Necmettin Erbakan University Institutional Repository

    A Rare Cause Chest Pain In Children: Spontaneous Pneumomediastinum

    No full text
    Spontan pnömomediastinum (Hamman’s sendromu)nadir görülen, kendini sınırlayan genellikle gençerişkin erkeklerde görülen bir hastalıktır. Pulmoner interstisyumdaalveolar rüptüre sekonder intratorasik basınçartışı sonucu, havanın hilum ve mediastene doğruilerlemesi sonucu ortaya çıkar. Olgular çoğunlukla göğüsağrısı, boyun ağrısı, sırta yayılan ağrı, ses kısıklığı,yutma güçlüğü ve öksürük şikayetleri ile başvururlar. Buyazıda çocuk acil kliniğine göğüs ağrısı ile başvurup,değerlendirme sonrası spontan pnömomediastinum(SPM) saptanan olgumuz, göğüs ağrısının ayırıcıtanısında SPM’ye dikkat çekmek amacıyla sunulmuştur.Spontaneous pneumomediastinum (Hamman’s syndrome)is a rare, self-limiting disorder commonly seenin young adult males. It occurs by the flow of air towardsto the hilum and mediastinum due to increaced intrathoracicpressure secondary to alveolar rupture. Thecases usually present with the complaints of chest pain,neck pain, back pain, dysphonia, dysphagia and coughing.In this article, we present a case of spontaneouspneumomediastinum (SPM), who admitted to the pediatricemergency clinic with the complaint of chest pain.SPM should be kept in mind in the differential diagnosisof chest pain

    Philosophical Language Of Islam: Do Peripatetics Come Again?

    No full text
    Bu yazının amacı, İslam Düşünce Tarihinin en önemli sistemlerinden birini oluşturmuş olan ve yine insanlık düşünce tarihinin en büyük simalarının ortaya çıkmasını sağlamış olan Meşşai düşünceye ve temsilcilerine karşı açık/örtük olumsuzlama gayretlerinin eleştirel düşünce bağlamında sürdürülmediğine vurgu yapmaktır. Entelektüel bir çabaya dönüşmeyen tartışmalar ve eleştiriler Gazali'den sonra çoğunluk dini bir vurgu ile ortaya çıkmaktadır. Kanaatimize göre, bu tartışmalar ve eleştiriler entelektüel çabanın biçimlendirdiği bir süreç içerisinde ortaya çıkmış olsaydı, bugün felsefi bir anakronizm ortaya çıkmayacaktı. Muhtemelen İslam dünyasının bugünkü durumu da söz konusu yaklaşım ile ilişkilidir. Bu aşamada şunu söylememiz gerekli ki, İslam'ın felsefi dili, yeniden oluşarak, dinin evrensel felsefi yorumlarını yeniden inşa etmelidir. Gazalinin bir bilge olarak yönelttiği eleştiriler ve değerlendirmelerin istismar edilerek eleştirilerin felsefi bir tartışma olmaktan çıkarılması, hem bu yönelimin imkan ve hasılalarının yok sayılmasına ve hem de eleştiri geleneğimizin heba edilmesine yol açmaktadır. Bu ve benzeri varsayımlar başta Türk İslam Düşüncesi olmak üzere, insanlığın Meşşai yoruma olan ihtiyacı vurgulanarak dile getirilmeye çalışılmaktadır.The purpose of this essay: one of the most important system has been created in Islamic History and history of human being thought's greatest figures has been provided by Peripatetizm. We try to defense against attacking Peripatetic thought and represent which include othering this thought. We show that we cannot use critical system against the tradition of Peripatetizm. The discussions and criticisms which haven't been converted any intellectual effort have been converted a religional vigilance since al Ghazali. In our opinion, If only these discussions and criticisms had been conducted in a process which had been formed by intellectual concern, there wouldn't be any intellectual anachronism of today. Presumably the contemporary situation of Islamic World -living in a status but cannot form any stance- is related to this vigilance. Unfortunately because this truth is taken no notice, the free and critical thought is deprived of the utility of divine by being pushed the philosophy out of line. In this stage we need to say that the philosophical language of Islam, read the perpetual wisdom and mercy of Islam and proceeds of humanity once more, and rebuilt the universal philosophical comments of the religion. Ghazali, who was wisdom, had made criticism and evaluation about philosophical issues. These criticism and evaluation has been embezzled. We try to show this embezzlement that is not about philosophical investigation anymore. In addition to this, this embezzlement has blocked new possibilities and wasting our historical tradition. We try to put an emphasis that Turkish-Islamic thought and humanity need the review of Peripatetizm tradition

