Necmettin Erbakan University Institutional Repository

    An Analysis On The Outlook Of Islam Religion On Crime And Its' Approaches To Prevent Crime

    No full text
    Bu bildiri, genel bağlamda, dinin suça yaklaşımını, özelde ise İslam Dininin suç olgusunu nasıl ele aldığı ve suçu önlemeye yönelik teorik ve toplumsal mekanizmaların işlevi üzerinde durmaktadır. Suçun mahiyetini, İslam dininin suç tanımını, suç ile sosyal psikoloji arasındaki ilişki hakkında giriş mahiyetinde bilgi verilmiştir. İbadetlerin suçları önleme açısından nasıl bir işlev gördüğü açıklanmıştır. Suçu önlemeye yönelik toplumların sosyolojik yapıları üzerinde dinin müdahalesi hakkında bilgi verilmiştir.This paper puts emphasis on the religion’s approach to crime in general and in particular, how religion Islam deals with crime and theoretical and social mechanisms’ function on prevention of crime. Introductory information is given about nature of crime, Islam’s definiton of crime, relationship between crime and social psychology. How worships function in terms of preventing crime is explained. The information about societies’ social structure directed to prevent crime is given

    Study of 4-5 years old children's social skills and problem behaviors in terms of mothers participation in pre-school education

    No full text
    Bu araştırma da annelerin okul öncesi eğitime katılım düzeylerine göre, 4-5 yaş çocukların sosyal beceri ve problem davranışları puanlarının farklılaşıp farklılaşmadığı incelenmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu, Konya İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı il merkezinde bulunan resmi okul öncesi eğitim kurumlarına devam eden 4-5 yaş grubu çocuklar ve anneleri oluşturmuştur. Araştırmaya 4 yaşından 147 çocuk, 5 yaşından 217 çocuk olmak üzere toplam 364 çocuk ve annesi katılmıştır. Araştırma genel tarama modeli çerçevesinde yürütülmüştür. Araştırmada veriler, Kişisel Bilgi Formu, Anasınıfı ve Anaokulu Davranış Ölçeği ve Aile Katılım Ölçeği kullanılarak veriler elde edilmiştir. Kişisel Bilgi Formu araştırmacılar tarafından geliştirilmiştir. Anasınıfı ve Anaokulu Davranış Ölçeği ise Merrell (1994) tarafından geliştirilmiş olup geçerlilik güvenirlik çalışması Seçer, Çeliköz, Koçyiğit, Seçer ve Kayılı (2009) tarafından yapılmıştır. Aile Katılım Ölçeği de Fantuzzo, Tighe ve Childs (2000) tarafından geliştirilmiş olup geçerlilik güvenirlik çalışması Gürşimsek (2003) tarafından yapılmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler "Student t testi" kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma bulguları incelendiğinde, annelerin okul öncesi eğitime katılım düzeylerine göre (ev temelli, okul temelli ve okul aile işbirliği temelli) çocukların sosyal becerileri (sosyal işbirliği, sosyal etkileşim, sosyal bağımsızlık) ve problem davranışları (ben merkezci, dikkat problemi, saldırganlık, içe kapanıklık, kaygı) puan ortalamalarının farklılaştığı görülmüştür. Araştırmadan elde edilen sonuçlar aşağıda sunulmuştur. 1- Annelerin ev temelli katılım düzeylerine göre çocukların sosyal işbirliği ve sosyal etkileşim puan ortalamaları arasında anlamlı farklılık bulunmuştur. Sosyal bağımsızlık puan ortalamaları arasında ise anlamlı farklılık bulunmamıştır. 2- Annelerin okul temelli katılım düzeylerine göre çocukların sosyal işbirliği, sosyal etkileşim ve sosyal bağımsızlık puan ortalamalarında anlamlı düzeyde farklılık bulunmamıştır. 3- Annelerin okul aile işbirliği temelli katılım düzeylerine göre çocukların sosyal işbirliği, sosyal etkileşim ve sosyal bağımsızlık puan ortalamaları arasında anlamlı düzeyde farklılık bulunmamıştır. 4- Annelerin ev temelli katılım düzeylerine göre çocukların dikkat problemi, saldırganlık ve içe kapanıklık problemleri puan ortalamaları arasında anlamlı farklılık varken ben merkezci, kaygı problemleri puan ortalamaları arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır. 5- Annelerin okul temelli katılım düzeylerine göre çocukların ben merkezci, dikkat problemi, saldırganlık, içe kapanıklık ve kaygı problemleri puan ortalamaları arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır. 6- Annelerin okul aile işbirliği temelli katılım düzeylerine göre çocukların ben merkezci, dikkat problemi, saldırganlık, içe kapanıklık ve kaygı problemleri puan ortalamaları arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır. Araştırma sonuçları doğrultusunda annelerin okul öncesi eğitime katılımlarının desteklenmesi gerektiği söylenilebilir. Okul öncesi öğretmenleri okul öncesi eğitime katılım hususunda anneleri cesaretlendirmelidir. Ayrıca annelerin okul öncesi eğitime katılımın önemi ile ilgili eğitim almaları önerilebilir.This study investigates whether the social skills and problem behaviors scores of 4-5 year-old children differ according to the participation levels of mothers to the pre-school education. Working party of the study consists of the children and their mothers of the 4-5 age group who have attended the pre-school education institutions registered with Konya Provincial Directorate of National Education . A total of 364 children and mothers, 147 children aged 4 years and 217 children aged 5 years, participated in the research executed within the framework of the scan model. Data were collected in the study by using the Personal Information Form, Nursery School and Kindergarten Behavior Scale and Family Participation Scale. The Personal Information Form was developed by researchers. Behavioral Scale was developed by Merrell (1994) and validity-reliability study was carried out by Seçer, Çeliköz, Koçyiğit, Seçer and Kayılı (2010). Family Participation Scale was developed by Fantuzzo, Tighe and Childs (2000) and the validity- reliability study was done by Gürşimşek (2003). The data obtained in the study were analyzed with the "Student t test". When research findings are examined, it is observed that the the average scores of social competences (social co-operation, social interaction, social independence) and problem behaviors (self-centered, attention problem, aggression, intolerance, anxiety) of children were different according to the participation levels of their mothers to the pre-school education (home based, school based , school-family collaboration based ). The results obtained from the research were interpreted. 1 - There was a significant difference between the average scores of social co-operation and social interaction points of children according to the home-based participation levels of their mothers. There was no significant difference between the average scores of social independence scores. 2. There was no significant difference in the average scores of social co-operation, social interaction and social independence of children according to the school-based participation levels of their mothers. 3. There was no significant difference between the average scores of social co-operation, social interaction and social independence of children according to the participation levels of their mothers based on school -family cooperation. 4. There was a significant difference between the mean scores of attention problem, aggression and introversion problems of children according to home - based participation levels of their mothers, but there was no significant difference between the mean scores of the self - centered anxiety problems. 5- According to the school-based participation levels of their mothers, there was no significant difference between the mean scores of the children's self-centered, attention problem, aggression, introversion and anxiety problems. 6. There was no significant difference between the average scores of children's self-centered, attention problem, aggression, introversion and anxiety problems according to the participation levels of their mothers based on school -family cooperation. According to the results of the research, it can be said that the participation of mothers to the pre-school education should be supported. Pre-school teachers should encourage the mothers to participate in pre-school education. It may also be advisable for mothers to be educated about the importance of pre-school education participation

    Adaptation of Ömer Seyfettin's stories to A1-A2 (Beginner-elementary) levels in teaching Turkish to foreigners

    No full text
    Bu çalışmanın amacı hikâye türünün öğreticiliğinden yararlanarak yabancı dil olarak Türkçe öğrenen A1-A2 seviyesindeki kişilere bir kaynak oluşturmaktır. Yabancı dil olarak Türkçe öğretimi, son yıllarda gittikçe önem kazanan işlevsel bir alandır. Özellikle yurt dışında Türkçe öğrenen kişilerin bu alandaki öğrenmelerini geliştirmek için okuma ile desteklemek gerekmektedir. Öğrencilere yaşlarına ve seviyelerine uygun olarak okutulacak kitap sayısı yok denecek kadar azdır. Bu çalışma hem kişilerin okuma becerilerini geliştirebilmeleri için bir kaynak oluşturması hem de hikâye türünün öğreticiliğinden yararlanarak kelime öğretiminin daha kalıcı hâle getirilmesi bakımından önem taşımaktadır. Çalışmanın evrenini Ömer Seyfettin'in hikâyeleri, örneklemini ise Ömer Seyfettin'in Forsa, Eleğimsağma, Çakmak, Mermer Tezgâh, İlk Cinayet, Ant, Kurumuş Ağaçlar, Üç Nasihat ve Rüşvet adlı hikâyeleri oluşturmaktadır. Tarama yöntemiyle söz konusu seviyeye uygun olmayan dil bilgisi yapıları tespit edilmiş ve bu yapılar Yeni Hitit Yabancılar İçin Türkçe Öğretim Seti'nin A1-A2 seviyesindeki dil bilgisi yapılarına göre uyarlanmıştır. Ayrıca Avrupa Dilleri Ortak Çerçeve Metni okuma kazanımları göz önünde bulundurulmuştur. Uyarlanan hikâyelerin sonuna okuma etkinlikleri hazırlanmış ve böylece okuma-anlama becerisinin geliştirilmesine katkı sağlamaya çalışılmıştır. Bunun yanı sıra kelime öğretimini desteklemek amacıyla da çalışmanın sonunda Türkçe-Türkçe sözlük hazırlanmıştır. Sözlükteki kelimelerin hikâyedeki anlamları verilmiştir. Kelimelerin tanım ya da örnek cümlelerle verilmesiyle kalıcı öğrenmenin sağlanması hedeflenmektedir. Bu çalışma ile Türk dilini ve kültürünü yansıtan Ömer Seyfettin'in hikâyelerinin, yabancı dil olarak Türkçe öğrenen öğrenciler için yardımcı okuma kitabı olarak kullanılması hedeflenmiştir.The purpose of this study is to create a source for language learners at level A1-A2 who learn Turkish as a foreign language by making use of the didactic quality of the story genre. Teaching Turkish as a foreign language is a functional area that has become increasingly important in recent years. It is necessary to improve and support Turkish learners particularly abroad by reading activities. The number of books for the students to read according to their ages and levels is not enough. This study is important in terms of both creating a source for people to develop their reading skills and making vocabulary teaching more permanent by benefiting from the didactic quality of the story genre. The population of the study comprises of Omer Seyfettin's stories and the sample of the study comprises of his "Forsa, Eleğimsağma, Çakmak, Mermer Tezgâh, İlk Cinayet, Ant, Kurumuş Ağaçlar, Üç Nasihat and Rüşvet" stories. With the scanning method, grammatical structures that are inappropriate to the levels were determined and these structures were adapted according to the grammar structures at A1-A1 levels in the New Hittite Turkish Teaching Set for Foreigners. In addition, the reading achievements in the Common European Framework of Reference for Languages have been taken into consideration. Reading activities were prepared at the end of each adapted story, which contributes to the development of reading and comprehension skills. Furthermore, in order to support vocabulary teaching, a Turkish-Turkish dictionary was prepared at the end of the study. The meanings of the words in the dictionary were given with their meanings in the story. By giving the definitions or examples of the words, it is aimed to provide permanent learning. In this study, it was aimed to use Ömer Seyfettin's stories, which reflect Turkish language and culture, as an auxiliary reading book for students learning Turkish as a foreign language

    The Examination of the Manuscript Named al-Âyât al-Maḳṣûra ‘ala al-Abyât al-Maḳṣûra by ‘Abdulqâdir b. Mohammed al-Tabari

    No full text
    Doktora TeziBu çalışmanın konusu, “el-Âyâtü’l-Maḳsûra ‘ale’l-Ebyâti’l-Maḳsûra” adlı yazma eserin tahkiki ve incelenmesidir. Yazma eser, Muhyiddîn ‘Abdulḳâdir b. Muhammed eṭ-Ṭaberî’nin “Şerḥun li-Maḳsûrati İbn Dureyd” adıyla şerḥ ettiği İbn Dureyd’in Maḳsûra’sının şerhlerinden biridir. Çalışmamızda eserin müellifi eṭ-Ṭaberî’nin ḥayatı eksiksiz olarak incelenip ismi, lakabı, nesebi, doğumu, yetişmesi, hocaları, öğrencileri, yazdığı kitapları, vefatı, dönemi, şerhindeki metodu, eṭ-Ṭaberî’nin şerhinin, Maḳsûra’nın şerhleri arasındaki yeri, yazmanın önemi açıklandı. Nüshaların tarifi yapıldı, yazmanın eṭ-Ṭaberî ’ye nispeti ispat edildi, sonra onun ilmi tahkiki yapıldı.The subject of this study is the investigation and analysis of the manuscript named “al-Âyât al-Maḳsûra ‘ala al-Abyât al-Maḳsûra”. The manuscript is one of the commentaries of Ibn Durayd’s Maḳsûra, which Muhyiddîn ‘Abdulqâdir b. Muhammed et-Tabari annotated with the name “Sharhun li Maḳsûra Ibn Durayd”. The life of et-Tabari, the author of the work, was examined in full, and his name, nickname, lineage, birth, education, teachers, students, books he wrote, death, period, method in his commentary, the place of the commentary of et-Tabari among the commentaries of Maksura, the importance of writing was explained, the description of the copies was made, the proportion of the manuscript to et-Tabari was proved, and then its scientific investigation was made

    Istihsan Applications in Malik's Sect (in the Frame of Mudevene)

    No full text
    Yüksek Lisans TeziHicri ikinci asrın başlarında İmam Şafi'nin er-Risale adlı ilk usulü eserini telif etmesiyle birlikte fıkıh alanındaki çalışmalar yeni bir ivme kazanmıştır. Yeni usul eserlerinin telifiyle beraber fukaha ve metekelimin metotları oluşmaya başlamış ve hicri dördüncü asra gelince fıkıh usulü ilmi sistematik hale gelmiştir. Tezimizin amacı Maliki mezhebi özelinde fıkıh usulü ilminin sistematik döneminde kullanılan "İstihsan" kavramının, usul ilmi nazariyatı henüz ortaya çıkmamışken el-Müdevvene çerçevesinde ilk dönem furü eserlerinde nasıl ve ne sıklıkla kullanıldığına tanıklık etmektedir. Çalışmanın hedef ise Maliki mezhebinin temel kaynağı el-Müdevvene'de uygulanışına dair örneklerden hareketle İstihsanın mezhebin fıkıh geleneğinde kullanım sıklığının ve biçimini ortaya koymaktır. Çalışmayı diğerlerinden farklı kılan en önemli özelliği fıkıh usulü nazariyatının henüz kavramsallaişmadığı dönemde kullanılan yöntemlerin uygulanışını somut örneklerle ortaya koyması ve bunu yaparken de ülkemde ( Fildişi Sahilleri) fazla çalışmamış bir mezhebi konu edinmiş olmasıdır.Imam Shafi's first work, er-Risale, at the beginning of the second century of the Hijri, gives a new value by copyright. With the reconciliation of the new method, fuqaha and metekelimin started to form, and as a Hijri method, the science of fiqh became unraveled before the beginning. How and when the selection of al-Mudawwana ended in the first period furu instruments, when the methodological theory of the concept of "Istihsan", which is used in the system of the science of fiqh method specifically for the purpose of our thesis, was not yet emerging. The main sources of the targeted malik sect of the study, the application of al-Mudaw, can be given as an example from the language of the sect and the sect of istihsan, based on the examples. It cannot be demonstrated with examples that can be applied in the case where the selection is not yet valid with the selection of the most important feature that can be applied

    Change of Bolluk Lake Travertine Cones, From Past to Present

    No full text
    Araştırma sahası Cihanbeyli (Konya) İlçesi’nin yaklaşık 8 km güneydoğusunda yer almaktadır. Buradaki traverten konilerinden, ilk olarak 1937 yılında yabancı bilim insanları bahsetmiştir. Daha sonraki yıllarda çok sayıda bilim insanı burada incelemeler yapsa da Oğuz Erol’un 1968 yılındaki çalışması en kapsamlı olanıdır. Erol söz konusu çalışmasında, 63 adet traverten konisi tespit ederek, bunların oluşum mekanizmasını ve başta morfometrik özellikleri olmak üzere diğer birtakım özelliklerini belirtmiş ve haritalandırmasını yapmıştır. Bu çalışmadan günümüze kadar geçen 50 yıllık süre zarfında nelerin değişmiş olduğunu görmek amaçlı ve günümüzün teknolojik imkânlarını da kullanarak saha yeniden ele alınarak incelenmiştir. Bu çalışma ile Erol’un bahsettiği 63 traverten konisinden 5 tanesinin tamamen yok olduğu, 7 tanesinin yüksek derecede ve 11 tanesinin de orta derecede tahribata uğradığı, tahribatların doğal şartlardan ziyade beşeri faaliyetlerden kaynaklandığı gözlenmiştir. Ayrıca, bazı konilerin içerisindeki sular kurumuştur. Araştırma sahasında konilerle doğrudan veya dolaylı olarak ilişkisi olan 20 civarında dolin; çökme, örtü çökme ve sübsidans dolinleri olarak sınıflandırılmıştır. Jeolojik ve jeomorfolojik açıdan ilginç özelliklere sahip Bolluk Gölü çevresi traverten konileri ciddi bir tahribat altındadır. Bu kapsamda bölgenin korunması konusunda daha duyarlı olunması gerekmektedir.Research area is located 8 km southeast of Cihanbeyli district. The travertine cones located in the area are firstly examined by foreign scientists in1937. Although many scientists examined them after that, they were extensively examined by Oğuz Erol in 1968. Erol identified 63 travertine cones, defined their formation, some of their features including morphometric features and mapped them. This study aims to find out what has changed in fifty years’ time and re-examine the area by using today’s technological facilities. It is found that 5 of the 63 cones are disappeared completely, 7 of them are damaged heavily 11 of them are damaged mildly. It is observed that this destruction is caused by human factors rather than natural factors. Moreover, some of the cones don’t have any water today. Furthermore, 20 dolines relating to cones directly or indirectly are classified as subsidence dolines, collapse dolines and caprock dolines. The Bolluk lake travertine cones which have interesting features in terms of geological and geomorphological factors are being destroyed. In this context, it is necessary to be more sensitive about the protection of the zone

    Morphometric and Clinical Evaluation of Foramen Sphenopalatina on Computed Tomography Images

    No full text
    Yüksek Lisans TeziEpistaksis, KBB uzmanlarının klinikte sık karşılaştıkları bir durumdur. Woodruff pleksusunun yerleştiği alandan kaynaklanan, daha inatçı, şiddetli ve tehlikeli vakalar, posterior epistaksis olarak adlandırılır. Woodruff pleksusu, a. sphenopalatina’nın for. sphenopalatinum (FSP)’dan çıktığı bölgede yer alır. Konservatif tedavilere dirençli olan posterior epistaksis, genellikle a. sphenopalatina ligasyonunu gerektirir. A. sphenoplatina ligasyonuna yönelik en doğru endoskopik yaklaşım yönteminin belirlenmesi, doğrudan FSP üzerindeki daha küçük mukoperiosteal flebin kaldırılması ve a. sphenopalatina’nın diğer yapılardan daha kolay ayırt edilebilmesi FSP'nin lokalizasyonunun doğru tanımlanmasıyla mümkündür. Çalışmamızın amacı; belirlenen sabit anatomik landmarklar yardımıyla FSP'nin lokalizasyonunun tespit edilmesi ve elde edilen ölçüm değerleriyle FSP varyasyonları arasındaki ilişkinin analiz edilmesidir. Çalışmada; Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Radyoloji A.D arşivinde bulunan 2019-2021 yılları arasında çekilmiş MDBT temporal kemik görüntüleri retrospektif olarak incelendi. Parametreler 153 hastada sağ-sol taraf için ayrı ayrı ölçülerek kaydedildi. Elde edilen verilerle varyasyon bilgileri cinsiyet, lateralizasyon ve yaş gruplarına göre değerlendirilerek sonuçlar tablolarla özetlendi. Morfometrik verilerin çoğunda sağ-sol arasında anlamlı fark bulunmazken, cinsiyete göre FSP-SNAaçı dışındaki verilerin erkeklerde anlamlı derecede daha yüksek olduğu bulundu. Belirli yaş gruplarına ayırarak yapılan istatistiki analizde, morfometrik verilerin yarısında yaş grupları arasında anlamlı bir fark bulunmazken FSP-SNAsaguzaklık dışında diğer morfometrik veriler 1. yaş grubunda (18-34 Y) anlamlı derecede daha yüksek olduğu saptandı. FSP’nın şekil, sayı ve konum varyasyonlarıyla birlikte pnömatizasyon ve septum deviasyonu varyasyonlarının cinsiyet, lateralizasyon ve yaş gruplarına göre dağılımı tablolarda gösterildi. CNM’de pnömatizasyon varlığı durumunda tüm morfometrik uzaklık değerlerinin daha küçük olduğu ve FSP-BTveruzaklık, FSP-CAsaguzaklık, FSP-MLsaguzaklık, FSP-SNAuzaklık ve FSP-SNAsaguzaklık değerlerinin istatistiki açıdan anlamlı ölçüde daha küçük olduğu, FSP-SNAaçı değerinin ise büyük olduğu tespit edildi. FSP’nin CNM’nin tutunma noktasının konumuna göre lokalizasyonu ve septum deviasyonuna göre oluşturulan tipler arasında morfometrik ölçüm değerlerinin istatistiki açıdan anlamlı bir farklılık göstermediği bulundu. Literatürde farklı ırklarda kemik yapıdaki sabit anatomik landmarklarla FSP lokalizasyonunu belirlemeyi amaçlayan birkaç çalışma mevcuttur. FSP şekil ve varyasyonları ligasyon işlemi sırasında FSP'nin yerini belirlemeyi zorlaştırabilir. Özellikle %7,9 çift ve %1 üç delik şeklinde bulunan aksesuar FSP varlığı ligasyon işleminin yetersiz olmasına neden olabilir. Türk popülasyonunda yeterli çalışma bulunmayan bu konudaki çalışmamızda elde ettiğimiz verilerin, epistaksisin tanı ve tedavisinde, özellikle endoskopik FSP yaklaşımlarında, bu bölgenin karmaşık anatomisini daha iyi anlamada yardımcı olacağı kanaatindeyiz.severe and dangerous cases originating from the area where Woodruff's plexus is located are called posterior epistaxis. Woodruff's plexus is located in the region where the sphenopalatine artery emerges from the foramen sphenopalatinum (FSP). Posterior epistaxis resistant to conservative treatments usually requires ligation of the sphenopalatine artery. Determining the most accurate endoscopic approach method for sphenoplatinum artery ligation is possible by raising the smaller mucoperiosteal flap directly over the FSP and distinguishing the sphenopalatine artery from other structures more easily by accurately defining the localization of the FSP. The aim of our study is to determine the localization of FSP with the help of fixed anatomical landmarks and to analyze the relationship between the obtained measurement values and FSP variations. In the study; MDCT temporal bone images taken between 2019-2021 in the archive of Necmettin Erbakan University Meram Faculty of Medicine, Department of Radiology were retrospectively analyzed. Parameters were measured and recorded separately for the right and left sides in 153 patients. With the obtained data, variation information was evaluated according to gender, lateralization and age groups, and the results were summarized in tables. While there was no significant difference between right and left in most of the morphometric data, the data other than the FSP-SNAaçı were found to be significantly higher in males. In the statistical analysis performed by dividing them into certain age groups, no significant difference was found between the age groups in half of the morphometric data, while the other morphometric data were found to be significantly higher in the 1st age group (18-34 Y), except for FSP-SNAsaguzaklık. The distribution of pneumatization and septum deviation variations according to gender, lateralization and age groups along with the shape, number and position variations of FSP are shown in the tables. In the presence of pneumatization in CNM, all morphometric distance values are smaller and the values of FSP-BTveruzaklık, FSP-CAsaguzaklık, FSP-MLsaguzaklık, FSP-SNAuzaklık and FSP-SNAsaguzaklık are statistically significantly smaller, while the FSP-SNAaçı value is high. was done. It was found that the morphometric measurement values did not show a statistically significant difference between the types created according to the localization of the FSP according to the location of the attachment point of the CNM and the deviation of the septum. In the literature, there are several studies aiming to determine the localization of FSP with fixed anatomical landmarks in bone structure in different races. FSP shape and variations can make it difficult to locate the FSP during the ligation procedure. The presence of accessory FSP, especially in the form of 7.9% double and 1% triple holes, may cause insufficient ligation. We believe that the data we obtained in our study on this subject, which does not have sufficient studies in the Turkish population, will help to better understand the complex anatomy of this region, especially in the diagnosis and treatment of epistaxis, especially in endoscopic FSP approaches

    Wastewater irrigation: Persistent organic pollutants in soil and product

    No full text
    Tarımsal sulamada kullanılan arıtılmış veya arıtılmamış atıksular pek çok kalıcı organik kirletici içerebilmektedir. Bu kirleticiler uzun süre sulama sonucunda toprak ortamında birikebilmekte, yetiştirilen ürüne bulaşabilmekte ve besin zinciriyle taşınarak insan sağlığını, toprak flora ve faunasındaki biyolojik faaliyetleri olumsuz şekilde etkileyebilmektedir. Konya kentsel atıksuları 2010 yılına kadar hiçbir arıtma işlemine tabi tutulmaksızın Ana Tahliye Kanalı ile Tuz Gölüne uzaklaştırılmıştır. Kurak dönemlerde Ana Tahliye Kanalı boyunca bu sular gıda ürünleri yetiştirilen tarımsal alanların sulanması amaçlı kullanılmıştır. Bu çalışmada kentsel atıksular ile sulanan tarım topraklarında ve bölgede yetiştirilen buğday ürünlerinde kalıcı organik kirleticilerden poliklorlu bifenil (PCB 28, 52, 101, 138, 153, 180) ve poliaromatik hidrokarbon (PAH) (naphthalene, acenaphthalene, acenaphthene, fluorene, phenanthrene, anthracene, fluoranthene, pyrene, benzo[a]anthracene, chrysene, benzo[b]fluoranthene, benzo[k]fluoranthene, benzo[a]pyrene, indeno[1,2,3-cd]pyrene, dibenzo[a,h]anthracene, benzo[g,h,i]perylene) bileşiklerinin kalıntı miktarları belirlenmiştir. Konya topraklarının yüksek alkali özelliğe ve killi yapıya sahip olduğu tespit edilmiştir. Toprağın bu özellikleri kirleticilerin mobilitesini azaltarak zirai üretim yapılan üst katmanda birikmesine neden olmaktadır. Öte yandan, PCB ve PAH bileşiklerinin kuyu suyu ile sulanmış referans toprak örneklerinde tespit edilen miktarlarının atıksular ile sulanan zirai alanlardaki toprak örneklerinden daha yüksek veya yakın değerlerde olduğu tespit edilmiştir. Bu durum değerlendirilen sahada atıksu dışında PCB ve PAH kirletici kaynaklarının bulunduğunu ortaya koymuştur.Treated or untreated wastewaters, used for irrigation purpose, contain various persistent organic pollutants. The long use of these waters for irrigation purpose results in deposition of the pollutants in soil, contaminates products and has adverse health effect on the human through food chain, and biologic activity of flora and fauna. The wastewaters of Konya were conveyed to the Salt Lake through the main drainage channel without any treatment until 2010. During the arid period, the wastewater in the main drainage channel was used for irrigation and the products were cultivated. In this work, persistent organic pollutants i.e., polychlorinated biphenyls (PCB 28, 52, 101, 138, 153, 180) and polycyclic aromatic hydrocarbons (naphthalene, acenaphthalene, acenaphthene, fluorene, phenanthrene, anthracene, fluoranthene, pyrene, benzo[a]anthracene, chrysene, benzo[b]fluoranthene, benzo[k]fluoranthene, benzo[a]pyrene, indeno[1,2,3- cd]pyrene, dibenzo[a,h]anthracene, benzo[g,h,i]perylene) are determined in wastewater irrigated agricultural soil samples and the wheat samples cultivated in the region. High alkaline properties and clay structure of Konya soil were determined. These properties of soil result in the accumulation of contaminants in top soil layer used for agricultural production. On the other hand, PCB and PAH compounds were determined in comparable concentrations in well water irrigated reference soils with wastewater irrigated soils. PCB and PAH sources other than wastewater irrigation was evidenced for the study field

    An Assessment on Cittáslow in Quest for a Sustainable City

    No full text
    Uluslararası bir kent ağı olarak İtalya'da doğan Cittáslow hareketi, küreselleşmenin benzeştirici etkilerine karşı, yerel sürdürülebilirliğe dayanarak, çevre, ekonomi ve eşitliği temel alan, kentsel yaşanabilirliği ve yaşam kalitesini korumayı ve zenginleştirmeyi hedefleyen alternatif bir sürdürülebilir kent modeli olarak sunulmaktadır. Ne var ki, hareketin özünü rekabet etme ve markalaşma yarışı, diğer bir ifade ile bir turizm ve kent pazarlama anlayışı oluşturmaktadır. Bu bağlamda çalışma, dünyada sayıları gittikçe artmakta olan ve tüm cazibesiyle birer "sakin yaşam adacığı" ya da "cennetten bir köşe" olarak gündeme gelen Cittáslow'u eleştirel bir bakış açısı ile ele almayı önermektedir. Bu önermeden yola çıkan çalışma, çevreci bir yaklaşımı içeren sürdürülebilirlikle, kentsel yaşam kalitesine odaklanan Cittáslow'un benzerliklerini ve farklılıklarını vurgulayarak, bazı konuları gündeme getirmeyi ve Cittáslow gerçeğini aydınlatacak yazına bir kapı aralamayı hedeflemektedir.Cittáslow movement which was born in Italy as an international city network, is presented as a sustainable city model that aims to protect and improve the quality of life and urban livability based on local sustainability, environment, economy and equity against the emerging global culture and the negative effects of globalization. But, the essence of the movement is made up of the approach of competition and branding. In other words, tourism and urban marketing underlie Cittáslow movement. Also the number of Cittáslow increasing steadily in the World. From this point, this study suggests to analyze Cittáslow which are defined as “islands for a tranquil life” or “corners of heaven”, from a critical perspective. From this suggestion, the paper aims to submit some questions to literature that should clarify Cittáslow truth, by highlightening the similarities and the differences between the concepts of “sustainability” which includes an environmental approach and “Cittáslow” which involves urban life quality

    The Effect of Block Based Coding Education on The Students' Attitudes About the Secondary School Students' Computational Learning Skills and Coding Learning: Blocky Sample

    No full text
    Yüksek Lisans TeziBu araştırmanın amacı blok tabanlı kodlama eğitiminin 5.sınıf kademesindeki öğrencilerinin bilgi işlemsel düşünme becerileri ve kodlamaya yönelik tutumlarına etkisinin Blocky kodlama ortamı kullanılarak incelenmesidir. Uygulama sürecin eğitim aşaması 4 hafta ve haftada 2 saat olacak şekilde planlanmıştır. Kodlama dersinde öğrencilerin bilgi işlemsel düşünme becerisi öz yeterlikleri ve kodlama öğrenmeye yönelik tutumları üzerine etkisinin araştırıldığı bu çalışmada araştırma modeli olarak karma (mixed) yöntem benimsenmiştir. Ayrıca ön test- son test kontrol gruplu tekrarlanan ölçümlerden oluşan yarı deneysel bir yöntem ile desenlenmiştir. Araştırmada nicel veriler bilgi işlemsel düşünme becerisi öz yeterlik algısı ölçeği (Gülbahar, Kert ve Kalelioğlu, 2018) ve kodlama öğrenmeye yönelik tutum ölçeği (Karaman ve Büyükalan Filiz, 2019) ile nitel veriler ise araştırmacı tarafından geliştirilen öğrenme sürecine ilişkin görüş bildirme formu ile toplanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 2019-2020 eğitim öğretim yılında Aksaray ilinde bir ortaokulda 5.sınıf kademesinde öğrenim görmekte olan 38 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışma grubu belirlenirken öğrencilerin ilk kez kodlama eğitimi alıyor olmasına dikkat edilmiştir. Çalışma grubunu oluşturan öğrencilerden 20’ si kız, 18’ i erkektir. Toplamda 4 haftalık eğitim sürecinin sonucunda elde edilen nicel veriler IBM SPSS 20 programında ve paket programlar kullanılarak analiz edilmiştir. Nitel verilerin analizinde içerik analizi yönteminden faydalanılmıştır. Nitel veriler yüzde ve frekans değerleri ile açıklanmıştır. Yapılan analizler sonucunda öğrencilerin bilgi işlemsel düşünme becerisi öz yeterliklerinin ve kodlama öğrenmeye yönelik tutumlarının uygulama öncesi ve uygulama sonrası değerleri karşılaştırıldığında pozitif yönde bir artış gözlenmiştir. Bu artışın, bilgi işlemsel düşünme becerisi öz yeterlik ve kodlamaya öğrenmeye yönelik tutum için istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmüştür. Bunun yanında yorumlanan nitel veriler de bu bulguyu destekler niteliktedir. Bu çalışma, bu alan ile ilgili farklı araştırmalar üretilmesine yardımcı olabilir. Blok tabanlı kodlama eğitiminde Blocky ortamının, Bilgi İşlemsel Düşünme Becerileri Öz Yeterlik Algısı Ölçeği (BİDBÖA) ve Kodlama Eğitimine Yönelik Tutum Ölçeği (KEYTÖ) Ölçeği üzerindeki toplam etki büyüklüğünü belirlemek için eta kare değeri incelenmiştir. Bulgulara göre Blok tabanlı kodlama eğitiminde Blocky ortamının, öğrencilerin bilgi işlemsel düşünme becerileri öz yeterlik algıları ve kodlama öğrenmeye yönelik tutumları üzerinde “geniş” bir etki büyüklüğüne sahip olduğu söylenebilir. Bu çalışma, blok tabanlı kodlama ve bilgi işlemsel düşünme alanında farklı faktörler de sürece dahil edilerek yapılacak çalışmalar için yol gösterici bir çalışma olabilir.The aim of this study is to examine the effect of block-based coding education on 5th grade students' computational thinking skills and attitudes towards coding using the Blocky coding environment. The training phase of the implementation process is planned as 4 weeks and 2 hours a week. In this study, in which the effect of students' computational thinking skills on their self-efficacy and attitudes towards learning coding was investigated in the coding course, mixed method was adopted as a research model. In addition, the pretest-posttest was designed with a quasi-experimental method consisting of repeated measurements with a control group. In the study, quantitative data were collected through the computational thinking skill self-efficacy perception scale (Gülbahar, Kert, & Kalelioğlu, 2018) and the attitude towards learning coding scale (Karaman & Büyükalan Filiz, 2019), and the qualitative data were collected with the opinion form about the learning process developed by the researcher. The study group of the research consists of 38 5th grade students studying at a secondary school in Aksaray in the 2019-2020 academic year. While determining the study group, attention was paid to the fact that the students were taking coding training for the first time. Among the students that make up the study group, the number of female students is 20 and the number of male students is 18. The quantitative data obtained as a result of the 4-week training process in total were analyzed using IBM SPSS 20 program and package programs. Content analysis method was used in the analysis of qualitative data. Qualitative data are explained in terms of percentage and frequency. As a result of the analysis, a positive increase was observed when the pre-application and post-application values of the students' computational thinking skills self-efficacy and attitudes towards learning coding were compared. This increase was found to be statistically significant for computational thinking skill self-efficacy and attitude towards learning coding. In addition, the qualitative data interpreted also support this finding. This study can help produce different researches in this field. In the block-based coding education, the eta squared value was examined to determine the total effect size of the Blocky environment on the Information Computational Thinking Skills Self-Efficacy Scale and the Attitude Scale for Coding Education. According to the findings, it can be said that the Blocky environment in block-based coding education has a "large" effect size on students' computational thinking skills, self-efficacy perceptions and attitudes towards learning coding. This study can be a guiding study for studies to be done in the field of block-based coding and computational thinking by including different factors in the process
    Necmettin Erbakan University Institutional Repositoryis based in TR
    Repository Dashboard
    Do you manage Necmettin Erbakan University Institutional Repository? Access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard!