to the Magnoliophyta. Within the Magnoliophyta five taxa belong to the Pinophytina subdivision while the other 449 taxa belong to the Magnoliophytina. As a result of this study, four endemic species namely Allium proponticum subsp. proponticum, Scrophularia floribunda, Onopordum boissierianum and Ranunculus isthmicus subsp. tenuifolius were recorded in research area. Phytogeografical distributions of taxa are as follow: Mediterranean 198 (% 43.32), Euro-Siberian 34 (% 8.09), Irano-Turanian 13 (% 2.84), East Mediterranean 58 (% 12.69), pluriregional or unknown 154 (% 33.06). Analysis of the recorded taxa based on life forms of Raunkiaer showed that therophytes 224 (% 48.97) are the most common life form in research area. Hemicryptophytes 107 (% 23.41), geophytes 42 (% 9.19), chamaephytes 16 (% 3.50) and parasites 3 (% 0.65) follow the therophytes respectively. Allowing for the comparison, the results of other studies which close to the research area are presented, as well

    Self construals suicide and attitudes toward suicide

    No full text
    Bu çalışmada benlik kurguları ile intihar davranışları ve intihara yönelik tutumlar arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Ayrıca özerk, ilişkisel ve özerk-ilişkisel benlik kurguları olan bireylerin intihar davranışları, intihara karşı tutumları ve intihar eden kişiye karşı tutumları üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Araştırma örneklemi Aydın merkezde bulunan farklı başarı düzeylerine göre seçkisiz olarak seçilen liselerin 9., 10. ve 11. sınıflarında okuyan 309 erkek, 393 kız toplam 702 öğrenciden oluşmuştur. Yapılan analiz sonucunda intihar düşüncesi, girişimi ve intihar davranışı olan bireylerin özerk benlik kurgusu puanlarının yüksek olduğu, intihar düşüncesi, girişimi ve intihar davranışı olmayan bireylerin ilişkisel benlik kurgusu puanlarının yüksek olduğu bulunmuştur. Özerk-ilişkisellik puanlarının ise intihar düşüncesi ve intihar davranışı olan katılımcılarda daha yüksek olduğu, intihar girişimi açısından anlamlı farklılık göstermediği bulunmuştur. In this study, the relation among self-construal, attitudes towards suicidal behavior and suicidal behaviours is analyzed. Besides, the individuals having autonomous, relational and autonomous-related self construals have been examined in terms of their effect on the attitudes towards suicidal behaviours, their manners about suicide and the ones committing suicide. Research sample consists of 702 students from 9th, 10th and 11th classes of high schools in the centre of Aydın. Having been selected according to different levels of success, 309 boys and 393 girls set off this sample. As a result of the analysis, the individuals having suicidal ideation, suicidal attempt and suicidal behaviours have got higher scores in autonomous-self construal area. Whereas, the ones not having suicidal ideation, suicidal attempt or behaviours have got higher scores in related-self construal area. On the other hand, higher scores in autonomous-related self area are got by the ones who have suicidal ideation and suicidal behaviour. Also according to these students, suicidal attempt has been found not to be very different from suicidal behaviour

    The determination of some agricultural properties, oil and morphine content in poppy (Papaver somniferum L.)

    Get PDF
    Bu çalışma haşhaşta (Papaver somniferum L.) önemli tarımsal özellikler ile yağ ve morfin miktarının belirlenmesi amacıyla, 2012–2013 üretim yılında Denizli ilinde yürütülmüştür. Çalışmada, yedi haşhaş çeşidi (Ofis 3, Ofis 8, TMO 1, Ofis 96, Afyon 95, TMO 3 ve Yerel Çeşit) materyal olarak kullanılmıştır. Deneme, tesadüf blokları deneme desenine göre, dört tekerrürlü olarak kurulmuştur. Çalışmada, çeşitler arasında çiçeklenme gün sayısı, fizyolojik olgunlaşma gün sayısı, morfin oranı, tohum verimi, kapsül verimi, yağ verimi ve morfin verimi özellikleri yönünden önemli oranda farklılık olduğu, bitki boyu, kapsül eni, kapsül boyu, kapsül indeksi, bitkideki kapsül sayısı, bin tohum ağırlığı ve ham yağ oranı özellikleri yönünden ise farklılıkların önemli olmadığı belirlenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre çiçeklenme süresi 197-205 gün arasında gerçekleşmiş olup, fizyolojik olgunlaşma süresi 225-235 gün arasında değişmiştir. Araştırmamızda bitki boyu 93.23-107.55 cm, kapsül eni 34.38-39.30 mm, kapsül boyu 40.15-46.78 mm, kapsül indeksi %1.03-1.26, bitkideki kapsül sayısı 1.93-2.90 adet, bin tohum ağırlığı 0.52-0.59 g, ham yağ %49.05-51.32, morfin %0.56-0.92, tohum verimi 30.39-48.67 kg/da, kapsül verimi 30.92-56.22 kg/da, yağ verimi 14.96-24.40 kg/da ve morfin verimi 0.21-0.36 kg/da arasında değişmiştir. Çalışmada, "Afyon 95", " TMO 3", "Ofis 3" ve "Yerel Çeşit" çeşitlerinin Denizli iline uygun olduğu sonucuna varılmıştır.This research has been carried out in Denizli province in 2012-2013 production year with the aim of determination of poppy's (Papaver somniferum L.) significant agricultural properties and ratio of oil and morphine in it. In this study seven poppy varieties (Ofis 3, Ofis 8, TMO 1, Ofis 96, Afyon 95, TMO 3 and Landrace) have been used as material. The experiment was performed in compliance with randomize complete block design with four replications. In this research among the varieties, the important varieties have been found in terms of number of days for flowering, number of days for ripening physiological, the ratio of morphine, seed yield, oil yield, capsule yield and morphine yield, while it has been detected that differences are not important has not been detected in terms of height of plants, width of capsules, height of capsules, the index of capsules, the number of capsules, 1000-grain-weight, ratio of raw oil amount among the varieties. According to result of experiment flowering periods took place between 197 to 205 days and physiological ripening days have changed between 225 to 235 days. The plant height was 93.23-107.55 cm, the capsule width was 34.38-39.30 mm, the capsule height was 40.15-46.78 mm, capsule index was 1.03-1.26%, number of capsule per plant was 1.93-2.90, 1000-grain-weight was 0.52-0.59 gr, raw oil was 49.05-51.32%, morphine ratio was 0.56-0.92%, yield of seeds was 30.39-48.67 kg/da, yield of capsule was 30.92-56.22 kg/da, yield of oil was 14.96-24.40 kg/da, yield of morphine was 0.21-0.36 kg/da with respect to the experiment. The research has been concluded by the fact that "Afyon 95", "TMO 3", "Ofis 3" and "Landrace" varieties are suitable for Denizli province

    The development of a harvest system for capsules of opium under laboratuary conditions

    Get PDF
    Bu çalışmada, laboratuar koşullarında çalışan bir haşhaş kapsül toplama sisteminin geliştirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, sistemin tasarımı ve sonlu elemanlar yöntemine göre gerilme analizleri bilgisayar destekli tasarım programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Tasarım sonucunda imalatı gerçekleştirilen prototip sistemle, üç farklı ilerleme hızında (1, 1.5 ve 2 km/h), üç farklı tutucu tekerlek devir sayısında (70, 90 ve 110 min-1) ve sabit yedirici helezonun devir sayısında (510 min-1) laboratuar denemeleri yapılmıştır. Denemeler sonucunda sağlam haşhaş kapsül oranları, sap uzunlukları ve depoya ulaşan haşhaş kapsül oranları gibi kriterlere göre prototip sistemin performansı belirlenmiştir. Elde edilen bulgulardan çalışma sınırları içerisinde 3 farklı çalışma kombinasyonu ortaya çıkmıştır. Bu kombinasyonlar içerisinde en iyi sonuçlar; 1 km/h ilerleme hızı ve 70 min-1 tutucu tekerlek devrindeki depoya ulaşan haşhaş kapsül oranı (%98,08), 2 km/h ilerleme hızı ve 70 min-1 tutucu tekerlek devrindeki sap uzunlukları (5.30 cm) ve 2 km/h ilerleme hızı ile 90 min-1 tutucu tekerlek devrindeki sağlam haşhaş kapsül oranları (%99.35) optimum değerlerde elde edilmiş; kombinasyonlar uygulama maliyetleri ve iş başarısı yönünden karşılaştırılmıştır. Fire ve işçilik maliyetlerinin belirlenmesine yönelik olarak yapılan analiz sonuçlarına göre; 2 km/h ilerleme hızı ile 90 min-1 tutucu tekerlek devri koşullarında ve depoya ulaşmayan sağlam kapsüllerin toplanmasını içeren uygulama 25.09 TL/da ile en düşük değere sahip olmuştur. Laboratuar deneme sonuçları, prototipi geliştirilen bu haşhaş kapsül toplama sisteminin tasarım, imalat ve performans açısından başarılı olduğunu göstermiştir. Tarla koşullarında çalışacak kapsül toplama makinası geliştirilmesine öncülük edecek olan prototip haşhaş toplama sisteminin haşhaş tarımına olumlu katkıları beklenmektedir. Anahtar sözcükler: Haşhaş, Haşhaş Hasadı, Kapsül Toplama SistemiIn this study, it is aimed to develop the system of harvesting opium capsule. For this aim, tension analyses have been done through the method of Finite Elements using the computer based design program. With the prototype system whose production was put into action at the end of the design, the laboratory experiments have been done on three different travel speed (1, 1.5 and 2 km/h ), three different retainer wheel speed number (70, 90 and 110 min-1) and single feeder helix speed (510 min-1). According to the criteria of full opium capsule rates, the length of opium stalk and the rates of opium which have been put to depot the performance have been determined. Within the working limits, three different working combinations have turned out with the findings obtained. As a result, at the travel speed of 1 km/h, the rate of opium capsule reaching the depot in 70 min-1 retainer wheel cycle (%98.08) and at the travel speed of 2 km/h, the length of opium stalk in 70 min-1 retainer wheel cycle (5.30 cm) and also at the travel speed of 2 km/h and 90 min-1 retainer wheel cycle, the rate of undamaged opium capsule (%99.35) have been obtained. Then combinations have been compared in terms of cost and machine performance. According to the results of experiment analysis which have done to determine worker cost and wastage rate; the practice with which 2 km/h travel speed and 90 min-1 retainer wheel cycle and also contains picking up the full capsules that are fall down to out of depot, has the lowest cost with 25.09 TL/da in the name of total wastage and worker cost. It is expected that the prototype opium harvesting system, which will pioneer in the development of capsule picking machine designed to work in fields, will contribute greatly to opium agriculture. Key words: Opium, Opium Harvesting, Capsule Harvesting Syste

    The effects of socio-cultural and political factors on selected macroeconomic variables

    No full text
    Ekonomi insan yaşamında önemli bir yer tutmaktadır. İnsanların yaşayışları inanışları kültürleri ve politik kararları hayatlarına ve dolayısıyla ekonomik kararlara da yön vermektedir. Ancak hangi sosyolojik, kültürel ve politik değerlerin ekonomiye ne kadar etkisi olduğu tartışmalıdır. Bu çalışmada sosyal hayata ve kültüre çok büyük etkisi olan din faktörü ile politik hayata ve yine insanların yaşayışına etkisi olan demokrasi faktörünün ekonomiye etkileri incelenmiştir. Bu faktörlerin ekonominin önemli göstergelerinden özellikle dış ticaret, doğrudan yabancı yatırımlar ve ekonomik büyüme üzerine etkisi ekonometrik çalışma yapılarak incelenmiştir. Din faktörü olarak İslam, Hıristiyanlık ve diğer dinler kukla değişkeni kullanılmıştır. Demokrasinin göstergesi olarak da sivil özgürlükler ve politik haklar endeksleri kullanılmıştır. 1994-2007 yılları arasında 71 ülkenin verileri kullanılarak panel veri analizi ile yapılan çalışmada din ve demokrasinin dış ticaret, doğrudan yabancı yatırımlar ve ekonomik büyüme üzerine etkileri olduğu görülmüştür. Demokrasinin doğrudan yabancı yatırımları olumlu etkilediği ancak dış ticaret ve büyüme üzerinde olumlu etkisi olmadığı görülmüştür. Doğrudan yabancı yatırımlar üzerinde Hristiyanlığın olumlu etkisi görülmesine rağmen İslam ve diğer dinlerin negatif bir etkisi bulunmaktadır. Ancak bu durum dış ticaret ve ekonomik büyüme için tersinedir.Economy plays an important role in human life. Beliefs, cultures and life styles, and thus the lives of people in political decisions are directed to the economic decisions. But how much the economy affected from which sociological, cultural and political values is questionable. In this study, the effect of religion and democracy, which are huge factors in social and political life on economy is investigated. The selected macroeconomic variables are foreign trade, foreign direct investment and economic growth. As religion Islam, Christianity and other religions dummy variables are used. As democracy, civil liberties and political rights indices are used. The effects of religion and democracy on selected macroeconomic variables are analysed by using feasable generalised least square (FGLS) panel data method using data of 71 countries and period from 1994-2007. According to results, religion and democracy have impacts on macroeconomic variables. Democracy has a positive effect on foreign direct investment but not on foreign trade and economic growth. Christianity has a positive impact on foreign trade but Islam and other religions have the negative effects. However, this situation is reversed for the foreign trade and economic growth

    Invastigating of the presence of escherichia coli O157:H7 in minced beef and hamburger meatballs which consumed in Aydin region

    Get PDF
    Escherichia coli insanların ve hayvanların bağırsaklarında yaşayan, çoğunluğu zararsız olmakla birlikte hastalık yapan bazı türlere sahip bir bakteridir. En tehlikeli tipi olarak bilinen E. coli O157:H7 kanlı ishale, böbrek yetmezliğine ve ölümlere neden olabilir. E. coli O157:H7, shiga toksin denilen bir toksin üretir ve shiga toksin üreten E. coli (STEC) olarak bilinir. Sığırlar E. coli O157:H7'nin ana rezarvuarıdır ve sığır et ürünleri sıklıkla gıda kökenli enfeksiyonlardan sorumludur. E. coli O157:H7 insanlar için patojen olduğu ilk 1982'de anlaşılmıştır. Daha sonraları etken birçok ülkede hemorajik kolitis'in ve sonradan şiddetlenerek ölümlerin, hemorajik üremik sendrom'un (HUS) ve trombotik-trombositopenik purpura (TTP) predominant nedenleri olarak identifiye edilmiştir. Bu çalışma, Aydın ili ve çevresinde satışa sunulan hazır kıyma ve hamburger köftelerinde, halk sağlığı açısından ciddi risk oluşturan E. coli O157:H7 varlığını araştırmak amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla farklı market, kasap vb. satış noktalarından elde edilen ve satışına izin verilen 50 adet kıyma ve 30 adet hamburger köftesi olmak üzere toplam 80 adet örnek incelenmiştir. İncelenen örneklerin 12'si E. coli O157, 10'u E. coli O157:H7 pozitif olduğu gözlenmiştir. İncelenen örneklerden E. coli O157:H7 pozitif olanların 4'ü kıymadan ve 6'sı hamburger köftelerinden izole edilmiştir. Sonuç olarak E. coli O157:H7'nin kıyma ve köftelerde bulunması, üretimin herhangi bir aşamasında kontamine edilmiş olduğunu göstermiştir. Kıyma ve hamburger köftelerde patojen mikroorganizmaların eliminasyonu için yeterli ısı uygulaması zorunludur. Kıyma ve hamburger köftelerinin iyi pişirilmesi ve etin iç ısısının en az 72°C olması gerekmektedir.Sezgin E. Invastigating of the presence of Escherichia coli O157:H7 in minced beef and hamburger meatballs which consumed in Aydın region. Escherichia coli is the name of a type of bacteria that lives in human intestines and in the intestines of animals. Although most types of E. coli are harmless, some types can cause diseases. The worst type of E. coli, known as E. coli O157:H7, causes bloody diarrhea and also sometimes causes kidney failure and even death. E. coli O157:H7 makes a toxin called Shiga toxin and is known as a shiga toxin-producing E. coli (STEC). Cattle are thought to be the main source of E. coli O157:H7, and bovine products have often been implicated in food borne infections. E. coli O157:H7 was first recognised as a human pathogen in 1982. Since then, this serotype has been identified in many countries as the predominant cause of haemorrhagic colitis and subsequent severe and sometimes fatal conditions, haemolytic uremic syndrome (HUS) and thrombotic thrombocytopenic purpura (TTP). This study was carried out to investigate the presence of Escherichia coli O157:H7 serotype in minced beef and uncooked beef burgers collected from butcher shops and supermarkets located in Aydin region. For this purpose, 30 minced beef and 50 uncooked hamburger meatballs purchased from different supermarkets and butcher shops were analyzed for the presence of Escherichia coli O157:H7 serotype. A total of 12 samples were isoleted as E. coli O157 serotypes from 6 minced beef and 6 uncooked hamburger meatballs by conventional culture techniques. A total of 10 samples were identified as the H7 serotype isolated from 4 minced beef and 6 uncooked hamburger meatballs. In conclusion, presence of E. coli O157:H7 in minced beef and hamburger is indicated that the product might be contaminated with E. coli O157:H7 in any stages of the production line. Edequate heating process for all ground beef and hamburger meat balls during cooking should be applied in order to eliminate this pathogen organism. Ground meat and hamburger meatballs should be cooked properly and internal temperature of meat products should be at least 72°C
    Adnan Menderes University is based in TR
    Do you manage Adnan Menderes University? Access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Dashboard!