    Investigation of Adipocytokines, Activity of GLUT and Na/K-ATPase (E.C.3.1.6.37) In Rats Fed Glucose, Fructose,Starch-Based Sugars

    No full text
    Amaç: Obezite ve diyabet bütün dünyada ciddi bir artış göstermektedir. Fruktoz, glukoz ve nişasta bazlı şeker içeren gıdaların alımı metabolik sendrom için potansiyel bir risk oluşturmaktadır. Yüksek fruktozlu mısır şurubu'nun (HFCS) önemli etkisi obezite ve diyabettir. Biz çalışmamızda; glukoz, fruktoz ve nişasta bazlı şekerlerle beslenen ratlarda, Na/KATPaz aktivitesi ile glukoz transporter (GLUT) 2, resistin, adiponektin ve diğer biyokimyasal belirteçleri araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışma ratlar üzerinde gerçekleştirildi ve 3 grup oluşturuldu. Kontrol grubuna normal diyet (%70 karbonhidrat, %20 protein ve %10 yağ), ikinci gruba yüksek fruktoz içerikli diyet [%70 karbonhidrat (%87 fruktoz ve %13 mısır nişastası), %20 protein ve %10 yağ] ve son gruba yüksek sükroz içerikli diyet [%70 karbonhidrat (%87 sukroz ve %13 mısır nişastası), %20 protein ve %10 yağ] yemi verilerek beslenmeleri sağlandı. Ratlar 8 hafta boyunca beslendi ve bu süreçte kilo takibi yapıldı. Deney sonunda alınan kanlarda HbA1c, Glukoz, Adiponektin, Resistin düzeyleri belirlendi. Karaciğer dokusunda GLUT2 düzeyleri ile Na/K-ATPaz enzim aktivitesi değerlendirildi. Bulgular: Ratlarda hem sükroz hem de HFCS ile beslenme sonucunda anlamlı kilo artışı gözlenmiş (p0.05); HbA1c, Glukoz, Resistin, GLUT2 düzeylerinde kontrol grubuna göre değişme gözlenmezken (p0.05), adiponektinde anlamlı artış olmuştur (p0.001). Fruktozdan zengin beslenme ile karaciğer Na/K-ATPaz aktivitesi değerlerinde anlamlı azalma olmuştur (p0.05). Sonuç: Fruktozla zengin beslenmenin obezite için önemli bir risk faktörü olduğu ve Na/K-ATPaz aktivitesindeki değişimlere aracılık ettiği sonucuna vardık. Adipositlerden salgılanan inflamasyon ve insülin rezistansı ile ilişkili adiponektin iki aylık HFCS ve sükroz ile beslenme sonucunda anlamlı düzeyde artmıştır ancak uzun süreli fruktoz ile beslenmede adipositokinlerin araştırılması yeni tedavi stratejilerinin geliştirilmesini mümkün kılabilecektirObjective: All over the world, shows a significant increase in obesity and diabetes. Intake of foods that contain fructose, glucose and starch-based sugar is a potential risk for metabolic syndrome. Obesity and diabetes are important effects of high fructose corn syrup (HFCS). We aimed to research, activity of Na/K-ATPase in addition to glucose transporter (GLUT) 2, resistin, adiponectin and other biochemical markers in rats fed glucose, fructose and starch-based sugars. Materials and Methods: Study was performed on rats and 3 groups were included in the study. Rats were fed with chows that were given either normal diet for control group (70% carbohydrate, 20% protein and 10% fat), high fructose (70% carbohydrate (87% fructose and 13% starch), 20% protein and 10% fat), or high sucrose (70% carbohydrate (87% sucrose and 13% starch), 20% protein and 10% fat). Rats were fed with chows for 8 weeks. In this process, the weight of the rats were followed. At the end of the experiment, blood is taken in all groups. Level of HbA1c, glucose, resistin and adiponectin were studied. GLUT2 and Na/K-ATPase activity were studied in the liver tissue. Results: A significant increase in adiponectin levels were determined in rats fed both HFCS and sucrose (p>0.001). A significant decrease in level of Na/KATPase activity were determined in rats fed both HFCS and sucrose (p>0.001). There was no significant differance level of HbA1c, glucose, resistin and GLUT2 in rats fed sucrose or HFCS (p<0.05). Conclusions: Fructose-rich diet has an effect on changes in the ATPase activity and is a major risk factor for obesity

    Ovariohisterektomi Yapılan Köpeklerde Propofol ve İzofloran Anestezisinin Derinliğinin Bispektral İndeks Monitörizasyonu ile Belirlenmesi

    No full text
    Bu çalışmada, propofol ve izofluran anestezisinde anestezi derinliğinin bispektral indeks (BIS) ve vital parametrelerin izlenmesi ile karşılaştırılması için 12 adet dişi köpek kullanıldı. Hayvanlar ovariohisterektomi operasyonu için rastgele iki gruba bölündü (n6 her grupta). Hayvanlar atropin sülfat (0.04 mg/kg, sc) ve midazolam (0.3 mg/kg, iv) ile premedike edildi. Anestezi indüksiyonu gruplarda propofol (5 mg/kg, iv) ile sağlandı. Genel anestezi ilk grupta propofol (PRO grubu) ile ikinci grupta %2 izofluran (ISO grubu) ile devam ettirildi. Non-invaziv sistolik (SAP), diastolik (DAP), ortalama arteriyel kan basıncı (MAP), nabız sayısı (HR), solunum sayısı (RR), hemoglobin oksijen saturasyonu (SpO2) ve BIS anestezi öncesi (0. dakika, T0), anestezi boyunca (T5, T10, T15) ve anestezi sonunda (T30) ölçülürken BIS ölçümü anestezi sonlandırıldıktan 5 dakika sonra (T35) da ölçüldü. HR, RR, SAP ve DAP değerleri gruplar arasında farklılık göstermedi. MAP değeri her iki grup içinde istatiktiksel olarak farklılık oluşturmadı. Bununla birlikte, T5, T10, T15 ve T30 ölçüm zamanlarında PRO grubundaki MAP değerinin ISO grubuna göre yüksek olduğu belirlendi (P0.05). PRO ve ISO gruplarında tüm ölçüm zamanlarındaki BIS değerlerinin anestezi öncesi değere göre daha düşük olduğu izlendi. BIS değerinin ISO grubunda T5 veT10 zamanında, PRO grubunda ise T15 zamanında yüksek olduğu gözlendi (P0.05). Sonuç olarak, bispektral indeksin veteriner pratikte anestezi derinliğinin ölçümünde faydalı olduğu ve propofol ile yürütülen total intravenöz anestezinin izofluran anestezisine alternatif olarak kullanılabileceği ileri sürülmektedir.In this study, 12 bitches were used to compare anesthetic depth by bispectral index (BIS) monitoring and vital parameters under propofoand isoflurane anesthesia. The animals were randomly divided into two groups (n6) for ovariohysterectomy. All animals were premedicatewith atropine sulphate (0.04 mg/kg, sc) and midazolam (0.3 mg/kg, iv). The induction of anesthesia was achieved by propofol (5 mg/kg, iv) igroups. General anesthesia was maintained with propofol (0.4 mg/kg/min.) in first group (PRO group) and 2% isoflurane in second group (ISO group). Non-invasive systolic (SAP), diastolic (DAP), mean arterial blood pressure (MAP), heart rate (HR), respiratory rate (RR), haemoglobioxygen saturation (SpO2) and BIS were measured before anesthesia (0 min, T0), maintenance of anesthesia (T5, T10, T15), end of anesthesi(T30) and additionally BIS also measured at 5 min after the terminating of anesthesia (T35). HR, RR, SAP and DAP did not significantly diffebetween groups. The MAP value did not show any significant difference within both groups. However, the MAP value detected on T5, T10, T1and T30 was higher in PRO group than those detected in ISO group (P>0.05). The BIS values detected at all measured times in PRO and ISO groups were lower than those detected before anesthesia. The BIS value detected on T5 and T10 was higher in ISO group, whereas the valudetermined at T15 was higher in PRO group (P>0.05). In conclusion, it is suggested that bispectral index is a useful tool for monitoring deptof anesthesia in veterinary practice and total intravenous anesthesia with propofol may be used as an alternative to isoflurane anesthesia

    Ovarian Ectopic Pregnancy Following ICSI-ET: A Case Report

    No full text
    Ovarian gebelik, doğal yollar ile gerçekleşen 7000-16.000 konseptusta bir oluşmakta ve bu tüm ektopik gebeliklerin %1-3 kadarına denk gelmektedir. Ovarian ektopik gebelik ovumun over içinde fertilize olması ya da fertilize ovumun sekonder olarak overe implante olması sonucu gelişir. Yardımcı üreme teknikleri sonrası gelişen ovarian ektopik gebelikler ise, embriyonun overe sekonder olarak implante olması sonucu gelişir. Bu şekilde gerçekleşen implantasyonun nedeni, embriyo transferinin ultrason kılavuzluğunda yapılmaması, uterin kavitenin derinine yapılması ya da büyük hacimli kültür mediyumunun transferi ya da her üçü birden olabilir. Burada intrasitoplazmik sperm injeksiyonu-embriyo transferi(ICSI-ET) sonrasında gerçekleşmiş ovarian gebelik olgusu sunulmaktadırOvarian pregnancy develops in every 7000-16000 conceptus that occurs naturally and this corresponds to 1-3% of all ectopic pregnancies. Ovarian ectopic pregnancy develops when an ovum fertilized in the ovary or a fertilized ovum is implanted secondarily in theovary. The ovarian ectopic pregnancy after assisted reproduction techniques develops when the embryo is implanted secondarily in the ovary. The reasons of this implantation are the actual implantation embryo transfer is not made by the ultrasound-guided, the embryo transferred to the depth of the uterine cavity, or transfer of a large volume of culture medium can cause this implantation. An ovarian pregnancy occured after intracytoplasmic sperm injection-embryo transfer (ICSI-ET) is presented her

    Bone marrow metastasis of small cell lung cancer detected by FDG-PET/CT scan: a case report

    No full text
    Öksürük, hemoptizi, kilo kaybı, yaygın kemik ağrısı şikayetleri ile başvuran elli dokuz yaşında erkek hastanın kontrastlı toraks BT'sin- de sağ akciğerde kitle tespit edildi. Kitlenin biopsi sonucu küçük hücreli akciğer kanseri (KHAK) olarak rapor edildi. Yaygın kemik ağrısı şikayeti olan hastanın kemik sintigrafisi normal olarak değerlendirildi. Evreleme amacıyla yapılan FDG-PET/BT'de kemik ili- ğinde heterojen artmış FDG (florodeoksi glukoz) tutulumu saptandı. Kemik iliği biyopsisinin patolojik değerlendirme sonucu KHAK metastazı olarak raporlandı. Klinik olarak kemik metastazı şüphesi bulunan ve kemik sintigrafisi normal olan hastalarda kemik ve kemik iliği metastazlarını göstermek için FDG-PET/BT görüntüleme akılda tutulmalıdırA mass in the right lung was detected with the contrast enhanced tomography of a fifty-nine year-old male patient presented with cough, hemoptysis, weight loss and common bone pain complaints. The result of the biopsy of the mass was reported as small cell lung cancer (SCLC). Bone scintigraphy of the patient with common bone pain was evaluated as normal. FDG-PET/CT performed for staging revealed heterogeneously increased FDG involvement in the bone marrow. The pathological evaluation result of the bone marrow biopsy was reported as SCLC metastasis. FDG-PET/CT imaging should be kept in mind to show bone and bone marrow metastases in the patients clinically suspected of having bone metastasis and with normal bone scintigraph

    Direct Cutaneous Metastasis of Lung Carcinoma: Case Report

    No full text
    Akciğer kanserinde cilt metastazı oldukça nadir görülen bir durumdur. Akciğer kanserlerinin içinde cilt metastazının yaygın görüldüğü tip büyük hücreli karsinomken, nadir görüldüğü tip skuamöz hücreli karsinomdur. Genellikle cilt metastazı, hematojen yayılım sonucunda oluşmaktadır. Bu yazıda, skuamöz hücreli tip akciğer kanserli hastada lobektomi insizyon hattında oluşan, nadir görülen direkt cilt metastazı olgumuzu sunmaktayız.Cutaneous metastasis from lung carcinoma is a rare condition. While cutaneous metastasis is commonly seen in large cell carcinoma type of lung carcinomas, rarely seen in squamous cell carcinoma type. Usually, cutaneous metastasis occurs as a result of hematogenous spread. In this report, we presented a case of direct cutaneous metastasis in lobectomy incision site, which is rarely seen in squamous cell lung carcinoma

    Renal hücreli karsinom ile birlikte midede gastrointestinal stromal tümör

    No full text
    Gastrointestinal stromal tümörler (GİST), gastrointestinal sistem (GİS)in en sık mezenkimal tümörleridir. Renal hücreli kanserler (RCC) ile birlikte bulunabilirler. İkili vakalar literatürde rapor edilmekle beraber, bunlar olgu raporları biçimindedir. Bu olgu raporunda midede GIST olan ve aynı anda RCC tespit edilen bir hasta sunulmaktadır. Tedavi kapsamında, midede kama rezeksiyonu ve parsiyel nefrektomi uygulandı. Ameliyat sonrası komplikasyonu olmayan hasta, post-op 7. günde taburcu edildi.Gastrointestinal stromal tumours (GIST) are the most common mesenchymal tumours of the gastrointestinal system (GIS). They may co-exist with renal cell cancers (RCC). While a couple of cases have been reported in literature, these are in the form of case reports. This case report presents the case of a patient with GIST in the stomach and simultaneously detected RCC. Within the scope of the treatment, wedge resection to the stomach and partial nephrectomy were performed. The patient, who had no post-op complications, was discharged on post-op day 7. Gastrointestinal stromal tumours (GIST) are the most common mes- enchymal tumours of the gastrointestinal system (GIS). They may co-exist with renal cell cancers (RCC). While a couple of cases have been reported in literature, these are in the form of case reports. This case report presents the case of a patient with GIST in the stomach and simultaneously detected RCC. Within the scope of the treatment, wedge resection to the stomach and partial nephrectomy were performed. The patient, who had no post-op complications, was discharged on post-op day 7

    The rural settlements in the district of Çumra

    No full text
    Konya iline bağlı Çumra İlçesi, kuzeyde Karatay, doğuda Karapınar, batıda Akören ve Meram, güneybatıda Bozkır, güneyde Güneysınır ilçeleri, güneydoğuda ise Karaman ili ile sınırlıdır. Bu çalışma ile Çumra ilçesi sınırları içinde yer alan kırsal yerleşme alanlarının, kuruluş yeri ve coğrafi özellikleri yerleşme coğrafyası açısından değerlendirilecektir. Araştırma sahasında jeolojik unsurlar olarak Mesozoik, Tersiyer ve Kuaterner’e ait formasyonlar yer almakla birlikte, Neojen tabakaları ve bunların üzerinde bulunan Kuaterner’e ait alüvyonlar geniş yer kaplar. Bölgenin başlıca morfolojik birimler; dağlıktepelik alanlar, ova tabanı ve Eski Konya Gölü’ne ait topografya şekilleridir. Çumra ve çevresinin iklim özellikleri yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve kar yağışlıdır. Bu iklim özelliğinin bir sonucu olarak yörede ilkbahar yağışları ile hızla gelişen ve çiçeklenen, yaz kuraklığı ile kuruyan step vejetasyonu ortaya çıkarmıştır. Çumra ve çevresi M.Ö. 7000’li yıllardan bu yana yerleşmeye sahne olmuştur. Çünkü Çumra ve çevresindeki düz ve geniş alüvyal topraklarının kolay işlenebilmesi ve bu topraklardan bol ürün alınması, bu sahanın tarih boyunca farklı insan guruplarının yaşama alanı haline getirmiştir. Çumra ve çevresinin tarih öncesini anlatan en önemli merkez Neolitik dönem yerleşmesi olan Çatalhöyük’tür. Yöre tarih öncesi dönemden sonra sırasıyla Hititler, Frigyalılar, Lidyalılar, Romalılar, Selçuklular, Karamanoğulları ve Osmanlı egemenliği altında kalmıştır. Çumra’da 2012 yılında 1 kent (Çumra ilçe merkezi), 10 belediye örgütlü (kasaba) yerleşme ve 30 köy yerleşmesi vardır. Bu çalışmamızda Çumra ilçesi sınırları içinde yer alan kırsal yerleşmelerin özellikleri incelenecektir. 2011 yılı ADNKS sonuçlarına göre Çumra ilçesi sınırları içinde toplam nüfus 64.597 olup, bunun 34.586’sı kasaba ve köylerde, 30.011’i ilçe merkezinde yer almaktadır. Çumra ilçesi nüfusunun % 54’ü kırsal kesimde yaşamaktadır. Araştırma sahasındaki kırsal yerleşmeleri; bulundukları yükselti kademeleri ve morfolojik ünitelere, konumlarına, ekonomik faaliyetlerine göre, fizyonomik özelliklerine, ormana göre ve yerleşme planlarına göre tiplendirmek mümkündür. Araştırma sahasındaki köylerin mesken tipleri ve fonksiyonları, birbirinden çok farklı özellikler göstermez. Meskenleri, geleneksel ve modern konutlar olarak iki kategoride inceleyebiliriz. Geleneksel köy konutlarının büyük bir bölümü kerpiç toprak mesken iken, dağlık alandaki köy yerleşmelerinde ise toprak ve taş meskenler karışık olarak bulunmaktadır. Araştırma sahasında yer alan bir diğer köy konutları ise modern konutlardır. Çumra ilçesindeki yerleşmelerin ulaşım imkânları gelişmiş bulunmaktadır. Zaten çalışma alanı Konya-Karaman D-715 devlet karayolu üzerindedir. İlçe merkezi ve köylerin birbirlerine olan bağlantılı yolları asfalttır.The district of çumra of Konya, situated on the south of Turkey&amp;#8217;s largest closed basin, Konya lowland, overlays 2,320 square kilometers. The neighbouring districts are Karatay in the north, Karapınar in the east, Ak&ouml;ren and Meram in the west, Bozkır in the southwest, G&uuml;neysınır in the south and Karaman in the southeast as a neighbouring city. In the study, principal locations and geographical features of the rural settlements in the district have been analyzed and evaluated in terms of settlement geography. In the research zone, not only formations as geological elements belonging to Mesosoic, Tersier and Kuarterner, but also silt belonging to Kuaterner and Neogen layers on which silt deposits covers a large area. Mountainous regions, base of lowland and the figures of topography belonging to the Old Lake of Konya consist the morphological units of the district. The mountainous regions consist of marn, conglomerate and pebbly limestone. In the western part of the çumra lowland is covered with the eastern slopes of the mountains (Abazdağ) called Erenler-Alacadağ which lay in northern and southern directions, and the plateaus in front of these slopes. In the northern and eastern parts of the land, the rest of the base of the lowland lays. The base of lowland, where silt coming from the Taurus mountains and the vicinity deposited during the Neogen Era, is in 1000-1100 m izohips. Fullfilled with the alluviums came from around and the Taurus mountains has been between 1000-1100 izohips. During the Pleistosen Era, the lowland of Konya had humid and fluvial climate and was covered by a lake roughly about 15-20 m in depth, and even today, it&amp;#8217;s possible to find residuals of the lake in the lowland of çumra which has many similarities with the lowland of Konya. The climate of the district of çumra and the vicinity is hot and dry in summer, whereas it&amp;#8217;s cold and snowy in winter. On average, the annual temperature of the region is 11 degrees in Celsius and the annual rainfall is 324 mm. The insufficiency of rainfall in the region and the irregularity in the dispersion of the rainfall for months and seasons adversely affect the vegetation cover and the humidity levels of the land. As a result of these climatical features, the region now has step vegetation with fast- growing plants and flowers in spring and totally dried out plants in summer. In the timberland in the soutwest of the district, oak and juniper exist dispersedly. The most vital hydrographical units of the research zone include the çarsamba river, The Apa dam and The Old Hotamış Lake. The 90 percent of the project of the Apa dam was to support irrigation of the fields in the region, whereas 10 percent of the project was to prevent floods. Therefore, in 1963 the dam was constructed on the çarşamba river. Another hydrographical unit is the region of the Old Hotamış Lake, and its remainder dried the Hotamış Lake is now partly swampy. Efforts and constructions are still underway around the Hotamış Lake to store the water diverted to the lowland of Konya through the Mavi T&uuml;nel project from the G&ouml;ksu Basin. In the research zone, silt, brown soil, regosol soil, hydromorphic alluvial soil and red-brown soil are common. In the lowland in the region, mostly covering soil is silt in the group of azonal soils. These soil lands are crucial for agricultural activities. In the mountainous region in the southwest of the borders of the district, there is soil in the color of red-maroon. çumra and the vicinity has been settlement since 7000 BC. As the region and the vicinity are rich in plain lands and fertile soil to cultivate and get abundant yields, the region has been a residence for many different human being communities throughout history. The Catalhoyuk, a Neolithic Age settlement, is the most important place which gives information about the history of çumra. çatalh&ouml;y&uuml;k is one of the first settlements of the world where people lived together during the prehistoric and historic ages. There are many more different hoyuk settlements remaining from the Neolithic Age and the following ages in çumra and in the other villages. After the prehistoric age, the region has been under the sovereignty of, respectively, The Hittites, The Phrygians, The Lydians, The Persians, The Romans, The Seljuks, The Karamanoğulları State and The Ottoman Empire. The settlements in the district of çumra can be divided into two groups as agricultural settlements ( village settlements, the village settlements organized by municipality) and urban settlements ( the center of çumra). At present, in çumra, there are one urban (the center of çumra), ten villages organized by municipality, and 30 village settlements. In the study, the features of the rural settlements in the district of çumra will be analyzed. According to the results of the year 2011 ADNKS, total population of the district is 64.597 (31.944 male, 32.653 female). 34.586 of the population live in small towns and villages (17.097 male, 17.489 female), whereas 30.011 of the population live in the center of the district (14.847 male, 15.164 female). The 54 percent of the population of the district of çumra live in agricultural regions. It is possible to group the names of the village settlements in the district variously. 4 villages are named because of tribal or family names, 2 villages due to individual names, 3 villages because of nature, 17 villages owing to the ancient structures and settlements, 2 villages with appellation, 2 villages because of professions, 2 villages owing to color names, and 2 villages are named because of the words qualifying nouns. The structure of 26 villages in the district is corporated, the structure of 4 villages is seperated. The categorization of the villages for their relation to the timberland may be spoken of as the following; 4 villages are in the forest, 1 village is near the forest, 25 villages are out of the forest. For the economical activities, the first economical income of 26 villages is agriculture, whereas the first economical source of 4 villages is ranching. In the research zone, the types and functions of the homes in the villages don&amp;#8217;t show significant differences. Still, in terms of the decisive features of climate and natural vegetation, the geomorphological circumstances of the villages, the common economic activities, social, cultural and economical features, there are some differences. We can examine the agricultural houses in two categories as traditional and modern. The most of the village houses consist of traditional village houses. Because there are more traditional houses in the region and they are peculiar to the region, it will be useful to analyze the traditional village houses especially for the construction materials. The majority of the traditional village houses in the district are made of adobe. The adobe is a construction material that is made of soil blended with straw, dried under sun and shaped in wooden molds. The majority of these houses have flat roofs. In the village settlements in the southwest of the research zone, houses made of adobe and stone are located. In these villages, because of heavy snowfall in winter, the houses are covered with zinc and tile widely. Besides the traditional village houses, other village houses in the research zone are modern ones. The differences between the construction materials (reinforced concrete briquette and brick), which separate these modern houses from traditional ones, demonstrate the economical standards variety of their owners. Some of these houses belong to the citizens who work abroad and these residences are seasonally accomodated. The transportation systems of the settlements in the district of çumra are well-designed and developed. At present, the research zone is on the D-715 mainway between Karaman and Konya. From all of the rural settlements to the center of çumra, the transportation is easy. The connected roads of district center and villages are made of asphalt and open for the transportation during all seasons. The distances of the rural settlements to the center of the district varies from 7 to 60 km and the majority of these villages have public transport facilities
    Necmettin Erbakan University Institutional Repositoryis based in TR
    Repository Dashboard
    Do you manage Necmettin Erbakan University Institutional Repository? Access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard!